google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM
Öne Çıkanlar tahammül Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Sağlıkçı Sağlık Bakanı CHP

Davutoğlu, Gelecek Partisi'nin 'Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem' modelini açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın istifa kararını değerlendiren Davutoğlu, istifa metninin okuduğunda önce gözlerine inanmadığını, bu kadar kötü Türkçe ile yazılmış bir metinden hicap duyduğunu söyledi.

Davutoğlu, istifa eden Bakan Albayrak'ı Erdoğan'ın sözleriyle de eleştirdi, "Türkiye Cumhuriyeti bir aşiret devleti de değildir, kabile devleti değildir. İstifanın muhatabı önce üst makamlardır, sonra kamuoyudur" dedi.

Davutoğlu, Bakan Albayrak'ın haberini saatlerce vermeyen medyaya da tepki gösterdi, "Basın, basın olduğunu iddia ediyorsa artık hangi baskıyla karşı karşıya kalacaklarından bağımsız olarak görevlerini yapsınlar. Bütün dünya basını bundan bahsederken, basınımız sessizse artık iki elinizi başınızın arasına alın" ifadelerini kullandı. 

"Türkiye bir ailenin kaderine bağlanamaz" diyen Davutoğlu, devlet kademelerinde yaygınlaşan nepotizmi bir kez daha sert sözlerle eleştirdi: "Bina devlet binasıysa, o devlet binasını düşünecek olan devlet adamlarının ailelerini o binaya sokmaması lazım. Yoksa devleti düşünemezler.

Davutoğlu "Milletimiz, Ankara'da yaşanan bu aile içi gerilimlerin devlet sistemini nasıl çökerttiğini görüyor, yolsuzlukların, yoksulluğun ne ölçüye vardığını görüyor" dedi. 

Davutoğlu'nun açıklamaları şöyle: 

"Dün gece hem devlet teamüllerimiz, hem demokrasimiz, hem basın özgürlüğümüz hem de ülkemizin eğitim kalitesi açısından ciddi bir hüzün ve hicap duydum.

Metni aldığımda bu gerçek olmaz dedim. Böyle bir istifa olmayacağından değil. Sayın Hazine ve Maliye Bakanı, Sayın Cumhurbaşkanı'na saygısı dolayısıyla bunu yapmayacağından değil. Türkiye Cumhuriyetinde bakanlık makamına gelmiş birisinin böyle kötü bir Türkçe kullanmasına inanamadığım için. Bu Türkçe ile bırakın bakanlık idare etmeyi, herhangi bir küçük kurum bile yönetilemez. Dün yaşananlar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin bütün hastalıklarını bir gecede, bütün semptomlarını belirtilerini ortaya koymuştur.

Bir bakanın muhatabından habersiz olarak istifa etmesi, bu istifayı da mertçe halkın önünde görünerek yapmaması ve sosyal medya üzerinden her türlü dedikoduya açık bir şekilde yapmış olması, devlet geleneğimiz açısından hicap vericidir.

Türkiye Cumhuriyeti kimsenin şahsi mülkü değildir. Hiçbir ailenin de iç ilişkilerine de kaderine bağlayamaz. Onlar bilmiyorsa biz Gelecek Partisi olarak onlara adım adım onlara öğretmeye, halka da göstermeye devam edeceğiz.

"ARTIK İKİ ELİNİZİ BAŞINIZIN ARASINA ALIN"

Kendisinin de sık sık söylediği bir sözü hatırlatırım: Türkiye Cumhuriyeti bir aşiret devleti de değildir, kabile devleti değildir. İstifanın muhatabı önce üst makamlardır, sonra kamuoyudur.

Bu demokrasilerde görülmeyecek bir şey. Eğer bir bakan istifa ediyorsa bunun birinci muhattabı Türkiye kamuoyudur. Kamuoyunu bilgilendirmesi gerekenler de özgür basındır. Bir istifa var, ortalıkta bir metin dolaşıyor. Ama bu metnin ne teyidi var ne tekzibi var. Üzerinden 12 saatten fazla vakit geçti. Böyle bir istifa var mıdır? Bilmiyoruz. Yok mudur? Yine bilmiyoruz. Demokrasilerde böyle şey olmaz.

"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN YÜZ KARASI BİR GECE YAŞADIK"

Basın, özgür basın olduğunu iddia ediyorsa işte burada çağrıda bulunuyorum. Artık hangi baskıyla karşı karşıya kalacakları sorusundan bağımsız olarak basın olarak görevini yapsınlar. Açık tartışsınlar. Bir iki kanalın biraz mahcup bir şekilde haberi vermesinin dışında 'ana mecra' denilen kanallar böyle bir olayı yok gördü. Bir ülkenin kaderini etkileyecek süreçte eğer bir haber ortalıkta bütün dünyada da dolaşıyor ve siz sessiz kalıyorsanız, bu affedilir bir şey değildir. Dün gece basın özgürlüğü açısından yüz karası bir gece yaşadık.

"PARLAMENTER SİSTEM KENDİ İÇİNDE TUTARLI"

Türkiye’nin 150 yıllık bir anayasa meselesi var. Hemen hemen tüm anayasalarımız reaktiftir, yani tepkiseldir. Dolayısıyla gerçek bir sistem öngörüsü ve varsayım temelinde kurgulanmamıştır. Bugün bizim teklif etmekte olduğumuz tam demokrasi için, güçlendirilmiş parlamenter sistem ise hiçbir şekilde reaktif nitelikte değildir. Tam tersine kendi içinde tutarlıdır.

Bütün anayasalar bir gücü elde tutak için yazılmıştır. Herkes kendi gücünü maksimize etmek için var olan anayasaya damga vurmaya çalışmıştır. Anayasa güç mücadelelerinin mağduru ve ürünü olmuştur. Bu da Anayasa'da sistem problemini Anayasa'nın temel ilkeleri probleminin daha önüne geçmesine yol açmıştır.

Parlamenter sistem, kapsayıcı bir demokrasinin parlamentoya ve parlamento üzerinden siyasal sisteme yansıması için en uygun modeldir. Ülke ittifaklar sistemi üzerinden neredeyse ikiye bölündü. Parlamenter sistemi savunmamızın nedeni çok uzun imparatorluklar sonrası kurulmuş olan Cumhuriyetimizin bütün unsurlarının kapsayıcı bir demokrasi içinde kendisini bir siyasal sisteme ait gördüğü bir yeni yapılanma modelini öngörmesindendir.

"İSMİNİ DE SAYIN BAHÇELİ KOYDU"

Anayasalar elit içi müzakereler sonucu ortaya çıktı. Halk ile gerçek anlamda tartışılmadı. Öyle bir güç anlayışı ki; 2007'de hocalarımızın da katkılarıyla tam parlamenter sistemi savunan Erdoğan, bugünkü çarpık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni savunmak durumunda kalmıştır.

15 Temmuz'daki direnişin sonrasında AK Parti ve MHP'nin kurmayları arasında bir Anayasa yapım süreci işledi. Biz de AK Parti milletvekiliydik. Hiçbir şekilde AK Parti'nin kurumları arasında tartışılmadı. Milletvekillerine açılmadı. İsmini de Sayın Bahçeli koydu.

Bir kişinin bütün temsil makamını üstlendiği ve toplumun yüzde 50 + 1 ile yüzde 50 - 1 arasında bölündüğü bir yapı, Türkiye gibi ülkelerde kalıcı bir kapsayıcılık, kuşatıcılık üretemez. Bugün Türkiye'nin en temel meselelerinden birisi bütün güçlerin tek bir makamda, tek bir kişide toplanması ve denge-denetim mekanizmalarının tamamıyla tasfiye edilmesidir."

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı

"TÜRKİYE'NİN İDARESİ TEK BİR KİŞİYE TESLİM EDİLMİŞTİR"

Gelecek Partisi'nin 'Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem' modelinin hazırlayıcılarından Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı "Türkiye'nin idaresi, tek bir kişiye teslim edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Cumhurbaşkanı'na çok güçlü etkiler verilmiştir" dedi.

Yazıcı'nın açıklamaları şöyle: 

"Türkiye, şu anda yürürlükte bulunan ve başka hiçbir yerde benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle yoluna devam edemez. Dün yaşadığımız olay, hiçbir demokratik devlette benzeri olmayan bir olaydır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; yasama, yürütme ve yargı alanındaki yetkilerini halkın seçmiş olduğu Cumhurbaşkanı elinde toplayan bir sistem. Dolayısıyla anayasalcılığın mantığını tersine çevirmiş bir sistem.

Cumhurbaşkanı'nın kabinesi olması yanıltıcı olmamalıdır. Bu kabine karar verme yetkisine haiz bir organ değildir. Bu organ Cumhurbaşkanı'na bir tür danışmanlık hizmeti vermektedir. Kabinenin verdiği tavsiyeler Cumhurbaşkanı tarafından dikkate alınmak zorunda değildir. Temmuz 2018'den 14 Ekim 2020'ye kadar toplam 68 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmıştır. Bu kararnamelerden 40'ı öncekini düzeltmek ya da değiştirmek için çıkarılmıştır. 

Olağanüstü rejim çerçevesinde Cumhurbaşkanı'na OHAL KHK'larını kabul etme yetkisi tanınmıştır ve bu yetki anayasamızın 148. maddesi gereği yargı denetimi dışında bırakılmıştır. Böylece Cumhurbaşkanı OHAL'e gerekçe göstermek suretiyle OHAL KHK'ları yayınlayabilecektir.

Artık Meclis milletvekilleri aracılığıyla sözlü soru yetkisinden mahrumdur. Bu ne anlama gelmektedir? Hükümet faaliyetleri konusunda hem Meclis'in bilgilenmesini önlemektedir hem de bu yolla bizlerin bilgilenmesini önlemektedir.

Bu sistemle birlikte Anayasa'mızın önceki metninde 100. maddede düzenlenen Meclis soruşturması yetkisi, çok büyük ölçüde değiştirilmiş ve bu yetki kullanılması mümkün olmayan bir mekanizmaya dönüştürülmüştür.

"BÜTÇEYİ KABUL YETKİSİ PARLAMENTOYA AİTTİR"

Meclis'in ortadan kaldırılan yetkileri arasında Bütçe Kanunu'nun kabul yetkisi de vardır. İster başkanlık sistemi olsun, ister yarı başkanlık, ister parlamenter sistem olsun Bütçe Kanunu'nu teklif yetkisi yürütmeye, kabul yetkisi ise parlamentoya aittir. Ama yeni düzenlenen 161. madde ile Meclisimizin Bütçe Kanunu'nu kabul yetkisi ortadan kaldırılmıştır. Bu yetki tamamen Cumhurbaşkan'ının uhdesindedir. 

HSK'nın 6 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Kalan 7 üyenin seçiminde Meclis basit çoğunlukla karar veriyor. Yani Cumhurbaşkanı'nın başkanı olduğu parti ile koalisyon ortağı birlikte belirliyor. Yani 13 üye tamamen yürütmenin kontrolünde.

'TARAFSIZ CUMHURBAŞKANI' MODELİ

Nasıl bir model öneriyoruz? Yürütmenin ikili bir yapıya sahip olduğu yani Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'ndan müteşekkil olduğu, Cumhurbaşkanı'nın sembolik yetkilerle sınırlandığı yani yürütme alanında hiçbir icrai yetkisi olmadığı...

Cumhurbaşkanı'nın Meclis tarafından fakat nitelikli çoğunlukla seçildiği, böylece kamuoyunun üzerinde mutabık olduğu, tarafsızlığına güven duyulan bir şahsın bu makama gelebileceği bir modeli öneriyoruz.

Hukukçu Prof. Dr. Ergun Özbudun

Yine bu modelin hazırlayıcılarından Hukukçu Prof. Dr. Ergun Özbudun da "Türkiye'de artık bir hükümet sistemi değişikliği hayat-memat meselesidir. Türkiye, tam anlamıyla kişisel bir sistemle yönetiliyor" dedi. 

Özbudun "Güçlendirilmiş parlamenter sistem, Türkiye'nin çok büyük bir önceliğidir. Şu andaki sistemin parlamenter sistemle de başkanlık sistemiyle de alakası yoktur.

Bugün muhalefet partilerinden hiçbiri bu prensiplere itiraz etmemektedir. İlke bazında bir ihtilaf yoktur. Bunu ben Türkiye'nin büyük bir şansı olarak görüyorum" diye konuştu. 

Davutoğlu, gazetecilerin de sorularını cevapladı:

Berat Albayrak krizi erken seçim doğurur mu?

"Türkiye’de psikoloji değiştiği zaman erken seçim yapılabiliyor ihtiyaç varsa erken seçim ilaçtır. Hasta ilacı kabul etmiyorsa ölmeye mahkumdur. Bir erken seçim kaçınılmazdır. Sisteme ilişkin parti içinde tartışmaların yükseldiği, Halkın sorularına cevap beklediği bit dönemde erken seçim kaçınılmamak. Ülkenin bu siyasal matematiği sürdürülebilir değildir."

Berat Albayrak örnek gösterilerek aile bireylerinin devlet kademelerine getirilmesi mi Türkiye'yi bu noktaya taşıdı?

"Nepotizme son vermedikçe demokrasiyi inşa edemeyiz, hesap verilebilirliği ortaya koyamayız. Aile bireylerinin milletvekili olması sürecinde çok kesin kurallar koyup izah etmeye çalıştım. Şimdi geldiğimiz noktada devlet bir yönetim krizi ile karşı karşıya. Aile ile devlet arasına net bir çizgi çekilmeli. Aralık ayında 'Temiz Siyaset Belgesi' açıklayacak. Aile kutsaldır, tartışılmamalı."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.