google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM
Öne Çıkanlar ses bombası sansür mimar Yasa Gelecek Partisi

Akşener'den Erdoğan'a: Yol yakınken geri dön

İYİ Parti Genel Başkanı Merak Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener'in gündeminde cuma akşamı yayımlanan sürpriz kararnamelerle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Naci Ağbal'ın görevden alınması ve İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi vardı.

İktidarın keyfi tutumlarla bir gece yarısı sözleşmeyi feshettiğini belirten Akşener, "İstanbul Sözleşmesi’nin hedefi belli: Kadınları, çocukları ve aileyi koruyup kollamak. Bu kadar net.
Ya kadınları korumayı seçeceksiniz, ya da kadın katillerine cesaret vereceksiniz. Ya çocuklarınızı kollamayı seçeceksiniz, ya da çocuk tacizcilerine yol vereceksiniz. Ya ailelerinize sahip çıkacaksınız, ya da yuvaların yıkılmasına göz yumacaksınız. Bu kadar basit"
 sözlerini kaydetti.

Merkez Bankası'ndaki başkanının görevden alınmasını 'akıldan ve mantıktan uzak, ekonomiyi de uçuruma sürükleyen bir adım' olarak değerlendiren şunları söyledi:

"Bu vesileyle, çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanı’nı uyarmak istiyorum. Görünen o ki, şimdiden o koltuğa yeni talipler var… Baktı ki bu atamalar, verilen ayarlar üzerinden oluyor, faizlerin gidişatını beğenmeyen Ayasofya İmamı, twitter üzerinden ayar verip, hem faiz lobilerine göz dağı verdi, hem de Merkez Bankası Başkanlığı’na göz kırptı."

Akşener'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

'TÜRKİYE BİR YÖNETİM KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA'

Türkiye, bir yönetim kriziyle karşı karşıya. Türkiye, hukuksuzlukla, adaletsizlikle karşı karşıya. Türkiye, milli iradeye yapılan saygısızlıklarla karşı karşıya. Cumartesi sabahı itibariyle yaşananlar, beş bin yıllık devlet geleneğimizin, başımıza bela edilen bu ucube sistemde, ne büyük bir tehdit altında olduğunun göstergesidir.

'KENDİLERİNİ SARAY SEFASINA ÖYLE KAPTIRDILAR Kİ...'

Sayın Erdoğan’ın elinde, oyuncak olduğu gerçeğine sessiz kalamayız. Devleti, şahıs şirketi zannettiklerini biliyorduk. Devleti, gelin, görümce ve damatlar için, makam kapısı gördüklerini biliyorduk. Devletin malını deniz, yemeyeni de keriz gördüklerini de biliyorduk. Ama bugün artık öyle bir noktaya geldiler ki; Devletmiş, anayasaymış, kanunmuş, artık hepsi önemiz birer detay haline geldi. Kendilerini, saray sefasına öyle kaptırdılar ki; Millet iradesini umursayan, memleketin geleceğini düşünen kalmadı.

'ERDOĞAN'IN PAŞA GÖNLÜ NE İSTİYORSA O OLUYOR'

Bu anlayışla yönettikleri Türkiye’de; Sayın Erdoğan’ın paşa gönlü ne istiyorsa, o oluyor, o yapılıyor.
Sırf canları istedi diye uluslararası bir anlaşmayı feshedebiliyorlar. Sırf canları istedi diye, gecenin bir yarısı, itibarı bağımsızlığından gelen Merkez Bankası’nın, bir başkanını daha görevden alabiliyorlar.
Sırf canları istedi diye Türk Milleti’nin kutlu iradesini hiçe sayıp, demokrasinin, hukukun, devlet insanlığının gereklerini yerle bir ediyorlar. 

'GECE YARISI AKLINA ESMİŞ VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'Nİ FESHETMİŞ'

Anayasamız diyor ki; “Anayasada, kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” Yani diyor ki; “Cumhurbaşkanı’nın karar ve işlemleri, Anayasa’nın ve kanunların üzerinde değildir, onlara tabidir.” Oysa bir bakıyoruz, bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, kendisine ek yetkiler verilmiş ve Sayın Erdoğan, millet iradesini hiçe sayan o kanunsuz yetkiyle gece yarısı aklına esmiş, ve İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmiş… Bu yetki aşımı, milletimiz için hak gaspıdır.

'SIRF ÇARPIK ZİHNİYETLİ BİR AZINLIĞA ŞİRİNLİK YAPACAĞIM DİYE...'

Sayın Erdoğan, panik içerisinde, “kimin gözüne nasıl girerim?”, “kimden nasıl siyaset devşiririm?” diye çırpınıyor. Sırf, çarpık zihniyetli bir azınlığa şirinlik yapacağım diye, Türkiye’de, şiddet gören, istismar edilen, tacize, tecavüze uğrayan, kadınların, çocuklarımızın güvenliğini, kutsal aile yapımızı kurban ediyor. İşin özü işte budur.

'YA KADINLARI KORUMAYI SEÇECEKSİNİZ YA DA KATİLLERİ'

İstanbul Sözleşmesi’nin hedefi belli: Kadınları, çocukları ve aileyi koruyup kollamak.
Bu kadar net. Ya kadınları korumayı seçeceksiniz, ya da kadın katillerine cesaret vereceksiniz. Ya çocuklarınızı kollamayı seçeceksiniz, ya da çocuk tacizcilerine yol vereceksiniz. Ya ailelerinize sahip çıkacaksınız, ya da yuvaların yıkılmasına göz yumacaksınız. Bu kadar basit.

'MERKEZ BANKASI'NI YAP-BOZ TAHTASINA ÇEVİRDİLER'

Piyasalar için, istikrar ve güvenin adresi olması gereken Merkez Bankası’nı yap-boz tahtasına çevirmeleri de işte bundandır. Biliyorsunuz, daha 4 buçuk ay önce Damat Bakanı göndermek pahasına göreve getirdikleri Merkez Bankası Başkanı da Cuma gecesi itibariyle gitti. “Damadı affettik.” diyorlardı, onun gidişine sebep olan başkan “Görevden alındım.” dedi. Görevden alındığı için, bir de teşekkür etti…Zaten her giden, nedense bir rahatlıyor. Her gidende bir huzur, bir ferahlık, son derece “zen” bir tavır…Hayretle izliyoruz. İnsan, ister istemez soruyor; “Sizi nasıl bir ateşe atıyorlar ki, ekonomideki tablo, aslında ne kadar kötü ki, görevden alınınca bu kadar rahatlıyor, üstüne bir de şükranlarınızı sunuyorsunuz?” “Memleketi nasıl bir cendereye soktunuz ki; giden her biriniz, “Allah sonumuzu hayır etsin” diyorsunuz?”

'EKONOMİYİ UÇURUMA SÜRÜKLEYEN BİR ADIM'

"Merkez Bankası Başkanı’nı göreve geldikten 4 buçuk ay sonra, bir gece yarısı görevden almak, akıldan ve mantıktan uzak, ekonomiyi de uçuruma sürükleyen bir adımdır. Türkiye, Sayın Erdoğan’ın, düşünmeden aldığı şuursuz kararlar sonucunda hem yüksek faizin acı reçetesini ödüyor, hem de, yükselen kur ve artan enflasyonla boğulmaya mahkum oluyor.

'MANŞETLERE EĞİLE EĞİLE GİDİYORSUN'

4 buçuk aylık Merkez Bankası Başkanı’nı yiyen süreçte bu defa ilginç bir şeyler oldu. Cuma sabahı, iktidara yakın bir gazete başlık atıp, faiz artırımına “Tezgah” dedi, aynı günün gecesinde yeni Başkan gitti, aynı gazetenin yazarı, en yeni Başkan oldu. Vay be… İşe bakar mısınız?...

Sayın Erdoğan; Bir zamanlar, “Gazete manşetleriyle bize istikamet çizemezler.” diyordun,
Şimdi bakıyorum da onlar sabah manşet atıyor, sen akşamına gereğini yapıyorsun. Neredeeeeeen nereye! Manşetlerle vuruşa vuruşa geliyordun, manşetlere eğile eğile gidiyorsun…Yolun açık olsun.

'ŞİMDİDEN O KOLTUĞA YENİ TALİPLER VAR'

Bu vesileyle, çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanı’nı uyarmak istiyorum. Görünen o ki, şimdiden o koltuğa yeni talipler var… Baktı ki bu atamalar, verilen ayarlar üzerinden oluyor, faizlerin gidişatını beğenmeyen Ayasofya İmamı, twitter üzerinden ayar verip, hem faiz lobilerine göz dağı verdi, hem de Merkez Bankası Başkanlığı’na göz kırptı.

Baktı ki; elin yabancısı, ülkesinde yüzde 1-2 faizi zor alırken, burada yüzde 19 veriliyor. Baktı ki; ekonomist Cumhurbaşkanı, eski bakanlar, milletvekilleri, ekonomi profesörleri, bu işi beceremiyor. O da gerekeni yaptı, ve görünen o ki, göreve talip oldu. Sayın Başkan; Siz siz olun, o koltuğa çok alışmayın. Sayın Erdoğan’da bu zihniyet varken, bu pilav, daha çok su kaldırır. Olur mu, olur… Sayın Erdoğan’ın yöneticilik kariyeri, bu tip fantastik atamalarla doludur.

'TÜRKİYE FAİZLE KUR ARASINA SIKIŞTI'

Bugün Türkiye, faizle kur arasına sıkışmıştır. Türkiye Ekonomisi’nin, bu şekilde köşeye sıkışmasının temel sorumlusu da büyük ekonomist Sayın Erdoğan’ın ta kendisidir. Merkez Bankası’nın elindeki para politikası silahının, etki alanı sınırlıdır. Sayın Erdoğan sanıyor ki; kendisi hiçbir şey yapmayacak, bütçeyi istediği gibi çarçur edecek Türkiye’de hukukun, demokrasinin, insan haklarının önemsenmediği gösteren, her türlü işi yapacak, her türlü sözü söyleyecek; sorunlar kapıya dayanınca da, meseleyi Merkez Bankası çözecek. Yok öyle bir dünya Sayın Erdoğan… 

'TÜRKİYE'NİN MAKROERDOĞANİK SORUNLARI VARDIR'

Bu kadar zenginliğe sahip bir ülkenin, makroekonomik sorunu olamaz. Bu kadar basit. Türkiye’nin makroekonomik sorunu yoktur. Türkiye’nin, MakroErdoğanik sorunları vardır! MakroErdoğanik sorunlarımız yüzünden; Onca zenginliğe karşın, 8500 dolarlık milli gelirle, Avrupa’nın sonuncusuyuz. Akıl fikir sahibi bir iktidarla, olması gereken, en az 20 bin dolardır. Böyle söyleyince, şaşıranlar oluyor. Asıl şaşılması gereken, yaşadığımız bu fakirliktir. Asıl şaşılması gereken Avrupa’nın en zengin kaynaklara sahip olan ülkesinin Avrupa’nın en fakir ülkesi olmasıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.