Bir ülkenin hükümet eli ile içe kapatılmasının en  ağır faturasını ödeyenler gençlerdir.  Bu fatura kimi zaman psikolojik rahatsızlık, kimi zaman illegal yönelimler ve suç işleme oranında artışlar olarak geri dönerken,  kimi gençlerimiz de yaşamı ertelemek şeklinde bir yol tercih ediyor. Avrupa ülkelerine gitme hayali kuran diplomalı işsiz gençlerimiz ise  hayal  eşliğinde  yaşama tutunmaya çalışıyor.

Halbuki devletten beklenen, kendi ülkesinde çalışmak isteyen herkesin en iyi şekilde yapacağı  bir işinin olmasıdır.

 Gençlerin hayallerini kendi ülkelerinde gerçekleştirememeleri kötü yönetimden kaynaklanmaktadır.  Yönetici, “yetki”yi paylaştığı ve hesap verdiği oranda ülkeyi içe kapatmayacaktır.  İçe kapanmayan ülke , gelişmiş ya da gelişmekte olan bir ülkedir.  İş imkanı çoktur. Aksi takdirde aç itin fırın delmesi,(Süleyman Demirel’in tarzıyla söylersek)  aç  (işsiz) insanın da iktidarı devirmesi mukadderdir.

Gençlerde uzun süre işsizliğe maruz kalma, politik marjinalleşme ve siyasal sisteme güvenmemeye kadar uzanan çok köklü değişimlere neden olmaktadır. Genç işsizliği nedeniyle toplumların ödediği en ağır bedel, gençlerin kendisini gerçekleştirmelerine ve üretime katkıda bulunmalarına imkân tanımayan topluma duydukları tepkidir. Topluma ve demokratik süreçlere yabancılaşan gençler suça yönelmektedir.

İşsizliğin suç işlemeye yönelik etkisinin diğer faktörlere  de bağlı olduğu bilinmekle beraber,  Fransa’da yapılan bir araştırma,  genç işsizliği ile suç arasında güçlü bir bağ olduğunu ortaya koymaktadır. Genç ve yetişkin işsizliğinin hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık ve toplam suç oranları açısından önemli ve pozitif yönde etkili olduğunu göstermektedir . Bu gelişmeler toplumdaki suç oranlarını artırmakta ve doğal olarak sosyal rahatsızlık yaratma potansiyeline de sahip olmaktadır.

 İşsizlik, bireyin toplum ile bütünleşmesinde önemli bir bağın kopması anlamına gelmektedir. İşsizliğin en gözle görülür sonucu olarak, geçimlik gelirin sağlanamayışı, açık ifadeyle yoksullaşma, genç bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığını bozmakta ve özgüvenin yitirildiği  gözlenmektedir.

 “Çalışmak istiyorum!”diyen herkese iş vermek devletin görevidir.  Bu bağlamda  hükümet görevini yapmıyor.   Bir tarafta çalışıp üretmek ve ülke ekonomisine katkı sağlamak isteyen işsiz  gençler,  diğer yanda  çalışmadan – üretmeden 3-4 maaş alanlar… 

 Üretim seferberliği yerine tüketim seferberliğini teşvik edenlerin, ekonomi gemisini   karaya oturtup “deniz bitti!”demelerine az kalmıştır.Hükümet zaruretle lüksü ayırt edememektedir.  Ülke insanının gelecek 50 yılını ipotek altına alan yanlış harcama ve yatırımlar, hükümetin plansız olduğunu zuhurata göre hareket ettiğini  göstermektedir.

Anadolu’da her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünen hükümet, bu tutumu ile  kendisinin ve çevresinde bulunan %10’luk  kesimin  “varlık mahallesi”nde yaşamaya devam ettiğini  anlatır niteliktedir.  Oysaki  %90’lık kesim “yokluk mahallesi”nda yaşıyor.  Millilik- yerlilik palavralarıyla  ülkeyi  içe kapatmanın faturasını da bu %90’lık  kesimi oluşturan  fakir – fukaraya  ödetmekten ar etmiyorlar.

Son zamanlarda hükümet tarafından dillendirilen  Bireysel Emeklilik Sistemi  (BES)nin de akıbetinin  işsizlik Fonu, Sayıştay denetimine tabi olmayan    Varlık Fonu  ve rezervleri tüketilen  Merkez Bankası gibi  olacağı düşüncesi kaygı veriyor. BES’e  göz dikmek yerine,  danışılmayan danışmanlar ordusuna, işlevsiz kurul üyelerine  ödenen paraları gözden geçirmek daha doğru olacaktır.

Seçili siyasi iktidarın iktidarda kalabilmesi için sorumluluk üstlendiği dönem içinde  ekonomik göstergelerin  kağıt üstünde değil  halka yansıyacak şekilde  iyi olması, toplumsal yakınlaşmanın sağlanması, güvenlik zafiyetinin olmaması,  vatandaşın refah düzeyinin artması…gerekir.  Oysaki  bütün bu göstergelerin negatif yönde ivme kazandığı gizlenemez durumdadır. Hem  ekonomik  durumu  en iyi anlatan Türkiye’nin   kredi notu,  kredi derecelendirme kuruluşu  Moody’s tarafından  Kemal Derviş’in  Türkiye’ye  ekonomiyi düzeltmek için  çağırıldığı dönemin  altına düşürülecek,  hem de “  5 yıllığına seçildim, 2023’e kadar seçim yok!” diyeceksin. Bütün batağa rağmen seçimin  zamanında yapılması  ancak iktidarda olan ya da iktidarın nimetlerinden  azami  yararlanan %10’luk  mutlu azınlığın arzusu olabilir.

Ülkemizde  eğitimli genç işsizliği yetişkin işsizliğine göre daha yüksek orandadır.  Eğitim ve işsizlik arasındaki ilişki  ülkelerin  gelişmişliği bakımından önemli bir göstergedir. Gelişmiş ülkelerde eğitim arttıkça işsizlik azalırken bizim ülkemizde tam tersi bir durum gözlenmektedir; eğitim arttıkça işsizlik de artmaktadır.

Gençlerine iş veremeyen  ilgililer,  depresif durumların oluşmasına  sebebiyet vererek  hasta toplumun oluşmasına   yardım  etmektedirler. İşsizlik nedeniyle oluşan gelir yokluğu sonrakiyıllarda  telafi edilebilirken,  işsizlik probleminin  neden olduğu  psikolojik sorunları  gidermek mümkün olamamaktadır. Mevcut  şartlar altında  işsizlik sendromu yaşayan  genç bireylerden  sağlıklı toplumu inşa etmesini bekleyemeyiz.

Görünen o ki, gençlerimizi işsiz bırakarak hasta topluma talibiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.