Önceki gün Galip Erdem’in ölüm yıldönümüydü. Kendisini tanıma, yüz yüze görüşme imkanım olmadı, ancak onu tanıyanların hepsinin ondan övgü ve sitayişle bahsetmesi insan ve bir Türk milliyetçisi olarak taşıdığı meziyetlerin güzelliğini gösteriyor. Ben de kendisini rahmet ve saygı ile anıyorum.

Milliyetçi hareketin harcında emeği olan insanların anılması, hatırlanmasından daha önemli olan onların fikir ve karakterlerinin anlaşılması, düşüncelerinin güncellenerek bugüne taşınmasıdır. Ne yazık ki bu yönde bir sorgulama ve anlama cehdinin çok uzağındayız.

Galip Erdem denilince aklıma hep ona atfedilen şu sözler gelir: “MHP o kadar önemli bir partidir ki bir ülkücüye teslim edilemez.” Bu ifadede irdelenmesi gereken iki husus var, birincisi MHP’nin önemi, ikincisi niçin bir ülkücüye teslim edilemeyeceğidir. MHP ülkücülerin partisi ise onu bir ülkücünün yönetmesinden daha tabii ne olabilir? Burada Galip Erdem’in ülkücülere bakış ve yaklaşımının izlerini görmek mümkün. Herhalde bu bir hafife alma ve yetersiz görme tespiti olarak yorumlanamaz. Olsa olsa MHP’nin misyonu ile Ülkücülerin fedakarlıkları, hesapsızlıkları, serdengeçtiliklerinden kaynaklanan fevrilikleri düşünülerek bu söz söylenmiş olabilir.

MHP’ye yüklenen misyon ise bellidir ki Galip Erdem’in dünyasında çok istisnai bir yere sahiptir. Farklı milliyetçilik tipolojileri olmasına rağmen, MHP milliyetçiliği daha çok devletçi bir öze sahiptir. Milliyetçiliğini devletin amaç ve hedeflerine göre belirleyen MHP bu çizgisi ile adeta devletin bir parçası, mütemmim cüzü haline gelmiştir. Bu misyonundan dolayıdır ki   yönetim mekanizması ancak bu misyonu sürdürebilecek kadrolara açıktır. Ülkücüler ancak bu dengeyi bozmayacak sayı ve ağırlıkta bu mekanizmanın içinde  bir garnitür olarak yer alabilirler.

Bu tespitimize kendini MHP ile özdeşleştirmiş, kesimlerden itirazlar gelebilir. Her yorum onu yapan için doğrudur, farklı düşünen farklı yaklaşımlara sahip olanlara da saygı duymak gerekir. Lakin MHP/İYİ Parti ayrışması dikkatle incelendiğinde bu gerçek olanca çıplaklığı ile ortaya çıkar. MHP delegasyonunun kahir ekseriyeti yenilenmeden, yeni bir başlangıç yapmaktan yanayken MHP’yi kongreye çekmek mümkün olmamıştır. Bunda MHP’nin büyümesini kendisi için tehdit olarak gören iktidarın katkıları kadar MHP’yi bir devlet kurumu olarak gören güvenlik bürokrasisinin de büyük etkisi vardır. Sayın Akşener, MHP delegelerinin hepsinin desteğini alsaydı bile, MHP’de bir yönetim değişikliği mümkün olmayacaktı. Çünkü devlet MHP’yi bırakmak istemiyor.

Bugün Türk Milliyetçiliği ile ilgili analiz ve araştırmaların gözardı ettiği husus budur. MHP’nin kendini güncelleyemediği, geçmişin hatıraları ile yetindiği, hayatla arasındaki makasın gittikçe açıldığı yönündeki analizler doğru fakat eksiktir. Milliyetçiliğin devletçiliğe indirgenmesi, farklı ses ve fikirlere kulak tıkanması, sivil olması gereken bir partinin -devlet partisi- durumuna getirilmesi bugünkü fikri çoraklığın başlıca sebeplerinden bazılarıdır. Devletin MHP ile kurduğu  hegamonik ilişki her türlü fikri açılımı bastırmakta, milliyetçiliğin kendi mecrasında yürümesine, ülke sorunlarına çözüm üretmesine de engel olmaktadır. MHP’yi elde tutmak  sanılanın aksine devlete bir katkı yapmamakta, milliyetçiliğin erimesine, milliyetçiliğin düşünce anlamında tıkanmasına, giderek özgül ağırlığını kaybetmesine neden olmaktadır. Türk milliyetçiliğinin güç kaybetmesi aslında milli/ulus devletin en önemli dayanaklarından birini yitirmesi anlamına gelmektedir. Günümüzde milliyetçilerin farklı alternatiflere yönelmelerinin, yeni güç merkezleri oluşturmaya çalışmalarının arkasında bu bastırılmışlığı aşma çabası vardır. Milliyetçilik fıtri bir duygu olduğundan kendisine er geç bir mecra bulacaktır. Bir şehirde oturan insanlar daha çok mahallelileri ile ilişki kurar, şehir dışına çıkanlar hemşehrilerini, ülke dışına çıkanlar ise milletdaşlarını ararlar. Bu duygu, milliyetçiliği hayat veren duygudur. Ülke dışında kurulan Türk dernekleri, ülke içindeki hemşehri dernekleri ve hemşehri mahalleleri bu hissiyatın bir sonucudur. Milliyetçiliği bastırmak, kontrol etmek, denetlemek, kullanmaya çalışmak sadece milliyetçiliğe zarar vermez, onun korumayı kendine misyon edindiği devlet ve millete de zarar verir. Onun için devlet içindeki kurumlar Milliyetçileri yedeklerinde tutmak için milliyetçi siyasete müdahale etmekten vaz geçmelidirler. Türk milliyetçiliği, milliyetçiliği ayaklar altına alanların payandası olamaz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.