google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Yenilginin sadece harp meydanlarında olduğunu zannediyorduk.

Oysa ki en büyük yenilgi, küresel sermayenin  sağlığımızla oynamasıdır.

Eskiden bu kadar çeşit öldürücü hastalık olmuyordu.  

Ne hap ne de doktor diye bir şey bilmezdik.

En çok üşütme olurdu…

Kızılağacın yapraklarına sarılıp terleyince bir şey kalmazdı.

Ihlamur soğuk algınlığı için en geçerli ilaçtı.

Balgam sökmeye kara kovan bal…

Şimdi her birimizin dolabı adeta ilaç deposu…

Yine de olmuyor…

Hilebazlık, inanç ve iman zaafı…

LGBT gibi hastalıkların salgın halde artışı ile bekâr evleri virüs saçıyor.

“Tüfek icat edildi, mertlik bozuldu.”

Helal gıdanın kalitesini, helal haram düşüncesi olmadan kazanma hırsı olanlar bozuyor. Arılara bile hileyi öğrettiler.

Ağustos sıcağına süt bozulmaz mi?

Köylünün sütü bozulmuyor!

Köy yumurtası sahte…

Kümesi köyde ise, yemin ediyor köy yumurtası.

Güzelim “doğal balık” zevkimiz tarihe karıştı.

Deniz kenarında ürettiği kültür balığının etiketine “Deniz Balığı” yazıyor..

Bahçe için güya aldığım ahır gübresi içerisinde onlarca şırınga atığı çıkınca, anladım,  “Türk Milletinin efendisi köylü” ahırındaki hayvanlarına hormon veriyor.

Ülkenin birçok yerlerinde üretilen mundar domuz etini biz tüketiyoruz.

Naylon bidonlarda aldığımız sular bile zararlı.

İsrail’ın genleriyle oynadığı tohumlar bir sene verir ikinci sene toprağı da zehirler.

Bahçemde denedim.

İlk  sene verdi daha sonra üç yıl verim alamadım.

1980 öncesi, terör eylemlerinde ölen genç çocukların yüzlercesinin otopsisini  Tip Fakültesi Adli Tıp Kürsüsü  başkanı,  Hukuk Fakültesinden hocam olan Profesör Adnan Öztürel ile yaptık. Aşağı yukarı her otopside aileye soruyordu:

 “Evinizde yağ olarak ne kullanıyorsunuz?”

Margarin kullananların damarları kireçli,

Tereyağı kullananların damarları ise tertemiz.

Bir de sigara içenlerin ciğerleri soba borusu gibi.

Kireçli damar ile soba borusu ciğerler virüse dayanır mı?

Görülen o dur ki…

Serum ve diğer ilaçlara dünya kadar para ödediğimiz halde yine de tam sonuç alamıyoruz. Alamayacağız da…

Sonuçta, bağışıklığı güçlü olanlar kalacak, zayıflar gidecek.

Biz durmadan cenaze defnedeceğiz,  birileri para kazanacak.

Bu da asrımızın adı konulmayan savaşıdır…

Çok geçmez…

Rantiye aklı ile ruhsat verilen çürük binaların altında kalabiliriz…

Astım hastası olduğum için temiz havanın ne demek olduğunu bilirim.

İç içe giren binalardan, araçlardan Ankara’da oksijen kalmadı.

 Şehir dışına kaçınca ancak rahatlıyorum…

...

Çare, doğal üretim, doğal hayat…

Eskiye dönüş…

Eski eski olduğu için atılmazdı, biz attık ve de yenik düştük.

Şimdi miskin gibi şehirlerde vakit öldürme yerine, bir karış  toprağı olanlar hemen çapayı ve beli eline alarak arazilerine koşmalıdırlar…

Toprağı anlından öpmeliyiz…

Doğal süt, et, yumurta, arpa, buğday…

Devletin elinde bunca çiftlik ile boş araziler var…

Para var, pul var, eleman var…

Ne yaparsan yap, ey devlet!

Bağışıklığımızı geri ver.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.