Akademide 20047-2015 yılları arasında, sahte yollarla alınan “yabancı dil belgeleri” ve “ayarlanan jürileri”, bu şekilde elde edilmiş “Doç./Prof. unvanları” sürekli yazılıyor, ama bir şey değişmiyor. YÖK, bu konuda adım atmıyor. Sn. Cumhurbaşkanımızda çok sessiz!..

 

Bugün başka bir sorunu dile getireceğiz….

Diğer bilim dallarını bilmiyorum, ama, sosyal-sanat alanında yaygın bir uygulama var. Akademide Arş.Gör.’ler, Yüksek Lisans/Dr.-SY. öğrencileri ile yapılan ortak bildiriler, bitirilmiş tezler var.

Oysa zaten o tezlerin karşılığı "titr" ile alınıyor. Bir kere daha aynı konuyu sunup, teşvikte/unvanda kullanmak "etik" olmasa gerek

Bir Doç./Prof.'un 10 bildirisinden 3'ü böyle olabilir; mezunları alıştırmak, yol göstermek, heyecanlarını yenmelerini, sunum özelliklerini bilmelerini sağlamak çok önemli.

Ama 10 bildiriden 9 tanesi olamaz. “Etik” değil; bir yerde kullanma, hazırdan yeme, öğrencisinin yaptığı çalışmaya isim ekleme v.b. oluyor.

Eğer bildiri, Disiplinlerarası olursa iki-üç yazarlı olabilir. Ama; "aynı alanda" o kadar çok ki!..

Hatta, bildiri içinde Disiplinlerarası sözü çok geçiyor, ama bildiri aynı alanda iki akademisyen tarafından yapılmış.

Ama, fark etmiyor, çünkü önemli olan nitelik değil, nicelik…

Gelsin unvanlar/teşvikler!

Bu konuda tweet attıktan sonra isimler ve kurumlar yağmaya başladı. Demek ki; akademisyenler kurumlarında olanların farkında, bir etiklik/temiz akademisyen hareketi başlasa arkası çorap söküğü gibi gelecek…

Bakın bugün (09.12.2019) sosyal medya çalkalandı; Habertük’te yapılan yayında gerçekler ortaya çıkmış: 67 rektörün uluslararası atıf yapılmış bilimsel çalışması (sıfır), 71 rektörün bildirisinden alıntı yapılması (sıfır),ama olsun 207 üniversitemiz var…

Sn.Cumhurbaşkanımız;

a)            “Eğitimde gelinen noktadan memnun değilim” diyor.

b)           “Vakıf Üniversiteleri para kazanmaya başladı. Düzenleme getireceğiz” diyor.

c)            Rektör kriterlerini kolaylaştırıyor.

d)           3 yıl Prof. olma şartını getiriyor. (İstediği atama için KHK ile  bir yıla düşürüyor)

e)           Uluslararası yayın-atıf yapmayı gözardı ediyor.

f)            Rektör  atamasını kendi üzerine alıyor, sonra da; “rektörlerden de memnun değilim, rektör olma kriterlerini ağırlaştıracağız” diyor.

Bu şekilde;

a) Her Prof. un rektör olabileceği öngörülüyor ki, bu Külliye’ye baskılara yol açıyor...

b) “Kim önce Sn.Cumhurbaşkanına ulaşırsa”, o rektör oluyor deniliyor…

c) “O atanmış, benim neyim eksik” diyen Prof., Külliye’de çalışan danışmanlara/kurul üyelerine ulaşmaya çalışıyor.

d) Bir rektörün Hanımefendi’nin korumasının akrabası, birisinin CB uçağının pilotunun eşi olmasının çok dillendirilmesi, Hanımefendi üzerinde baskı oluşmasına sebep oluyor.

Bu durum TRT Müzik’te “program yapmak” için de kullanılıyor.

Kısaca, oturmuş düzenleri bozunca artık dikiş tutmuyor.

Makam meraklı kişilerin ayak oyunları ortaya çıkıyor ki, bu çok tehlikeli ve makamları yıpratıcı bir durum…

Eski Y.Doç.ler, “tenzili rütbe” yapılarak, özlük haklarında bir iyileştirme yapılmadı. Durumundan ve yeni unvanından memnun bir tane akademisyen bulamazsınız…Bu unvan 7100 sy.yasanın kabulünden sonra girenlere uygulanmalı, mevcut Y.Doç.’lerin üretenleri bir üst unvana geçirilmeliydi.

Yine de vakit geçmiş değil. Bir KHK’ya bakar…

Üstelik, oğul Bilal Erdoğan, 6-7 Üniversitenin Mütevelli Heyetinde yer alıyor, ama özlük haklarından hiç bahsetmiyor.

Prof. sultasını görmüyor…

Kısaca, anlamak ve çözmek, yine Sn.Cumhurbaşkanımızın elinde…

Olabilir mi dersiniz?!...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.