Kadına duyulan düşmanlık (mizojini)  ilk insanın yaratılmasından günümüze kadar farklı biçimlerde kendini göstermiştir. Düşmanlığın ortak noktası -ister Batı kültüründe ister Doğu kültüründe-  kadına yönelik olmasıdır. 
Düşmanlığın derecesine göre uygulanan ceza yöntemleri de farklılık göstermiştir.  Kimi zaman kadınlar odun ateşinde yakılmaya layık, kimi zaman ikinci sınıf insan muamelesi görmeye alışık, kimi zaman erkeklerin güzel görme isteklerini yerine getirmeye mecbur, kimi vakit de evden çıkamayan ev işleri ile sürekli meşgul olan çaresizler olarak ele alınmıştır.
Jack Holland’a göre, kadın düşmanlığında bulunan temel güdü, erkeğin kadına,  kadının da erkeğe karşı duyduğu arzudur. Burada nefret ile arzu girişik haldedir.  Bu sebeple kadına düşmanlık karmaşık bir yapıya sahiptir; temelinde,  erkeğin kendi içinde çatışması yatar. 
Çeşitli ortamlarda aşağılanan kadınlar,  Katolik dünyasında erkeklerin kiliseye girmeleriyle kadının saygı gören hatta tapılan hali, erkekte iç çatışma yaratmıştır. Bakire Meryem’in Tanrı’nın ruhundan üflendiğine inanılan İsa’nın annesi olması gerçeğinden hareketle, kadınlar aşağılandığı gibi nadiren Meryem’in şahsında üst mertebelere de çıkarılarak yüceltilmiştir.
Etkili iki kadın  figür Yahudi inancında “Eva” (Havva) ve eski Yunanlılarda  “ Pandora” dır. Tanrı’nın merhamet dolu cennetinden kovularak, cennette işlediği fiilin sorumluluğunu dünyada  kadının sırtına yüklemek ve bu ağırlıkla yaşamaya mahkum etmek kadınları içinde bulundukları durumu sorgulamaya  teşvik etmiştir.Yunanlılar Pandora’ya, insanın sonlu oluşunun  suçunu yüklemekle kalmayıp erkeğin antitezi  olduğunu hatırlatarak sınırları içinde kalması gerektiğini de öğretmiştir.
 Atina’da kadın, kanunlar karşısında bir çocukla aynı yerde duruyordu; evini ancak bir vasinin eşliğinde terk edebilirdi.  Kendi evinde ayrı bir yerde otururdu.  Resmî eğitim kurumlarına kızlar/ kadınlar gidemezlerdi.  Filozof Demokritos, kadının düşünmeyi öğrenmemesi gerektiğini, öğrenirse bunun kötü sonuçlar doğuracağını ifade etmiştir. Eski Yunan kültüründe,  karısına  okuma yazma  öğreten  koca,  yılanın zehrine zehir katmış  olur.  
 Platon, kadını genel olarak güçsüzlük alanı içine hapsederek fiziksel, düşünsel ve cinsel müdahalede bulunarak kadın düşmanlığının felsefî temellerini attığı gibi, öğrencisi Aristoteles’te aynı kuramın bilimsel savunmasını yapmıştır. Fatmagül Berktay’a göre, Aristoteles kadına sadece doğurmak ve annelik görevini vermekle sosyal alanlardan onu tecrit eden en acımasız fikir insanı olarak tarihe geçmiştir. 
 “Eski Yunan’da kadından nefretin nedeni, kadının özgür olduğunda erkeklere yapacağı kötü şeylerin olduğu varsayımından kaynaklı bir korkuydu.  Zaman zaman kadınlar kendilerine reva görülen duruma isyan etmişler; ama bu sadece aile içi sorunlarla ilgili bir isyan olarak kalmıştır. 
Romalı kadınlar ise tavırlarını en başta koyarak baskı altında tutulmalarına izin vermediler; duygularını, istekleriyle gösterme becerisini uyguladılar.  İsyanlarını kamuoyu ile paylaşarak perde arkasında kalmaktan kurtuldular.  Roma,  kadın- erkek savaşının verildiği dünya imparatorluğuydu. Kimi zaman Romalı kadınlar kocalarını öldürmüşler, kadın gladyatör olarak savaşmışlar, ataerkil aileyi sallamışlardı. 
 Kimi dinler ve filozoflar kadını delilik çizgisine varacak kadar dışlamış ve ona güvenmemiştir. Hem eski Yunan hem de Orta Çağ toplumlarının tarihleri süresince kadınların dışlanması,  şeytanla eşdeğer görülmesi, Atinalı kadınların yaşamlarının büyük bölümünü kapalı kapılar arkasında  geçirmeleri,  Orta Çağ’da ve   Yeni Çağ’ın  başlangıcında  cadılık suçlamalarıyla yakılması,  bu ters bakış açısının günümüze kadar uzanmasının nedeninisistematik düşmanlıkta aramak icap eder.
  Kadın düşmanlığı sadece Batı kültüründe canlı değil; aynı zamanda Doğu kültüründe de canlıdır. Erkekler bir şeye öfkelenince kadının yaratılışında bir eksiklik bulmakta gecikmiyor.   İnsanların çağ açıp çağ kapayan pek çok buluşu bulmadan önce “kadın düşmanlığı”nı bulmaları düşündürücüdür.
Bu düşmanlık halen pek çok kadını esir ediyor. Kadın düşmanlığı en uzun yaşayan ön yargıdır ve halen yıkılamamıştır. Bu güne kadar kadınlara yönelik ayrımcı yaklaşımın hiçbir ırk ya da dine bu denli sistematik ve sürdürülebilir uygulanmadığını biliyoruz.  Hiçbir zümre de dünya üstünde bu denli haksızlığa uğramamıştır.
Kadınların dünyadaki toprak mülkiyetinin yüzde birinden  azına sahip olduğu;  Asya, Afrika ülkelerinde  pek çok kız çocuğunun  halen okula gitmediği göz önünde bulundurulursakadına verilen değer de netleşecektir.
Kadın düşmanlığını yaşıyoruz ve kanıksıyoruz. Bu sebeple de tepki bile vermiyoruz. 6 Kasım 2003 New York Times gazetesinde yayımlanan bir yazıya göre bir seri katil, 20 senede 50’ye yakın kadını öldürüyor. Bu seri katilin insanlık dışı eylemi için sadece psikologlara başvurmakla yetiniliyor.  Fakat bu öldürülen kurbanlar Yahudi, Ermeni, Alman veya siyahî ya da bir başka vatandaş olsaydı insan hakları bağlamında ele alınırdı. Oysaki günümüzde kadınları öldürmeye ancak bir hastalık olarak bakılıyor.  Bu durum dünya ölçeğinde yaygın olan kadın düşmanlığının dışa vurmasıdır.
Kadın düşmanlığının çözülebilmesi için, kadınlarla erkekler arasındaki ilişkinin her cephesinde çeşitli yöntemler denenmiştir. Denenmeyen tek şey bakış açısını değiştirmektir. Erkeğin kadına yönelik “öteki” şeklindeki bakışı değişmelidir. Kadınlar da kendilerini “diğerleri” diye ifade edenleri haklı olarak karışık bir problemle yüz yüze bırakmıştır. Kadın hayatın dışına itilebilen bir “öteki”  olmamalıdır.
 İstemediğimiz her insan ya da grupla ilgimizi kesmemiz mümkündür; fakat içi dışı kadın düşmanlığı ile dolu da olsa bir erkeğin, kadınla ilişkisini bitirmesi imkânsızdır. Kimi kabileler kadınlarını yatak odasından çıkarabiliyor.  Antik Yunan’da soylular kadınları evlerinin en görünmez köşesine itebiliyor; Katolikler kadını manastır duvarının arkasına saklayabiliyor. Fakat bütün bunlar kadın- erkek arasındaki ilişkinin hayat için vazgeçilmez derecede lazım bir ilişki olduğu gerçeğini değiştiremiyor. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.