google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

   Allah(cc) Milletimize bir daha darbe ve darbe benzeri günler yaşatmasın. Ülkemizi demokrasiden uzaklaştırıp totaliter rejime doğru yelken açanlara fırsat vermesin.

  Darbe kime karşı yapılmışsa, darbe sonrası süreçte darbeye hedef olanların iktidara geldikleri gerçeğini unutmayalım. Darbeler bugüne kadar, pili bitmişleri şarj etmiştir. Faydacı bir yaklaşımla, günü kurtarmak adına darbecilere destek olanlar hep kaybetmişlerdir.

  104 emekli amiralin yayınladıkları bildiriden bahsediyorum. Belki de muhteva olarak itiraz edilmeyecek bir açıklama anacak şekil ve üslup olarak o kadar yanlış ki maksat bağcıyı dövmek değilse muhteva güme gitmiştir.

  Son 60 yılda; darbe, muhtıra ve bildirilerden o kadar başı ağrımış bir ülkeyiz ki, bu konulardaki en ufak imalar dahi rahatsız edici olabiliyor. Mesela bu tür bir bildiri; Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde yayınlanmış olsaydı muhtemelen pek de ciddiye alınmaz ve gündem dahi olmazdı.

  “Bildiri” ne demek? Daha en başında pozisyonunuz ofsayt!...

  Bildirideki üsluptan, söz konusu emekli amirallerin asker sıfatının kendilerine verdiği güçten vehmederek hareket ettiklerini anlayabiliyoruz. Böyle olunca, bizim de hassasiyetimiz olan Montrö Antlaşması konusunda yapılan tüm uyarılar dahiehemmiyetini kaybetmiş oldu. Maksat üzüm yemek, yani Montrö Antlaşması konusundaki hassasiyetlerini dile getirmek olsaydı, üslup böyle olmazdı. Yani biraz da hükümete kızıp, Montrö Antlaşması konusundaki duyarlılığımızı kullanarak ültimatom mu vermek istediniz?

  104 amiral yani generalin yayınladıkları bildirinin darbeyi çağrıştırdığını bilmemeleri mümkün değildir. Keşke bu açıklamaya 104 emekli amiralin yanında 500 de sivil imza atmış olsaydı ama maksat başka olunca özellikle iktidara karşı muhtıra görüntüsü verilmeye çalışılmış.

  Bu tür bildiri ve muhtıra çağrışımı yapan eylemler ancak iktidara can suyu olabilir. Muhalefet partileri, iktidar partilerinden önce bu bildiriye itiraz etmeliydi. Bugüne kadar yapılan hiçbir darbe, muhtıra ve bildirinin memleket hayrına olmadığını millet olarak iliklerimize kadar anlamış bulunuyoruz. Millet olarak, en son 15 Temmuz’da FETÖ’nün ihaneti ve darbe girişimine nasıl karşı koyduysak bundan sonra da her türlü darbe girişimine karşı koymayı öğrendiğimize inanıyorum.

  Bu emekli amiralleri bu kadar ciddiye almanın da çok abartılı olduğunu düşünüyorum. Bir genel başkanın Saddamvari bir açıklama ile: “Bu amirallerin rütbelerini sökelim” açıklamasını da çok yanlış buluyorum. Ne oldu hukuk devletine?

  Değil emekli askerler, muvazzaf olanları dahi bu güzel ülkemde gayrı darbeye teşebbüs edebileceklerini düşünmüyorum. Devlet olarak alınan tedbirlerle darbeler çağı tarihe havale edilmiştir. Kaldı ki ne dünyada ne de Türkiye’de emekli askerlerin darbe yapabildikleri görülmemiştir. Talat Aydemir hadisesi bambaşkadır. Acar Okan’ın ‘İsmi Lazım Değil’ kitabında bu konu tafsilatı ile anlatılmaktadır. Talat Aydemir darbe hazırlıklarının tamamını emekli olmadan yapıyor. Darbe yapmasından şüphe edildiği için de emekli ediliyor ama ekibi görevlerinin başındadır. Neticede de zaten başarılı olamıyor.

  27 Mayıs darbesinden itibaren Anayasaları hep askerler yani darbeciler yapmıştır. Askerler anayasa yaparken kendilerine darbe yapabilme kapısını sürekli açık bırakmışlardır. Ancak son Anayasa darbe karşıtı olan siviller, bugünkü iktidar partileri tarafından yapılmış olup, darbelere tüm kapılar kapatılmıştır.

  Her seferinde darbelere muhatap olanlara, mağdur olanlara millet sahip çıkmıştır. Darbecileri, darbeden yana olanları, ülkenin gördüğü zararları ve darbeye muhatap olanların sonradan karlı çıkmalarını iyi okumak gerekir.

  Bugün, 104 emekli amiralin bildirisine iktidarın bu kadar sert cevap vermesinin politik olduğu kanaatindeyim. Bu emekli askerlerin darbe yapma ihtimallerinin ve güçlerinin olmadığını en iyi iktidar sahipleri biliyordur. Elbette her ihtimale karşı söz konusu emekli amirallerin, halen muvazzaf general ve amirallerle bu bildiri bağlamında bir bağlantıları olup-olmadığı araştırılmalıdır ama bu kadar ortalığı tozu-dumana katmanın da bir âlemi yoktur.Bu tür densizliğe karşı devlet elbette gereğini suhuletle, hukuk devleti bağlamında yapmalıdır ancak denetim odaklı korku kültüründen de kendimizi kurtaralım gayrı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.