Öne Çıkanlar parti Macron

Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Şans Sohbetleri’nde son dönemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi. Alınan kararlar çerçevesinde Türkiye’nin neredeyse en yüksek negatif faiz veren ülke olduğu yorumunu yapan ikili, faizin enflasyonla dengelenmediği bir ortamda enflasyonu artıracak talep yaratılacağını kaydetti. Dövizi kontrol etmek için peş peşe gelen tedbirlerin ise yatırım iştahını da etkileyecek bir noktaya geldiğini vurguladı.

Güldağ: Son dönemde alınan kararlar çerçevesinde ‘neler oluyor’ diye sorarak başlamak istiyorum. En son SPK’dan yapılan açıklama ile serbest döviz fonlarına yüzde 15 gibi bir stopaj geldi. Aslında bütün bunların sonuç, nedenleri var. Biraz karikatürize ederek söyleyeceğim ama doları, euroyu istemiyoruz, dövizi istemiyoruz anlaşılan. Bugün için söylüyorum tabii... Görebildiğim kadarıyla bugünkü politikanın merkezinde faiz var. Düşük faiz istiyoruz. Orası malum. Bunun için enflasyonun da düşmesi lazım. Yoksa sürdürmek mümkün olmaz. Şu sıralar Türkiye herhalde dünyada en yüksek negatif faiz veren ülkelerin başında geliyor. Mevduat faizi nette en çok 7 civarında. Enflasyon yeni açıklandı; yıllık 11.39. Yüzde 4'ten fazla negatif faiz var. Negatif faizle vermek fiili ne kadar uyuşuyor onu da bilmiyorum. Alan demek daha doğru... Şimdi temel ürün gruplarında mayıs enflasyonunda da gördüğümüz gibi kurun ciddi etkisi var. Biraz da yeni sezon etkisiyle ama sonuçta giyim-ayakkabı grubunda yüzde 7'ye yakın artış yaşandı. Zaten ne zaman Türk Lirası değer kaybetse, yani bir nevi devalüasyon olsa, mutlaka enflasyon olarak geri dönüyor. Mayısta güçlü bir talepten bahsetmek mümkün olmadığına göre bu apaçık kur artışından kaynaklanan maliyet enflasyonu. Enflasyonu dolayısıyla faizi de düşük tutmak için kısa vadede ne yapabilirsiniz? Kuru düşük tutmaya çalışırsınız. Zaten neredeyse bir yıldır 70 milyar dolar rezerv erimesine yol açan da bu çaba oldu. Şimdi eldeki barut azalınca dolar kurunun yükselmesini engellemek adına elde ne kadar araç varsa kullanılıyor. BDDK'nın aktif rasyosunda yapılan değişiklik de bununla bağlantılı, SPK'nın kararı da... Yabancıların hareketlerinin döviz kurlarındaki oynaklığı artırdığı düşünüldüğü için, onları rahatsız edebilecek uygulamalar da hiç düşünmeden devreye sokuluyor. Hatta giden gitsin, daha iyi olur, spekülasyon azalır, kuru da daha kolay kontrol ederiz diye bakılıyor. Yabancılar hisse satmışlar, Hazine bonosundan çıkmışlar şu anda umrumuz değil! Ben öyle okuyorum. Sana göre nedir durum?

Ağaoğlu: Hatırlarsan daha önceki sohbetlerimizde de tek tek, acil ve hızlı karar alınıyor. Mesela KHK çıkıyor, bugünden geçerli olarak çıkıyor. Tartışma yok, bu doğru mudur, eğri midir, nereye gider, nasıl bir sonuç doğurur gibi şeylere bakılmadan… İthalattaki kırmızı hat meselesinden 3 bankaya gelen yasağa hepsi için geçerli bu durum. Sonra da 3 gün içinde geri adım atıldı. Çünkü o kararların bir sonraki aşamasında doğacak sonuçlara bakılmadan acil ve hızlı kararlar alınıyor. Her gün bugün yeni ne düzenleme geldi diye kalkıyoruz. Bu da bir panik havası veriyor. Buna gerek olmadığı kanaatindeyim. Daha derli toplu güven artırıcı önlemleri de içeren paketlerle gelinmesini ve o paketin de birşey söylemesini bekleriz.

Güldağ: Nasıl mesela?

Ağaoğlu: Üç karar üzerinde konuşalım. Bir tanesi kamu bankaları üzerinden çıkarılan 4 ayrı finans paketi var. Müthiş cazip faizlerle tatil kredisi veriliyor ki ben bunu anlamıyorum.

Güldağ: Bence en faydalılarından biri o. Özel bankalar da destekleyebilir çünkü garanti gelirdir emekli maaşı...

Ağaoğlu: Turizme destek olmak amacıyla olduğunu varsayıyorum. Özellikle konut ve araçtaki krediler oldukça cazip görünüyor. İnsanları hareketlendirecek...

Güldağ: Zaten ciddi bir talep geldi. '2-3 yıldır telefonlarımız bu kadar çok çalmamıştı' diyor konutçular. Otoya da öyle...

Ağaoğlu: Tabii, burada klasik bir durum var. Faizler düştüğünde yüzde 20 fiyatların arttığını görebilirsiniz. İlk el dahil konutta fiyatlar hemen yüzde 10 arttı bile...

'FAİZ ORTAMI SÜRDÜRÜLEBİLİR GÖRÜNMÜYOR'

Güldağ: İkinci karar?

Ağaoğlu: Sen de değindin, aktif rasyoda bir değişiklik geldi yine. Hızlı, acil karar gelmesini anlıyorum da bu kararların bu kadar hızlı değişmesini anlayamıyorum. Aktif rasyoda en temel değişiklik DTH hesaplarının katsayı oranlarına geliyor. Bankanın vermiş olduğu döviz kredilerine kadar olan DTH hesaplarını bire birden sayıyor. Banka bunu mevduattan fonluyor diye varsayıyor. Ama bu sefer eskiden 1.25 olan kredi karşılama oranını 1’e indiriyor. Bunun dışında kalan ekstraları 1.75’le çarpıyor. Yani tamamen cezalandırıcı... DTH’tan uzaklaştırıcı... Bazı bankalar için faizin iyiden iyiye düşmesine, bazı bankalar için de daha ucuz kaynaklı fon sağlamasına sebep oluyor. DTH’ı yeterince yüksek olmayan ama döviz kredisi yüksek olanlar daha uygun faizli mevduat toplayabilecek. Öte yandan, vadesi 3 aydan kısa olan kredileri krediden saymıyor. Daha uzun vadeli kredi vermeye teşvik ediyor. 1.75 gerçekten çok yüksek. Bankaların ihtiyaç duyduğundan daha fazla döviz tevdiat bulundurmayı cezalandırıyor. O zaman bankalar döviz tevdiatlarını bir anlamda kovalamaya çalışacak. Onlar çıkınca nereye gidecek diye baktığımızda çok fazla gidecek yeri yoktu. Eurobond fonları vardı. Kamunun, bankaların şirketlerin yurtdışına ihraç etmiş oldukları döviz cinsinden bonolarına yatırım yapan fonlara gidebiliyorlardı. İşte yeni gelen kararnamede de o fonlara ekstra bir vergi geldi. Etkilenecek rakam çok büyük değil ama dövize yatırımı bir şekilde cezalandırmak ya da cesaretinizi kırmak için atılan adımlar. Mevduat bankalar arası işlem olarak gelirse ondan problem yok. Yabancı bankalar Türk bankalarına verebilir diyoruz. Ama yabancı bankalar Türk şirketlerine verip, Türk şirketleri de Türk bankalarına mevduat yaparlarsa bunları bir anlamda cezalandırıyoruz. Bunun da şirketlerin özellikle finansman bulmalarını zorlaştırıcı bir adım olacağını düşünüyorum. Diyelim ki, yatırım yapacaksınız. Yurtdışı bankalarından döviz kredisi aldınız, hemen harcamıyorsunuz. Belli bir süre bankada tutuyorsunuz, karşı tarafa faiz ödüyorsunuz. Banka size sıfır faiz veriyor. Yatırım maliyetini artıran birşey bu. Birçok insanın yatırım iştahını dahi etkileyecek bir noktaya geldik. Bu konudaki ısrar bir ölçüde anlaşılır bir politika ama…

Güldağ: Sürdürülebilir görünmüyor...

Ağaoğlu: Bugünkü faiz ortamı da öyle...

Güldağ: Tabii bu bugün için bir politika tercihi. Ama bu, 'yabancılar bize uğramasın' tercihi olarak uzun süre devam edemez. Önümüzdeki süreci nasıl görüyorsun? Ağaoğlu: Biz şu anda günü kurtarmaya çalışıyoruz. Günü kurtamanın kötü birşey olduğunu düşünmüyorum ta ki önümüzde ışık varsa... Dünya 2020 ocak-şubat dönemine kolay kolay dönmeyecek. Bu uzun ve engebeli bir yol alacak. O endişelerin ortadan kalkmadığı, hepimizin sokakta rahat rahat hareket etmediği bir ortam hasıl olmadan, bugünü kurtarma çabası bizi oraya kadar taşıyabilirse ne ala. O dediğimiz yer yakınsa iyiyiz, uzaksa önümüzdeki engebeler aşılması daha da zor hale gelebilecek. Yeter ki, ışık olan yere ulaşalım. Yoksa her geçen gün faiz, risk maliyeti artacak. İşimiz çok da kolay değil…

Dolar neden düşüyor?

Güldağ: Bir yandan da Türkiye ödemelerini yapmaya devam ediyor. Sorun yok. Dış borcumuzu dövizi bir şekilde bulup ödüyoruz. Ülkeye döviz girişinin ciddi şekilde azaldığı bir ortamda dolar kuru da düşüyor... 

Ağaoğlu: Birincisi borç ödemelerinde hazirandan sonra rahatlıyoruz. Evet, doğru ödemede bir sıkıntı yok. Aslına bakarsan nette epeydir borç ödeyicisiyiz. Bankaların sendikasyonlarına baktığımız zaman yüzde 70-85 arasında uzatılabiliyorlar. Ama karşı taraftan borç verenler açısından baktığımızda yüzde 15’lik kısmını tahsil etmiş oluyor. 3 senedir net borç ödeyicisiyiz. Bu da kötü değil. Bütçesinde denge sorunu olan ama yurtdışına hem taahhütlerini yerine getirmiş hem de dış borçlarını yavaş yavaş ödemiş olan bir ülke görünümdeyiz. 

'EVDEKİ MOBİLYALARI SATIP ÖDÜYORUZ BORCU'

Güldağ: Tamam iyi ama ama kazanıp da mı ödüyoruz yoksa keseden mi ödüyoruz? 

Ağaoğlu: Evdeki mobilyaları satıp ödüyoruz. O tarafı çok iyi değil ama net borç ödeyicisi olmamız bir sonraki dönemde borç alabilme şansımızı artırdığı için iyi tarafından bakalım. Kur niye düşüyor dersen, ben düşmüyor diyeceğim. Aslında bakarsan dolar düşüyor yurtdışında. Dolar endeksi 100’lerden 97.9’lara geldi. Euro 1.09’dan 1.12’lere çıktı. Doların değer kaybettiği günlerdeyiz şu anda. Bundan sadece biz değil bütün gelişen ülke para birimleri olumlu etkileniyor. Değer kazanıyorlar. TL de onlara eşlik ediyor doğrusunu isterseniz. Ayrıca, dış borç ödemesi gibi sebeplerle ekstra bir döviz talebi yok. Ekonomi de hızlı bir şekilde çalışıyor değil. Faizler düşük, DTH’ı da cezalandırdığımız, halktan da önemli bir talebin gelmediği durumda, yavaş yavaş kendi yağımızda kavrulur noktadayız. Ben bu ay içinde kurun 6.65-6.86 lira arasında bir süre daha gideriz diye düşünüyorum. Ama çok da aşağı düşmesini beklemiyorum. 

Güldağ: Doların, euro ve diğer para birimleri karşısındaki değer kaybını neye bağlıyorsun? 

Ağaoğlu: Özelikle euro tarafında önemli bir pozisyonlanma vardı Amerika’da vadeli kontratlar üzerinden. Onun getirdiği euroya bir iltifat ortaya çıktı. Artı, toplam 750 milyar euroluk son paketin Avrupa ekonomisini toparlayacağı beklentisiyle euro bir parça değer kazandı. 1.13’ü üzerine de gidebilir diyorlar, ben euronun nefesinin yetmeyeceğini düşünüyorum. Tekrar doların değer kazandığı, euronun düştüğü döneme geri döneceğiz. O yüzden ihracatçılar, yavaş yavaş çalışmaya başladılar. Onlar bence pariteyi değerlendirirken, 1.1350’leri tepeye yakın bir nokta olarak almalarında fayda var. Euronun arkasındaki temel arızalar sürüyor. 

Güldağ: Ya Amerika'ya ne diyorsun? Bunca olaya rağmen borsalar değil düşmek tam tersine artıyor. 

Ağaoğlu: Bu aslında birçok yerde var. Mesela petrol bir ayda 75 dolar artarak, 35 dolara geldi. 

Güldağ: 75 dolar? 

Ağaoğlu: Vadelide öyle olmadı mı? Bir önceki kontrat eksi 38 dolardan kapattı. Bir sonraki kontrat, artı 35 dolardan kapattı. 

Güldağ:‘Petrol 35 doların üstüne çıktığında bir parça normalleşeceğiz’ demiştin... 

Ağaoğlu: Başladık ama benim gördüğüm özellikle Amerikan borsalarına baktığımda, finansal piyasalarla gerçek hayat arasında bir hayli fark var. 2.5 ayda 40 milyon kişinin işsiz kaldığı bir yerde borsalar hala yükseliyorsa ya borsalar sokaktaki adama duyarsız ya da onlar iki ayrı dünya, kimse birbirine empati duymuyor demektir. 

Güldağ: Borsaların beklentileri satın almasında, ekonomilerin açılmasını fiyatlamasında çok hayret edilecek birşey yok bir yanıyla ama herhalde bir hayli uzak geleceği fiyatlıyorlar. Evet ekonomiler açılıyor ama dünya ekonomisi bu yıl pozitif büyür diyen birine henüz rastlamadım ben. İşin o tarafı tedirgin edici. Ciddi bir düzeltme gelebilir.

 

kaynak: dünya

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.