Eğitim sorununu halledememiş bir ülkenin diğer sorunlarını halletiğini düşünmek mümkün değildir.

Bunun için önce eğitim denilmeli.

İlk ve orta öğretim ile birlikte pek çok üniversite de yeni eğitim-öğretim yılına başladı.

Ülkenin önünde pek çok sorun olduğu bir dönemde ve hain darbe kalkışması sonrası ülkemizin her kurumunda olduğu gibi eğitim kurumlarımızda da önemli boşlukların yaşandığı bir durumda sınıflara ve öğrencilere merhaba denildi.

Nicelik olarak ortaya çıkan büyümenin nerelere vardığını rakamlar çok güzel gösteriyor.

Çağımız, rakamların büyüsüne kapılmış ve sayıların egemenliği altına girmiş bir çağ. Öğretmen, öğrenci, okur-yazar, akıllı tahta, okul sayılarına bakıldığında geldiğimiz niceliksel durumu ifade etmek bakımından büyüklük kavramı bile yeterli değil.

Rakamlar önemli olmakla birlikte, her şeyi sayıya dökme arzusu nitelik ile ilgili sorunların üstünü örtüyor.

Üniversite sayısının artşıyla övünmek bize bir şey sağlamaz. Aynı şekilde üniversitelerde istihdam edilen eleman sayısının her geçen gün artması, gerçek manada bir gelişme ve ilerlemenin ifadesi de değildir.

Nitelik, genel kabule göre elbette niceliğin içinden çıkar. Ama gerekli alt yapı sağlanmadıktan sonra, belirli maddi unsurlar yerine getirilmedikten sonra, eğitimin niteliksel amaçları göz ardı edildikten sonra ve belki de en önemlisi eğitimin iki önemli bileşeni olan hoca ve talebede belli bir motivasyon ve heyecan sağlanmadıktan sonra nicelik ile nitelik arasında mevcut ters orantı bir tokat gibi yüzümüze vurmaktadır.

Bugün, üniversitelerde yaşadığımız sorunların başında tam da bu nitelik sorunu gelmekte, nicelik bakımından ortaya çıkan durum ile olan övünme, niteliksel başarısızlığın üstünü örtmektedir.

Eğitim, manipülasyon aracı olarak kullanılabilecek bir disiplin değildir. Eğitim kurumları, araçsal hizmet mekanları ve aş evleri olarak görülebilecek yerler değildir.

Din, eğitim ve adalet alanları diğer alanlardan farklı ve siyasal bakımdan bağımsız olması gereken kurumlardır. Bağımsızlıkları zdelendiği zaman bütün toplum ve toplumun geleceği zedelenmiş demektir. Bu alanların devlet ile olan ilişkisi, patron-işçi ilişkisi olarak görülemez. Diğer iki alan ile birlikte eğitim ile ilgili alanların, maalesef devlet ile ilişkisi eğitimin bilimsel ruhuna uygun görünmemektedir.

Eğitim, topluma müdahae etmenin en önemli araçlarından birisi olarak görülmekte, bundan ötürü de bir türlü düzen tutmamaktadır.

Başta üniversiteler olmak üzere eğitimin her kademesinde yaşanan yapısal sorunlar ve siyasetin müdahalesi sonucunda ortaya çıkan olumsuzluklar eğitim alanında demokratik ve özgür bir eylemde bulunma imkanının da önüne set çekmektedir.

Eğitim üzerinde projesi olanların niyetlerini gizlemek suretiyle ne kadar zararlı insanlar yetiştirip başımıza bela ettiklerini acı bir tecrübeyle yaşadık. Bu tecrübeden ders alarak hareket etmemiz gerektiğini öğretmelidir bize.

Eğitim, her önünüze gelene teslim edilemez. Bu iş, devletin işidir ve hükumetler, devletin işi olan eğitimi, ideolojilerine ya da politik hedflerine uygun olacak tarzda düzenleyemezler.

Kasıtlı ve ideolojik olarak hedefe yönelik değişiklikler yapma sevdasından vaz geçmek, medeniyetin icabı olan bir biçimde eğitimi ele almak ve MEB dâhil, bu alanı liyakat sahibi olanlara teslim etmek gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.