19 Mayıs 1919…

19 rakamı üzerinde çok konuşuldu yazıldı çizildi.

“Üzerinde 19 cehennem bekçisi (zebanısi) vardır.”

Tarih masal kitabı, veya zata mahsus değildir.

Hele de yakın dedikleri İnkılâp tarihine tarih denmez.

Nedenleri pek çok…

Devlet hala resmi ideolojinin… Yani Kemalizm’in vesayetinden yakasını kurtaramadığından resmi tapınağa biat etmeden kimseler geçip koltuğuna oturamıyor.

Koltuk eşittir biat.

Biz bu Samsun limanına 19. gün nereden geldik?

İngiliz’den kaçtık mı yoksa görevlendirildik mi?

Çocukluğumuzda öğretmenlerin bize anlattıkları hala aklımda.

Padişah canı adam öldürmek istediğinde, emir verir,

herhangi birisinin kellesi gidermiş…

Vay canına, ne kadar da acımasız gaddar!

Ama Ulu Önder…

Meclisin açılış gününü bayram olarak çocuklara armağan etti.

Padişahlara ana avrat!..

Sene 1954’ler… Bayan öğretmenimiz, tam da ironi bir havada anlatırdı:

“Çocuklar,  İstanbul’u İngilizler işgal edince Mustafa Kemal bir gece arkadaşlarıyla birlikte Karadeniz’in dalgalı soğuk sularına kendilerini atarak binbir zorluklarla,  hem de eski bir kayıkla Samsun limanına kendilerini atabilmişler, arkalarında İngilizler…”

Deyince de…

Gel de tapınma kutsama…

Her birimiz gözyaşlarına boğuluyorduk.

Bir milleti asimile ederek elindeki topraklarla zengin yataklarını sömürmenin her ülkede farklı hikâyeleri vardır. Sömürülen halk yediği kazığın farkına varmasın diye içlerinden birisini de “Ulu önder” olarak dayatırlar.

“Kabe arabın olsun Çankaya bize yeter.”

Geri kalmışlığın psikolojisi…

Ulu Önder” lafı iki yerde geçer.

Türkiye ve Azerbaycan.

İkisi de kalkınamamış ülke.

Birisini Rusya sömürür, diğerini İngiliz’in öz yiyeni ABD.

….

İşin aslı astarı İstanbul’dan kaçma maçma yok.

Öğretmen bizi boşuna ağlattı.

Yunan’ın Anadolu’ya çıkartma yapmasını hiçbir tarihçi, Osmanlı’nın geçmişini silmeye yönelik bir proje olmanın ötesinde ciddi bir işgal olarak görmüyor.

İngiliz oyunu…

Mustafa Kemal’e tahsis edilen yat hala Samsun limanında duruyor.

Harcırahın belgeleri de arşivde…

Hem İslam âleminin siyasi otoritesi sayılan hilafeti yıkacak adamın peşine İngiliz neden düşsün? Neden engel olsun? Dedik ya, yalandan ancak masal kitabı olur.

Hadi sormuş olalım…

Yunan Anadolu’dan çekilince Ankara 450 ton altını İngiliz’e neden verdi?

Sözde savaş tazminatı imiş.

İngilizlerle savaşmadık ki ne tazminatı!

Bu altınlar, ittihatçıları yoktan devlet yapmanın bedelidir.

Yediler, içtiler, yıktılar hesabını da millete ödettiler.

Saklanan gerçekleri bu millete ne zaman açıklayacağız?

Komutan ere sormuş, “Bayram neye denir oğlum?”

“Komutanım bulgur pilavı ile hoşafın çıktığı güne denir…”

Ne bulgur pilavı ne de hoşaf…

Ne zaman milli tarih yazılır…

İşte bizim yerli ve milli bayramımız o zamandır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.