Ropörtaj Haber Girişi: 19.11.2021 - 09:19, Güncelleme: 19.11.2021 - 09:19

Doç. Dr. S. Ayyıldız ve Öğr. Gör. S. Gündoğdu; THM Notasyonu ve Terminolojisine Yeni Önermelerimiz var

 

Doç. Dr. S. Ayyıldız ve Öğr. Gör. S. Gündoğdu; THM Notasyonu ve Terminolojisine Yeni Önermelerimiz var

Sitemiz köşe yazarı Dr. Göktan Ay’ın, Doç.Dr. Sinan Ayyıldız ve Öğr.Gör. Salih Gündoğdu (Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi) ile “sanat, yeni yayınladıkları eser, müzik kurumları v.b.” konularında yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz..
AY: Nasılsınız? Pandemi döneminde neler yaptınız? AYYILDIZ: Pandemi döneminde herkes gibi sosyal izolasyon içinde kaldık. Bildiğiniz gibi üretim açısından zaten gerekli olan bu durum, mecburi olarak karşımıza çıkınca kendimizi üretime verdik. Bu benim pandemi döneminde çıkan ikinci kitabım. Ayrıca albüm, tekli ve video çalışmalarım oldu bu dönemde. GÜNDOĞDU: Pandemi dönemi bizler için çok fazla değişikliğin olduğu ve aynı zamanda üretimlerimizin arttığı bir dönem oldu. Bunların dışında Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesindeki derslerimiz de yoğun olarak devam ediyor. Ben de. Bu dönemde kendi eserlerimi üretmeye dönük çalışmalara yöneldim. AY: 48 Konservatuvar ve bir Müzik ve G.S. Üniversitemiz var…Mevcut terminoloji ve notasyonda bir anlayışta birleşilemedi. Siz de şikayet ediyorsunuz. Bunun sebebi sizce nelerdir? AYYILDIZ: Bu, üniversitemizin açılışında rektör hocamız Prof. Erol Parlak tarafından özellikle üzerinde durulan bir konu idi. Bununla ilgili çalıştaylar yapıldı. Terminoloji konusunda elimizi bağlayan pek çok şey var. Daha önce üretilmiş hatalı terminolojinin yaygınlığı vb. etkenler terminolojik birlik açısından bilimsel bir ortak alanda buluşmamızı zorlaştırıyor. Artık yapılması gereken; bu konuda yapılan çalıştay, sempozyum, panel gibi bilimsel etkinliklerin ortak uzlaşılan sonuç metinleri olması ve bu çalışmalardan çıkan somut sonuçların uygulanmasıdır. GÜNDOĞDU: Ortak bir müzik dilinin bizler için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Halk müziği terminolojisinde yer alan bazı kavram kargaşalarının, en önemli sorunlardan birisi olduğu görülüyor. Sahada ifade edilen terimlerin akademide yer almaması, akademide yer alan terimlerin de sahada olmaması veya sonradan sahaya girmesi gibi problemler başlıca sebepler olarak söylenebilir. Bu durumun değişmesi için köklü bir değişim gerekiyor. Biz de bu noktada notasyon ve terminoloji ile ilgili fikirlerimizi ortaya koyarken takdiri müzik otoritelerine bırakıyoruz. AY: Müzik alanında yapılan yayınların bazıları “Müzik Eseri/Nazariyatı” ama “metot” gibi yazılmış, ya da metot denmiş, nazariyat gibi yazılmış. Sizin eseriniz olan Anadolu’nun Ezgi Hazinesi’nden hangi sınıfa giriyor? GÜNDOĞDU: Tam olarak metot olarak ifade etmesek de, kitabın o titizlikle hazırlandığını söyleyebiliriz. Başlangıçta düşündüğümüz şey kitabın, sazı belli bir seviyede çalan kişilere yönelik olması yönündeydi. Fakat daha sonrasında kitabı daha önce hiç saz çalmamış kişilere de uygun hale getirdik. Yine de metot olarak belirtmek doğru olmayacaktır. Zaten adını da bu yüzden “Anadolu’nun Ezgi Hazinesinden Alıştırmalar-1” olarak koyduk. Son olarak bu kitabın sağlam bir metot ile birlikte ek kaynak olarak yürütüldüğünde Orta Anadolu saz icra üslubunun tüm inceliklerini anlama ve eğitimin birçok farklı koldan ilerlemesi konusunda büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum. AYYILDIZ: Bu bir alıştırma kitabı. Ancak, özellikle notasyon ve terminoloji hususunda yeni önermeleri olan bir kitap. AY: Eserde üslupları üçe ayırmışsınız; Şehir Müzik Kültürü,  Radyo üslubu, Yöre üslubu…Özellikle “Şehir Müzik Kültürü” deyince, yöresel okuyanın/çalanın; bir şehre gelmesi ile değişen okuma/çalma şekillerinden mi bahsediyorsunuz? Tabii, bu arada her şehrin bir olmadığını da belirtelim. AYYILDIZ: Evet. Tam da bahsettiğiniz şekilde düşündük. Şehirde yaşayan müzisyenler birçok bakımdan farklı müzikal etkiler altında oluyorlar. Dolayısıyla belirli yörelerden gelseler bile halk müziği açısından oldukça farklı üretimler yapabiliyorlar. GÜNDOĞDU: Kitapta bahsetmek istediğimiz şey, icracıların yörelerindeki icra üsluplarını şehir müzik kültürünün de etkisiyle kişisel tavırları ile birlikte dönüştürmeleri anlamındadır. Öyle usta icracılar var ki, kendi tavırları ile yöredeki icra üsluplarını bile etkileyebiliyorlar. AY: “Çalgı icracılığı” hangi özellikleri içinde barındırmaktadır. “İyi icracı” terimi ne demektir. GÜNDOĞDU: Çalgı icracılığı kapsamlı ve uzun bir süreçtir. Bu süreçte iyi bir icracı olmak için birçok koldan ilerlemek ve yetişmek gerekir. Saz için örnek vermek gerekirse sadece türkü öğrenilerek icrayı geliştirmek mümkün değildir. Bunun dışında teknik, müzikal ve üsluba özgü alıştırmaların da eğitimde kullanılması çok önemlidir. Ayrıca sadece parmak kuvvetlendirmek için yapılan alıştırmaların yeterli olmadığı da ortadadır. Bu tarz alıştırmaları hedefe yönelik olarak kullanmak daha doğru olacaktır. Fakat Anadolu coğrafyasının kadim çalgısı sazı anlamak için muhakkak halk müziği türlerine özgü yazılan ve içerisinde sağ el ve sol teknikleri ile yöresel icra üsluplarının bulunduğu alıştırmaların çalışılması daha faydalıdır. Bu sayede bu coğrafyanın müziğini daha iyi algılamak da mümkün olacaktır. Hepsi birleştiğinde de önümüze harika icra ve icracılar çıkacaktır. AY: Bir konsere başlamadan önce hazırlanma ve ısınma v.b. teknikler var mıdır? Ülkemizde yaygın mıdır? AYYILDIZ: Bununla ilgili çok fazla sayıda araştırma var ve uygulanan pek çok teknik var. Maalesef ülkemizde bu tekniklerin kullanımı pek yaygın değil. Bu nedenle bilinçsizce yapılan alıştırmalar vs. nedeniyle pek çok müzisyen sakatlığı gerçekleşiyor.Özellikle her insanın kas yapısının farklı olduğu düşünüldüğünde yapılan icraların zorluğuna göre sakatlanmalara meyil vermemek adına ısınma hareketleri yapılması önemlidir. Müzisyenlerin daha sağlıklı çalışabilmesi için bu konuları içeren bir dersin özellikle icracı yetiştiren eğitim kurumlarında olması gerektiğini düşünüyorum. AY: Rahmetli Muharrem Ertaş’ın çok önemli eserleri olmasına rağmen, rahmetli Neşet Ertaş’ın popülerlik kazanarak, babası ve diğer dönem türkü yakıcılarını “örtmesini” doğal karşılıyor musunuz? AYYILDIZ: Neşet Ertaş’ın şöyle önemli bir özelliği var bence. Neşet Ertaş sadece kırsal kesimde yaşayanlara ve kendi aşiretine değil şehirde yaşayan farklı sosyal statülerdeki insanlara müziğini sevdirmeyi başarmış bir deha. Bu da kitle iletişim araçlarının etkin olduğu dönemde müziğini en vurucu şekilde sunması sonucu gerçekleşiyor. Elbette ağırlıklı olarak kendi yöresindeki müzik kültüründen beslenmiştir ancak bunun dışında pek çok farklı müzik kültürünün izlerini de onun eserlerinde gözlemleyebiliyoruz. Bu bakımdan çok farklı aidiyetlerden gelen insanları birleştiren bir figür olarak karşımıza çıkıyor Neşet Ertaş. GÜNDOĞDU: Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş’ı bir baba, öğretmen, sanat arkadaşı ve yoldaşı olarak görmüştür. Hatta kendisi şöyle söyler: “Babamla ikimiz iki ruh gibiydik. Söylemeden birbirimizi anlardık. Babamın bütün duygularını ben kendimde hissediyorum. Çaldığım havaların etkileri ve duygularımın neredeyse yüzde doksanı babamındır ve ondan bana geçmiştir”. Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Neşet Ertaş sanatındaki en güçlü etkiyi ustasından almıştır. Muharrem Ertaş’tan Neşet Ertaş’a yansıyan birçok özellik olmuştur. İnanç, insana değer, insana saygı, gönlü hak bilmek gibi kavramlar bunlardan bazılarıdır. Fakat Ertaş’ta farklı gelişen bazı şeyler vardır. Örneğin kendi eserlerini ve sözlerini söyleme konusunda sanat hayatının başından itibaren üretmeye başladığı görülmektedir. Ertaş ustasından ve ustalarından aldığı bayrağı daha da ileri götürerek Anadolu halk geleneğinin en önemli türkü yakıcılarından olmuştur. Gerek şiirlerinde, gerekse buna eşlik eden zengin ezgi hazinesi ile bizlere fevkalade eserler bırakmıştır. Tüm bunların dışında “diğer türkü yakıcılarını örtmesi” fikrinden ziyade ‘Çekiç Ali, Hacı Taşan ve Muharrem Ertaş gibi önemli ustaların yeni eser üretmelerine kendi özü ile daha güçlü bir ivme kazandırmıştır demek’ bence daha doğru olacaktır. Ertaş içindeki cevheri ortaya koyarak; geleneği canlı tutması, geniş halk kitlelerini etkilemesi ve bu geleneğin kuşaklar boyu aktarımı konusunda çok önemli katkılar sunmuştur. AY: Her bağlama çalanın, sesi yeterli seviyede olmamasına rağmen, türkü okumasını doğru buluyor musunuz? Bulmuyorsanız, çözüm ne olabilir? GÜNDOĞDU: Hangi açıdan bakıldığına bağlı olarak değiştiğini düşünüyorum. Biraz toplumun da buna zemin hazırladığını da belirteyim. Tek başına saz çalmanın yeterli görülmediği ve enstrümantal icranın fazla ilgi görmediği ülkemizde bunun bir sonucu olarak “sesim çok iyi olmasa da söyleyeyim” mantığı kişiye sıcak geliyor olabilir. Bu durumu doğru bulup bulmamanın dışında farklı açıdan bakmak gerekiyor. Daha fazla ilgi çekmek adına yapılıyor olabilir. Sesini güzel sanıyor ve çevresinden onay alıyor olabilir. Bir sürü etken sayılabilir. Son olarak, nasıl bir çözüm olacağını bilmiyorum. Takdir kamuoyunun  olsun.  AY: THM dizilerinin, “makam” isimleriyle öğretilmesi konusunda çalışmalar yapan akademisyenlerimiz var. Sizce THM dizileri kendi adlandırmaları ile mi öğretilmelidir?MGÜ’de hangi yol tercih ediliyor… AYYILDIZ: Biz “Türk Müziği” terimini Klasik Türk Müziği ve Türk Halk Müziği’ni birleştiren bir terim olarak düşünüyoruz ki bence doğrusu budur. Türk halk müziğinin her yönüyle makamsal özellikler taşıdığı su götürmez bir gerçektir. “Dizi” kelimesi Avrupa Müziği’nden ithal edilen bir terim aslında. Biz bunun yerine eski kaynaklarda da var olan “düzen” ve “perde düzeni” kavramlarını kullanmayı tercih ediyoruz.  Kanımca, artık “ayak” gibi anlam değişikliğine uğra(tıl)mış terimlerin kullanımından vazgeçilmesi gerekir. Sorun aslında türkülerde değil, mevcut makam anlayışında bence. Makam tariflerinin eski kaynaklardan incelendiği takdirde pek çok türkünün bu tariflere uyduğunu belirten çok sayıda makale var. Bu konuda çalışmalarını sürdüren çok iyi akademisyenler var ve biz de onların kitap ve makalelerini ilgi ile takip ediyoruz. AY: TRT THM repertuvarlarının çoğunda “metronom” eksik, ölçü çizgileri tutarsız, arızalar eser içinde v.b. Eserinizde bunlara çok dikkat edilmiş ve metronom ile çalışmanın önemine vurgu yapılmış. Bu doğrular THM’ye ne kazandırıyor? AYYILDIZ: Bu doğrular THM ötesinde müzikal icranın temel çalışma prensipleridir. Dolayısıyla THM özelinde de bu doğrulara uymak gerektiğini düşünüyorum. GÜNDOĞDU: Her şeyden önce metronomun varlığı eserin ritim özelliklerinin ortaya çıkmasında çok önemlidir. Daha önce çalışılmamış bir ezginin öğretiminde veya icrasında dikkat edilecek en kritik şeylerden birisi metronomdur. Yine aynı şekilde bir alıştırmanın çalışılırken ideal metronomun bilinmesi alıştırmanın sınırlarının ne kadar zorlanacağı ile ilgili bir fikir vermektedir. Ayrıca hangi metronomda alıştırmanın daha faydalı olacağı da ortaya çıkmış olmaktadır. AY: TRT Radyoları THM tavrının, “Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı” eğitimine ve daha sonra diğer Konservatuvarlara geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? MGÜ’de nasıl öğretiyorsunuz? AYYILDIZ: Radyolarda üretilen ‘THM tavır’ anlayışının sağ el mızrap kalıpları özelinde yöresel bağlamda çok genelleyici bir yapısı var. Oysa ki tavır, bir eseri oluşturan tüm özellikleri kapsayan ve kişiye özgülüğü belirten bir kavram. Açıkçası, belirli mızrap kalıpları temelinde tavrı tanımlayan bu anlayışın radyo icra üslubu ile icra yapan topluluklar dışında halk müziğinde ciddi bir karşılığı yok. Halk müziğinde bu “tavırları” uygulayan kişilerin de radyo üslubundan etkilenerek şehir müzik kültürü içerisinde bu anlayışta icra yaptığını gözden kaçırmamak gerekir.  MGÜ’de pek çok mızrap kalıbı ile birlikte radyonun kazandırdığı bir unsur olarak bu mızrap kalıplarını da öğretiyoruz. Biz saz külliyatına bir bütün olarak bakıyor ve farklılıkları zenginlik olarak görüyoruz. GÜNDOĞDU: Şimdi, şöyle de bir gerçek var ki, sınava giren pek çok aday açıkçası zaten bu mızrap kalıplarını iyi seviyede çalarak geliyor. Dolayısıyla, üniversite seviyesinde icra içerisinde bu mızrap kalıplarını en önemli husus kabul edip bir temel eğitim hedefi olarak benimsemek, hele ki saz icrasının bu denli ilerlediği günümüzde çok anlamlı değil. AY: Bu güzel çalışmanızı alan bir kişi, sayfaları takip ederek bağlama çalabilir mi? AYYILDIZ: Çalışmayı her seviyede öğrencinin faydalanabileceği şekilde tasarladık GÜNDOĞDU: Evet çalabilir. Kitabın “A” bölümünde başlangıç seviyesine uygun alıştırmalar mevcuttur. Yavaş yavaş gittikçe zorlaşan bu bölüm temel birtakım bilgileri içermektedir. Bu bölüm iyice oturtulduktan sonra “B” bölümünde icra daha iyi seviyelere çıkabilir. AY: Çok teşekkürler…Başarılı bir çalışma olmuş, gurur duydum, emeğinizin boşa gitmemesini diliyorum…Alanımızda yazılmış her esere önem/yer vermeye çalışıyorum. AYYILDIZ:Teşekkür ederiz. GÜNDOĞDU: Biz de teşekkür ederiz.
Sitemiz köşe yazarı Dr. Göktan Ay’ın, Doç.Dr. Sinan Ayyıldız ve Öğr.Gör. Salih Gündoğdu (Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi) ile “sanat, yeni yayınladıkları eser, müzik kurumları v.b.” konularında yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz..

AY: Nasılsınız? Pandemi döneminde neler yaptınız?

AYYILDIZ: Pandemi döneminde herkes gibi sosyal izolasyon içinde kaldık. Bildiğiniz gibi üretim açısından zaten gerekli olan bu durum, mecburi olarak karşımıza çıkınca kendimizi üretime verdik. Bu benim pandemi döneminde çıkan ikinci kitabım. Ayrıca albüm, tekli ve video çalışmalarım oldu bu dönemde.

GÜNDOĞDU: Pandemi dönemi bizler için çok fazla değişikliğin olduğu ve aynı zamanda üretimlerimizin arttığı bir dönem oldu. Bunların dışında Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesindeki derslerimiz de yoğun olarak devam ediyor. Ben de. Bu dönemde kendi eserlerimi üretmeye dönük çalışmalara yöneldim.

AY: 48 Konservatuvar ve bir Müzik ve G.S. Üniversitemiz var…Mevcut terminoloji ve notasyonda bir anlayışta birleşilemedi. Siz de şikayet ediyorsunuz. Bunun sebebi sizce nelerdir?

AYYILDIZ: Bu, üniversitemizin açılışında rektör hocamız Prof. Erol Parlak tarafından özellikle üzerinde durulan bir konu idi. Bununla ilgili çalıştaylar yapıldı. Terminoloji konusunda elimizi bağlayan pek çok şey var. Daha önce üretilmiş hatalı terminolojinin yaygınlığı vb. etkenler terminolojik birlik açısından bilimsel bir ortak alanda buluşmamızı zorlaştırıyor. Artık yapılması gereken; bu konuda yapılan çalıştay, sempozyum, panel gibi bilimsel etkinliklerin ortak uzlaşılan sonuç metinleri olması ve bu çalışmalardan çıkan somut sonuçların uygulanmasıdır.

GÜNDOĞDU: Ortak bir müzik dilinin bizler için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Halk müziği terminolojisinde yer alan bazı kavram kargaşalarının, en önemli sorunlardan birisi olduğu görülüyor. Sahada ifade edilen terimlerin akademide yer almaması, akademide yer alan terimlerin de sahada olmaması veya sonradan sahaya girmesi gibi problemler başlıca sebepler olarak söylenebilir. Bu durumun değişmesi için köklü bir değişim gerekiyor. Biz de bu noktada notasyon ve terminoloji ile ilgili fikirlerimizi ortaya koyarken takdiri müzik otoritelerine bırakıyoruz.

AY: Müzik alanında yapılan yayınların bazıları “Müzik Eseri/Nazariyatı” ama “metot” gibi yazılmış, ya da metot denmiş, nazariyat gibi yazılmış. Sizin eseriniz olan Anadolu’nun Ezgi Hazinesi’nden hangi sınıfa giriyor?

GÜNDOĞDU: Tam olarak metot olarak ifade etmesek de, kitabın o titizlikle hazırlandığını söyleyebiliriz. Başlangıçta düşündüğümüz şey kitabın, sazı belli bir seviyede çalan kişilere yönelik olması yönündeydi. Fakat daha sonrasında kitabı daha önce hiç saz çalmamış kişilere de uygun hale getirdik. Yine de metot olarak belirtmek doğru olmayacaktır. Zaten adını da bu yüzden “Anadolu’nun Ezgi Hazinesinden Alıştırmalar-1” olarak koyduk. Son olarak bu kitabın sağlam bir metot ile birlikte ek kaynak olarak yürütüldüğünde Orta Anadolu saz icra üslubunun tüm inceliklerini anlama ve eğitimin birçok farklı koldan ilerlemesi konusunda büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum.

AYYILDIZ: Bu bir alıştırma kitabı. Ancak, özellikle notasyon ve terminoloji hususunda yeni önermeleri olan bir kitap.

AY: Eserde üslupları üçe ayırmışsınız; Şehir Müzik Kültürü,

 Radyo üslubu, Yöre üslubu…Özellikle “Şehir Müzik Kültürü” deyince, yöresel okuyanın/çalanın; bir şehre gelmesi ile değişen okuma/çalma şekillerinden mi bahsediyorsunuz? Tabii, bu arada her şehrin bir olmadığını da belirtelim.

AYYILDIZ: Evet. Tam da bahsettiğiniz şekilde düşündük. Şehirde yaşayan müzisyenler birçok bakımdan farklı müzikal etkiler altında oluyorlar. Dolayısıyla belirli yörelerden gelseler bile halk müziği açısından oldukça farklı üretimler yapabiliyorlar.

GÜNDOĞDU: Kitapta bahsetmek istediğimiz şey, icracıların yörelerindeki icra üsluplarını şehir müzik kültürünün de etkisiyle kişisel tavırları ile birlikte dönüştürmeleri anlamındadır. Öyle usta icracılar var ki, kendi tavırları ile yöredeki icra üsluplarını bile etkileyebiliyorlar.

AY: “Çalgı icracılığı” hangi özellikleri içinde barındırmaktadır. “İyi icracı” terimi ne demektir.

GÜNDOĞDU: Çalgı icracılığı kapsamlı ve uzun bir süreçtir. Bu süreçte iyi bir icracı olmak için birçok koldan ilerlemek ve yetişmek gerekir. Saz için örnek vermek gerekirse sadece türkü öğrenilerek icrayı geliştirmek mümkün değildir. Bunun dışında teknik, müzikal ve üsluba özgü alıştırmaların da eğitimde kullanılması çok önemlidir. Ayrıca sadece parmak kuvvetlendirmek için yapılan alıştırmaların yeterli olmadığı da ortadadır. Bu tarz alıştırmaları hedefe yönelik olarak kullanmak daha doğru olacaktır. Fakat Anadolu coğrafyasının kadim çalgısı sazı anlamak için muhakkak halk müziği türlerine özgü yazılan ve içerisinde sağ el ve sol teknikleri ile yöresel icra üsluplarının bulunduğu alıştırmaların çalışılması daha faydalıdır. Bu sayede bu coğrafyanın müziğini daha iyi algılamak da mümkün olacaktır. Hepsi birleştiğinde de önümüze harika icra ve icracılar çıkacaktır.

AY: Bir konsere başlamadan önce hazırlanma ve ısınma v.b. teknikler var mıdır? Ülkemizde yaygın mıdır?

AYYILDIZ: Bununla ilgili çok fazla sayıda araştırma var ve uygulanan pek çok teknik var. Maalesef ülkemizde bu tekniklerin kullanımı pek yaygın değil. Bu nedenle bilinçsizce yapılan alıştırmalar vs. nedeniyle pek çok müzisyen sakatlığı gerçekleşiyor.Özellikle her insanın kas yapısının farklı olduğu düşünüldüğünde yapılan icraların zorluğuna göre sakatlanmalara meyil vermemek adına ısınma hareketleri yapılması önemlidir. Müzisyenlerin daha sağlıklı çalışabilmesi için bu konuları içeren bir dersin özellikle icracı yetiştiren eğitim kurumlarında olması gerektiğini düşünüyorum.

AY: Rahmetli Muharrem Ertaş’ın çok önemli eserleri olmasına rağmen, rahmetli Neşet Ertaş’ın popülerlik kazanarak, babası ve diğer dönem türkü yakıcılarını “örtmesini” doğal karşılıyor musunuz?

AYYILDIZ: Neşet Ertaş’ın şöyle önemli bir özelliği var bence. Neşet Ertaş sadece kırsal kesimde yaşayanlara ve kendi aşiretine değil şehirde yaşayan farklı sosyal statülerdeki insanlara müziğini sevdirmeyi başarmış bir deha. Bu da kitle iletişim araçlarının etkin olduğu dönemde müziğini en vurucu şekilde sunması sonucu gerçekleşiyor. Elbette ağırlıklı olarak kendi yöresindeki müzik kültüründen beslenmiştir ancak bunun dışında pek çok farklı müzik kültürünün izlerini de onun eserlerinde gözlemleyebiliyoruz. Bu bakımdan çok farklı aidiyetlerden gelen insanları birleştiren bir figür olarak karşımıza çıkıyor Neşet Ertaş.

GÜNDOĞDU: Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş’ı bir baba, öğretmen, sanat arkadaşı ve yoldaşı olarak görmüştür. Hatta kendisi şöyle söyler: “Babamla ikimiz iki ruh gibiydik. Söylemeden birbirimizi anlardık. Babamın bütün duygularını ben kendimde hissediyorum. Çaldığım havaların etkileri ve duygularımın neredeyse yüzde doksanı babamındır ve ondan bana geçmiştir”. Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Neşet Ertaş sanatındaki en güçlü etkiyi ustasından almıştır. Muharrem Ertaş’tan Neşet Ertaş’a yansıyan birçok özellik olmuştur. İnanç, insana değer, insana saygı, gönlü hak bilmek gibi kavramlar bunlardan bazılarıdır. Fakat Ertaş’ta farklı gelişen bazı şeyler vardır. Örneğin kendi eserlerini ve sözlerini söyleme konusunda sanat hayatının başından itibaren üretmeye başladığı görülmektedir. Ertaş ustasından ve ustalarından aldığı bayrağı daha da ileri götürerek Anadolu halk geleneğinin en önemli türkü yakıcılarından olmuştur. Gerek şiirlerinde, gerekse buna eşlik eden zengin ezgi hazinesi ile bizlere fevkalade eserler bırakmıştır.

Tüm bunların dışında “diğer türkü yakıcılarını örtmesi” fikrinden ziyade ‘Çekiç Ali, Hacı Taşan ve Muharrem Ertaş gibi önemli ustaların yeni eser üretmelerine kendi özü ile daha güçlü bir ivme kazandırmıştır demek’ bence daha doğru olacaktır. Ertaş içindeki cevheri ortaya koyarak; geleneği canlı tutması, geniş halk kitlelerini etkilemesi ve bu geleneğin kuşaklar boyu aktarımı konusunda çok önemli katkılar sunmuştur.

AY: Her bağlama çalanın, sesi yeterli seviyede olmamasına rağmen, türkü okumasını doğru buluyor musunuz? Bulmuyorsanız, çözüm ne olabilir?

GÜNDOĞDU: Hangi açıdan bakıldığına bağlı olarak değiştiğini düşünüyorum. Biraz toplumun da buna zemin hazırladığını da belirteyim. Tek başına saz çalmanın yeterli görülmediği ve enstrümantal icranın fazla ilgi görmediği ülkemizde bunun bir sonucu olarak “sesim çok iyi olmasa da söyleyeyim” mantığı kişiye sıcak geliyor olabilir. Bu durumu doğru bulup bulmamanın dışında farklı açıdan bakmak gerekiyor. Daha fazla ilgi çekmek adına yapılıyor olabilir. Sesini güzel sanıyor ve çevresinden onay alıyor olabilir. Bir sürü etken sayılabilir. Son olarak, nasıl bir çözüm olacağını bilmiyorum. Takdir kamuoyunun  olsun. 

AY: THM dizilerinin, “makam” isimleriyle öğretilmesi konusunda çalışmalar yapan akademisyenlerimiz var. Sizce THM dizileri kendi adlandırmaları ile mi öğretilmelidir?MGÜ’de hangi yol tercih ediliyor…

AYYILDIZ: Biz “Türk Müziği” terimini Klasik Türk Müziği ve Türk Halk Müziği’ni birleştiren bir terim olarak düşünüyoruz ki bence doğrusu budur. Türk halk müziğinin her yönüyle makamsal özellikler taşıdığı su götürmez bir gerçektir. “Dizi” kelimesi Avrupa Müziği’nden ithal edilen bir terim aslında. Biz bunun yerine eski kaynaklarda da var olan “düzen” ve “perde düzeni” kavramlarını kullanmayı tercih ediyoruz.  Kanımca, artık “ayak” gibi anlam değişikliğine uğra(tıl)mış terimlerin kullanımından vazgeçilmesi gerekir.

Sorun aslında türkülerde değil, mevcut makam anlayışında bence. Makam tariflerinin eski kaynaklardan incelendiği takdirde pek çok türkünün bu tariflere uyduğunu belirten çok sayıda makale var. Bu konuda çalışmalarını sürdüren çok iyi akademisyenler var ve biz de onların kitap ve makalelerini ilgi ile takip ediyoruz.

AY: TRT THM repertuvarlarının çoğunda “metronom” eksik, ölçü çizgileri tutarsız, arızalar eser içinde v.b. Eserinizde bunlara çok dikkat edilmiş ve metronom ile çalışmanın önemine vurgu yapılmış. Bu doğrular THM’ye ne kazandırıyor?

AYYILDIZ: Bu doğrular THM ötesinde müzikal icranın temel çalışma prensipleridir. Dolayısıyla THM özelinde de bu doğrulara uymak gerektiğini düşünüyorum.

GÜNDOĞDU: Her şeyden önce metronomun varlığı eserin ritim özelliklerinin ortaya çıkmasında çok önemlidir. Daha önce çalışılmamış bir ezginin öğretiminde veya icrasında dikkat edilecek en kritik şeylerden birisi metronomdur. Yine aynı şekilde bir alıştırmanın çalışılırken ideal metronomun bilinmesi alıştırmanın sınırlarının ne kadar zorlanacağı ile ilgili bir fikir vermektedir. Ayrıca hangi metronomda alıştırmanın daha faydalı olacağı da ortaya çıkmış olmaktadır.

AY: TRT Radyoları THM tavrının, “Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı” eğitimine ve daha sonra diğer Konservatuvarlara geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? MGÜ’de nasıl öğretiyorsunuz?

AYYILDIZ: Radyolarda üretilen ‘THM tavır’ anlayışının sağ el mızrap kalıpları özelinde yöresel bağlamda çok genelleyici bir yapısı var. Oysa ki tavır, bir eseri oluşturan tüm özellikleri kapsayan ve kişiye özgülüğü belirten bir kavram. Açıkçası, belirli mızrap kalıpları temelinde tavrı tanımlayan bu anlayışın radyo icra üslubu ile icra yapan topluluklar dışında halk müziğinde ciddi bir karşılığı yok. Halk müziğinde bu “tavırları” uygulayan kişilerin de radyo üslubundan etkilenerek şehir müzik kültürü içerisinde bu anlayışta icra yaptığını gözden kaçırmamak gerekir.  MGÜ’de pek çok mızrap kalıbı ile birlikte radyonun kazandırdığı bir unsur olarak bu mızrap kalıplarını da öğretiyoruz. Biz saz külliyatına bir bütün olarak bakıyor ve farklılıkları zenginlik olarak görüyoruz.

GÜNDOĞDU: Şimdi, şöyle de bir gerçek var ki, sınava giren pek çok aday açıkçası zaten bu mızrap kalıplarını iyi seviyede çalarak geliyor. Dolayısıyla, üniversite seviyesinde icra içerisinde bu mızrap kalıplarını en önemli husus kabul edip bir temel eğitim hedefi olarak benimsemek, hele ki saz icrasının bu denli ilerlediği günümüzde çok anlamlı değil.

AY: Bu güzel çalışmanızı alan bir kişi, sayfaları takip ederek bağlama çalabilir mi?

AYYILDIZ: Çalışmayı her seviyede öğrencinin faydalanabileceği şekilde tasarladık

GÜNDOĞDU: Evet çalabilir. Kitabın “A” bölümünde başlangıç seviyesine uygun alıştırmalar mevcuttur. Yavaş yavaş gittikçe zorlaşan bu bölüm temel birtakım bilgileri içermektedir. Bu bölüm iyice oturtulduktan sonra “B” bölümünde icra daha iyi seviyelere çıkabilir.

AY: Çok teşekkürler…Başarılı bir çalışma olmuş, gurur duydum, emeğinizin boşa gitmemesini diliyorum…Alanımızda yazılmış her esere önem/yer vermeye çalışıyorum.

AYYILDIZ:Teşekkür ederiz.

GÜNDOĞDU: Biz de teşekkür ederiz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.