Kemalist seyir defterinin en baş köşesinde  yazılanların birisi de “din ayrı dünya ayrı” felsefesidir.  Yani laikos (dini olmayan) dediğimiz laiklik. Özellikle bu felsefe  çağdaşlık taslayan kesimin iç cebinde kafa kâğıdı yerine geçer.

Hiç değişmez, hiç solmaz…

Din ayrı dünya ayrı sözü Avrupalıya göre  doğrudur…

Çünkü papazın  “günah çıkarma” reyonunda, dini dünya ile bir tutması halinde para pul etmez. Kilisenin de altın yumurtlayan tavukları kesilir. Tavuklar yumurtlayacak ki kilise de işlevine devam edecek, halkı koyun gibi sağacak.. Ama gel gör ki İslam böyle bir şey değildir.

“İslam ayrı dünya ayrı” demek küfürdür, iman tazelemeyi gerektirir.

Gerçi politikacılarımız iman tazelemenin kısa ve pratik yoldan  çaresini buldular.

Anıtkabir’i tavaf ettiklerinde imanları tazelenmiş oluyor!

İyisinin iyisi İyi Parti oluyorlar…

“Allah indinde hak din İslam’dır” diyor yüce Kur’an.

Yanı başına “İslam” gelmediği taktirde din demenin bir anlamı kalmaz.

O dincidir, laikos olur, sen olamazsın.

Ateist olan Aziz Nesin bile espriyi kavradığından:

“Müslüman laik olamaz, laikse Müslüman değildir” demişti.

“Kem gözlere şiş.”

Asrı diplomalı cehaletin de gözü kör olsun…

….

Peygamberimize sorarlarmış:

“Bu senin şahsı görüşün mu yoksa vahiy midir?”

Şahsi görüşü ise dünya işi, vahiy ise din iş!

Şu garabete bakın, şu inceden ayara bakın…

Necm süresi adeta haykırıyor:  “Ve o nefsinin arzusundan konuşmuyor.

O söyledikleri bildirilen vahiyden başka bir şey değildir.

Kendisine kuvveleri şiddetli , mükemmel bir akla sahip olan Cebrail öğretti.”

Bolu eski müftüsü merhum Tayyar Taş, telefonda dostu olan emekli müftünün oğluna sabıka kaydı vermemi rica etmişti. O zamanlar internet olmadığından kayıt almak için ya nüfusunun bulunduğu yere gidecek, veya telgrafla kaydı istenecekti.

Buda zaman aldığından savcı imzalarsa tamamdı.

Emekli müftümüzü buyur ettik, çay söyledim.

Bilmezlikten gelerek ne işle meşgul olduğunu sördüm.

“Din görevlisiyim.”

“O da ne demek?”

“Yanı din adamıyım” diye ilave etti.

Yine ben anlamasızlıktan geldim:

“Din görevlisi, din adamı çok tuhaf.”

Müftünün yüzü pancar gibi kızardı, daha da konuşmadı.

Sabıka kaydını aldığı gibi çekti gitti.

Tayyar hocaya demiş, “Yahu sen beni tam da dinsiz bir savcıya gönderdin, din adamı din görevlisi ne olduğunu daha bilmiyor.” Rahmetli Tayyar hoca, “Müftü efendi savcının ne söylemek istediğini sen anlamadın. Demek istiyor ki hepimiz dinin adamıyız, aynı zamanda görevlisiyiz.  İslam’da ‘adamıyım’ olmaz. Müftüyüm deseydin mesele bitmişti.”

Milli eğitim dini konular, ilmi konular diye hala ayrım yapıyor.

Yanı ilmi denilen konularda Allah (cc) yok laikos!

Ticarette yine laikos, siyasette hepten laikos…

Nedeni de, “din ayrı dünya ayrı.”

Çokça rastlıyorum… Din iman mangalda kül bırakmayan bazıları  “Siyası İslamcı” suçlamasında bulunuyor. Be kardeşim, helva yapana helvacı, sünnet yapana sünnetçi denmez de ne denir?  Müslüman elbette ki İslamcıdır.

Çünkü müslümandır…

Diyebilirler, 23 Nisan 1920’lerde meclis açılmadan önce, dini ve payitahtı kurtaracaklarına dair yayınladıkları genelge  devamında Hacı Bayram camiinde Cuma namazı kılmalar, Hacı Bayram Velinin sancağını meclis kürsüne dikmeler, ezanlar, dualar…

Sonra da  mühür ele geçince de tam tersi ne cami ne müezzin!

“Din ayrı dünya ayrı” dediler dayattılar…

Şeytan sazın neresinde!  

                                                                                            

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.