İslam'ı anlamada ve yaşamada sorunlarımız var. Anlama sorunu, yaşamada da problemlere neden oluyor. Bu en çok da din- siyaset ilişkilerinde ortaya çıkıyor. Geçmişin tamamen dönemin şartlarından kaynaklanan uygulamaları birer dini umde gibi algılanıyor. İslam'ı anlamak için Kuran'a bakmak yerine bu uygulama biçimlerine bakılarak hareket ediliyor. Böyle olunca da tarihi ve kültürel olan dinin yerini alıyor.

Bu algının sebeplerinden biri geçmişin kutsallaştırılması, geçmiş nesillerin İslam'a daha bağlı olduğunun düşünülmesidir. Peygamber döneminden uzaklaştıkça dinden, dinin kaynağından da uzaklaşıldığına dair sakat bir algı var. Oysa kaynak herkese aynı derecede yakın. Ana kaynak Kuran dipdiri yerinde duruyor. Üstelik geçmişe göre bugün bilgiye ulaşmak daha kolay.

Tarihi ve kültürel olanın dinin yerine ikame edilmesi dini anlamada en büyük problemlerden birini teşkil ediyor. Emeviler döneminden başlayarak dalga dalga İslam dünyasına sirayet eden bu hastalık, sağlıklı bir kamu hukuku ve din siyaset ilişkisi geliştirilmesine de engel olmuştur. Siyasi ihtiras,  hep onlar bizden hayırlıydı, onlar yaptığına göre bizde aynını yapabiliriz düşüncesiyle hareket etmiştir. Gerçekte onların yaptıkları ise(özellikle siyaset alanında) dini açıdan ve günümüz kültürü açısından -savunulamaz- şeylerdir. Emevi Halifelerinin yaşadığı zevk ve safahat hayatı, ehli beyte yaptıkları zulüm ve kıyıcılık bilinmektedir. Hiç bir eleştiriye tahammül edememiş, en küçük muhalefeti kanla boğmuşlardır. İktidarda kalma hırsları yüce peygamberin ağzından yüzlerce hadis uydurmalarına neden olmuştur. "İnsan neslinden iki kişi de kalsa reislik Kureyş'tedir." Kıyamet günü Kureyş insanların önündedir." "Allah ademoğulları içinde Arabları, Arablardan da Kinaneyi seçti." "Onlara (Kureyş'lilere) muhalefet etmeye kalkışacak herhangi bir Arab kabilesi, şeytanın fırkası olduğunu bilsin." Kureyşli bir adamın aklı, başkalarından iki adamın aklına denktir." M.Said Hatiboğlu'nun  Hilafetin Kureyşiliği kitabından aldığım ve tek tek uydurma olduğunu ispatladığı  bu hadisler, Emevi saltanatını pekiştirmek onu dinin bir rüknü haline getirmek için dinin nasıl kullanıldığını göstermektedir. Üstünlüğü takvaya bağlayan bir dinin herhangi bir kabileye üstünlük tanıması dinin ölçülerine aykırıdır. Nitekim, Peygamber efendimiz de "Size benden mervi hadisleri Allah'ın kitabına arz edin. Ona uygun ise ben söylemişimdir. Ona aykırı ise ben söylememişimdir.(atabilirsiniz) demiştir.

Abbasi'lerin İslami bir siyasetin oluşmasında oynadıkları menfi rol Emevilerden aşağı değildir.  Yalnızca  Ebu Müslim Horasani'nin 600 bin Emevi taraftarını öldürdüğü rivayet edilir. Abbasi Halifesi Ali Bin Abdullah Şam'ı işgal ettiğinde neredeyse Şam halkını toptan kılıçtan geçirmiş, yemeğe çağırdığı ileri gelenlerinden 90 kişiyi sopalarla öldürtmüş, onlar can çekişirken üzerlerine sofra kurup keyifle yemeğini yemiştir. Siyasi ikbal uğruna her yolu mübah gören bu anlayış, orada kalmayarak daha sonra İslam dünyasında siyaseti esir alan, danışmayı, adaleti yok eden, demokrasiye giden yolu tıkayan bir dini kültür(müş) gibi varlığını sürdürmüştür. İslam dünyasında koltuğunu bırakmayan, iktidarı kendisine Allah'ın bir armağanı gibi gören, halka karşı sorumluluk hissetmeyen, Emeviler gibi makamını gökten gelen bir kararın ( kaderin)  sonucu olarak algılayan siyasetçiler hep bu kültürün izdüşümleridir. Halbuki siyaset alanı dünyevi alandır, İslam herhangi bir kabileye öncelik tanımadığı gibi herhangi bir model de önermemiştir. Halifelik İslam dünyasına sunulmuş bir model değil, dönemin şart ve kültürünün ortaya çıkardığı bir hükümettir. İslam, genel hükümler koymuş ama hiç bir model önermemiştir. Nitekim tırnak kesmek, sakal uzatmak gibi konularda bile hadisler mevcutken,  herhangi bir siyaset modeli için hadisler yoktur. Din bunu her toplumun kendi kültürüne ve siyasal anlayışına bırakmış ama adaletten, danışmadan ve insan seçiminde liyakatten ayrılmamayı emretmiştir. Emevi Arab kültürü bunu tersyüz ederek siyaseti kabileleştirmiş, yöneticiyi İlahi iradenin seçimi gibi göstererekde onu her türlü hukuki bağlayıcılıktan, denetimden vareste tutmuştur. Bu da yönetime keyfiliğin, kuralsızlığın hakim olmasına neden olmuştur. Bugün İslam dünyasında yaşanan siyasi hoşnutsuzluğun, hercümercin, kuralsızlığın, kibir siyasetinin nedeni budur. Bu düşünce biçimi tasfiye edilmedikçe İslam dünyasında özgürlükçü, demokratik bir siyasetin önünün açılması mümkün değildir. Aslında din adına bu yoz bir kültürle katledilen gerçek dinin kendisidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.