google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Yolculuğumuza devam ediyoruz

Bundan tam bir ay önce, 28 Ocak’ta ‘Dilbilimle Tanış Olmak’ yazı dizime başlamıştım. O yazıda bu  dizi hakkında düşüncelerimi ve hislerimi belirtmiştim sizlere. Biraz da tedirgin olarak başlamıştım bu diziye ama artık ne iyi yapmışım diye geçiriyorum içimden. Bu yazı çok geri dönüş aldı ve özellikle dile dair düşünmeyi seven insanlar bu yazıyı sahiplendi. Öncelikle teşekkür ediyorum, bu benim için çok özel. Bu yazıda, dilbilim okyanusunda mor çatılı adalara ulaşma yolculuğumuza devam ediyoruz. Dile nasıl bakmak gerektiğini, dili bugünkü modern yaklaşıma göre nasıl en doğru şekilde tanımlayabileceğimizi konuşmuştuk. Bu yazıda da toplumumuzda oldukça yaygın olan ‘’Bir dilde sözcük sayısı fazlaysa; o dil zengin dildir.’’algısını modern yaklaşıma göre irdeleyeceğiz.

Dile yönelik bakış açımız sorunlu

Üzülerek ifade etmeliyim ki toplumumuzda dil ve dillere bakış açısı pek çok yönden sorunlu. Bunun temel sebebi dile yönelik farkındalığın düşük oluşu. Ülkemizde bu zamana kadar uygulanan dil politikalarının ciddi bir bölümü Filoloji bakış açısıyla ve politik sebeplerle uygulandı. Genelde bu politikalar dili sadeleştirme, farklı dillerden sözvarlığımıza giren sözcüklerin Türkçe karşılıklarını bulmak üzerine odaklandı yani olanı betimlemek yerine, eldeki derlemi değiştirmeye odaklandı. Bununla birlikte yine derlemlerin oluşturulması, sözvarlığına yönelik betimlemelerin yapılması da dar zümreye emanet edilerek yapıldı.Bu uygulamalar da ne yazık ki bugün yaygın olan yanlış bakış açısını pekiştirdi. Modern bakış açısına göre dil ve toplum sıkı sıkıya bir ilişki içindedir, aynı zamanda da bireyseldir. Bu bireysel kullanımlar yöreye, ağıza ve kültüre göre de değişebilir.

Sınırlı zümreler dille ilgili buyurucu kararlar veremez

Bu yüzden dile dair genellemeleri sınırlı bir zümrenin yapması dilin mevcut olan tüm değişkeleriyle doğru şekilde betimlenmesini zorlaştırabilir. Bu sınırlı zümre akademisyen de olsa, siyasetçiler de olsa, bir başka kesim de olsa; dile dair buyurucu kararlar veremez, vermemeli. Yine dile bakış açımız sorunlu olduğu için diller ‘’Zengin – Gelişmemiş; İyi – Kötü’’ genellemelerini sıkça yapıyoruz. Bu değerlendirmeler yapılırken gerekçe olarak dillerin sözvarlığı yani sözcük sayıları, sözcük türetim yollarının fazlalığı veya akustik özellikleri göz önüne alınabiliyor. Örneğin Almancanın kaba bir dil olduğu buna kıyasla Fransızca’nın da ince ve kibar bir dil olduğu yargılarını toplumda sıkça duyabilirsiniz. Bunun sebebi o dilin akustik özellikleridir aslında. Bu yargı da yanlıştır. Dillerin farklı akustik özellikleri olabilir ama diller doğal konuşucuları tarafından anlaşılıyorsa bu farklılıklar iyilik ya da kötülük olarak okunamaz.

Sözcük türetim yolları farklı olabilir

Akustik özelliklerin yanında dildeki sözcük türetim yollarının fazlalığı da bazen bir dilin diğerine üstünlüğünü ifade etmek için kullanılabiliyor. Böyle bir tartışma da modern yaklaşıma göre hem kel hem foduldur. Macarca, Türkçe gibi diller eklemeli dillerdir. Bu dillerde farklı farklı ekler ve sözcüğü türetmek için farklı yollar görülür. Buna kıyasla Sami Diller olarak sınıflandırılan Arapça, İbranice gibi dillerde sözcük türetimianlambilimsel içerikleri olan şablonların bükümlenmesiyle gerçekleşir. Bu durum Sami Dillerin, Hint-Avrupa veya Ural-Altay Dillerinden daha az gelişmiş olduğunu göstermez. Ya da tam tersi Sami Dillerin, diğer dillere üstünlüğünü gösteremez. Burada esas önemli olan; o dilin kendine has özellikleriyle sözcük türetimini gerçekleştirebiliyor olmasıdır. Kimi diller bunu tek bir yolla, kimi diller farklı farklı yollarla yapar. Sözcük türetim yollarının fazlalığı veya azlığı zenginlikle ilgili bir açıklamada bulunmaz, bulunamaz.

Diller etkileşim içindedir

Dil hakkında alışılagelmiş klişelerden biri de bir dildeki yabancı sözcük fazlalığın o dilin yozlaşmakta olduğunu gösteriyor olduğu iddiası, biliyorsunuz. Diller sürekli etkileşim içindedir, bu yüzden diller arası alışveriş her zaman görülür. Bir sözcüğün bir dilden başka bir dilin sözvarlığına katılması sürecinde o sözcük kimi değişimler geçirir. Ses özellikleri bakımından da geldiği dile uyum sağlar, biçimsel olarak da dile uyum sağlar. Ve geldiği dildeki anlamını belli ölçüde korurken girdiği dilde daha farklı gönderimler kazanır. Star sözcüğü İngilizcede gökcismi olan yıldız anlamına gelirken, Türkçede bu sözcük gökcismi olarak değil de bir alanda popüler ve yetkin olan kişileri tanımlamak için kullanılır. Bu da gösteriyor iki dilin etkileşime girmesi sonucunda bir sözcüğün başka bir dildeki sözvarlığına katılmasıyla birlikte o sözcük, diğer dilin özelliklerine uyum sağlar ve orada farklılaşır. Dillerin kaybolması bir dilin konuşucusu kalmaması durumuyla açıklanır.

Dünyadaki tüm diller birbirinden sözcük ödünçler

Bir dilin, kendi biçimsel görünümüne uyduracak şekilde başka dilden sözcük ödünçlemesi tam aksine o dilin canlı olduğunu, yaşayan bir dil olduğunu ve sürekli genişlemekte olduğunu gösterir. Dilin bozulması, başka dillerden sözcük ödünçlemesi demek değildir efendim, değildir. Dünyadaki tüm diller birbirinden etkilenmiş, birbirinden sözcük ödünçlemiştir. Ama eğer bir dil kendi biçimsel görünümünü yitirir ve kendi karakteristik akustik özelliklerini kökten yitirirse ya da bir başka dildeki yapıları kendi kurallarına uydurmadan doğrudan kullanıma aktarırsa dilde bozulma görülür. Bu değerlendirmelerin ardından burada tartışacağımız ana meseleye sözvarlığına, bir başka deyişle de sözcük sayısının fazlalığına gelecek olursak bu konuda da yanlış iddialara rastlamamak oldukça zor. Hiç unutmam lisedeyim ve bir akademisyen konferansa geldi ve ‘’Arapçada üzüntü sözcüğünü neredeyse birbirinden farklı on sözcükle ifade edebilirken, Türkçede bu anlamı en fazla iki üç sözcükle karşılayabiliyoruz. Biz kendimizi neden bu yavanlığa mahkum ediyoruz ?’’ yorumunda bulundu.

Dildeki sözcük sayısı kültürel etkileşim ve gereksinimle ilgilidir

Bu sübjektif değerlendirmesiyle filolog, esasında Arapçanın Türkçeden daha üstün, hatta sadece Türkçeden değil tüm dillerden üstün bir dil olduğunu iddia etmişti. O konuşmayı dinlerken epey rahatsız olmuştum. Meğer ileride bu konuları çalışacakmışım, o günler bilmiyordum tabii. Şimdi gelelim esas meseleye. Türkiye’nin en önemli Dilbilimcilerinden Nadir Engin Uzun’a göre ‘’Zenginlik’’ sözcüğü, şayet, dillerin sözvarlığının birbirlerine kıyasla görece zenginliği hakkında bilgi vermek için kişisel olarak günlük hayat içinde kullanılıyorsa burada bir sakınca yoktur ama sözcük sayısı çok olan bir dilin, sözcük sayısı daha az bir dile olan üstünlüğünü bilimsel temele dayandırmaya çalıştırmak yanlıştır, evrensel dilbilgisine mantıken terstir ve hatalıdır. Bir dilin, sözcük sayısının fazlalığı o dilin girdiği kültürel etkileşimlerin yoğunluğu ilgilidir. Bir dil eğer içinde daha çok sözcük bulunan bir sözvarlığına sahipse bu o dilin tarihsel süreç içinde fazlaca kültürel etkileşim yaşadığını göstermektedir

Bir dildeki sözcük sayısının fazlalığının, kendisinden daha az sözcük sayısına sahip olan dile kıyasla dilsel zenginlik olarak açıklamak kesinlikle hatalıdır.

Bir dildeki sözcük sayısının fazla olması, o dilin süreç boyunca daha geniş coğrafyalarda konuşulduğunu bunun için de farklı kültürlerle etkileşime girdiğini gösterir.

Bu konudaki bir diğer konu da dilde gerekliliğin doğmasıdır.

Dil yapısı gereği gereksinim duyduğunda yeni sözcükler türetir veya bir başka dilden ilgili sözcüğü ödünçler.

Dil gereksinim duymadığı takdirde ekonomi ilkesi gereğince sözcük türetimi gerçekleştirmez.

Bu da dilin canlılığını gösteren bir diğer özelliğidir.

Örneğin;

Arapçada, deve türleriyle ilgili çok sayıda sözcük vardır.

Fransızcada, ekonomiyle ilgili çok sayıda sözcük vardır.

Çincede, pirinç türleriyle ilgili çok sayıda sözcük vardır.

Japoncada, teknolojiyle ilgili çok sayıda sözcük vardır.

Bunun sebebi dillerdeki gereksinimlerin sosyal hayat, kültür ve coğrafyaya göre değişmesidir.

Hasılı, modern bakış açısına göre sözvarlığındaki sözcük sayısının dilleri zengin veya zayıf kıldığını söylemek dilbilimsel olarak hatalıdır.

Olur da dilbilim çalıştığını iddia eden birini ‘’En zengin dil şudur, budur.’’diye konuşurken duyarsanız, kendisinden usulca uzaklaşabilirsiniz.

Yolculuğa devam etmek için sizi bekliyor olacağım, şimdilik görüşmek üzere.

Dile yönelik farkındalığınızın arttığı günler diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.