Al bayrağı eşi benzeri görülmeyen bir kurtuluş savaşı vererek rengini şehit kanından almış Türkiye Cumhuriyeti devleti asla ve kata bir “Kabile Devleti” değildir… Ağır bedeller ödeyerek, kan dökerek, milyonlarca şehitler vererek, devletin sahibi milletin bizatihi ta kendisi olmuştur. 

Devlet; ne geçmişte ne gelecekte, milletin vergisi ile yetim haklarını gasp ederek, sömürerek, imkanlarını kendilerine kullananları af etmemiştir. Tarih bu örnekler ile doludur. 

Ey fütursuzca devleti soyanlar ! 
Yolsuzluk yapanlar ! 
Devletin gücünü kendine ve yakınlarına peşkeş çekenler!
Bilin ki;
Dün bunları yapanlara DEVLET hesap sorduğu gibi yarında sizlere hesap soracağından bizlerin tereddüttü yoktur. 

Milleti yaşat ki DEVLET yaşasın şiarı kalplerimize, ruhumuza kazınmış bir ecdadın torunlarıyız.
Devlet adına iktidarlar tarafından yapılan haksızlıklar, milletin Devlet ve vatan ile aidiyetine zarar vermektedir, bunu iyi biliriz. Hiç bir siyasi iktidar, millet ile Devlet arasındaki AİDİYET kimliğine zarar verme hakkına sahip değildir. 

Siyasi iktidarlar gelir geçer, DEVLET ise baki kalır. 
DEVLET; bir ailenin, zümrenin, grubun, tek bir siyasi anlayış tarafından teslim alınamaz. Devletin sahibi 83 milyon insanımızdır. 

Doğusundan batısına, Türkünden Kürdüne, herkesin, her inancın ve mezhebin, etnik kimliklerin, sahibi olduğu ortak değer DEVLET’tir.

Devlet var oldukça; barış, sevgi, kardeşlik var olur. 

Bu satırları neden kaleme aldım biliyor musunuz değerli gönül dostlarım,

Çünkü bizim kimsenin şahsı ile bir sorunumuz yok ve olamazda ondan.Bizler fikirsel mücadelede bulunan siyasi aktörleriz. Devletimize, milletimize hizmet etmekle sorumluyuz. 18 yıldır iktidarda olanların yaptığı sorumsuzlukları, har vurup harman savurmaları, bu milletin gözünün içine baka baka, kimi zaman canını yaka yaka, çoğu zaman da akıllarıyla alay edercesine yaptıkları şeyleri yazmaya kalksak ne yazık ki sayfalar yetmez!

Ama gelin çok küçük bir sağlama yapalım ki yazdıklarımız havada kalmasın. Laf yerine, taş gediğine otursun! 

Hadi şimdi bilgisayar başına geçelim. Devlet kurumlarında ve Kitlerin yönetimlerinde yer alan siyasilere araştıralım. Mesele bir Bakanlığın-Bakan yardımcılarının, Cumhurbaşkanı danışmanlarının-Baş danışmanlarının, eski-yeni il ve ilçe, belediye başkanlarının hangi bankalarda ve Kit’lerde olduklarına bakalım. Yetmedi bu zatların kaç ayrı maaşla beslendiğini görelim… Devletin bünyesinde olan şirketlerin ve kamu bankalarının yönetimlerindeki isimlerin hangi siyasilerin; eşi, gelini, damadı, akrabası olduğuna bakalım. Sonra her bir kurumdan ne kadar maaş aldıklarına bakalım. Eminim, tek kelime ile “PES” diyeceksiniz. 

Bu, kul hakkı değil de nedir? Bu durumda asgari ücretle geçinmeye çalışan vatandaş hakkını helal eder mi? “Hayır” dediğinizi duyuyorum. Ama ne yazık ki artık iktidar tüm bunları meşrulaştırdı. 

Gelecek Partisi genel başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu başbakanlığı zamanında “Siyasi Ahlaksızlıkla Mücadele ve Siyasi Etik Kanunu Teklifi” hazırlanmış meclise sunulmuş ancak sayın Davutoğlu’nu istemeyenler tarafından engellenmiş ve geri çekilerek kamuoyuna yansıyan ve Davutoğlunu eleştiren şu cümleler yansımıştır. “Bu yasayı çıkartırsanız bizler il ilçe başkanı olmak isteyen ve siyasete destek olacak hiç kimseyi bulamayız” denildi. 
Her bakanlığa, ve kurumlara sunulan dudak uçurtan imkanlar acilen kesilmeli. 
Tahsis edilen milyonluk araçlar limitsiz kartlar, birden fazla maaşlara vs. son verilmelidir. 
Devlet; kendisi ile iş yapan ve zenginleşensayısı yüzü geçmeyen şirketlere ve sözde iş adamalarına hesap sormalıdır.

Böylelikle DEVLET ile Milet arasındaki aidiyet ve güven yeniden tahsis edilecektir. 

Son 4 yıldır bu değerlere dikkat edilmediğinden, ülkemizde hukuk siyasallaştığından imkanı olan birçok insanımız ülkeyi terk etmektedir. Bu son derece tehlikeli bir durumdur acilen güven ortamı oluşturulmalıdır. 

Hangi siyasi düşünceye sahip olursa olsun, her bir vatandaşımız bir değerdir ve bizler için kıymetlidir. Özgürlüklerin önü açılmalı ve düşünmek, yazmak, eleştirmek suç olmaktan çıkmalıdır. Özgürlüklerin yaşandığı bir ülke olmalıyız. 

Kendimizden kendi insanımızdan korkmaktan vazgeçmeliyiz. 
Bireysel özgürlük alanlarını genişletmeli ve birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeliyiz. Çok güzel atasözlerimiz var bizim. Biri de; 

“Devletin malı deniz yemeyen…” sahi neydi?..

Aydınlık bir gelecek dileklerimle

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.