Siyaset yapmak, ülke yönetimine talip olmaktır. Partilerin amacı budur, toplumu projelerine ikna ederek iktidara gelmeye çalışırlar. Demokrasilerde halk oyu ile gelmek yine onunla gitmek esastır.

Bu Batı demokrasilerinin uygulamasıdır. Bizde sistemin böyle işlediğini söylemek mümkün değil, siyaset devleti ele geçirmek için yapılır ve gitmemek için de her çareye baş vurulur. Üstelik devleti ele geçirmeyi hedefleyen sadece partiler değildir. Sivil toplum etiketi taşıyan kuruluşlar, terör örgütleri, hatta dini cemaat veya oluşumlar bile devleti ele geçirmeyi biricik gaye haline getirirler. Devlet ele geçirilecek, ele geçirenin dünya görüşü, ideolojisi yegane tatbikat biçimi olarak uygulanacaktır. Tabiatıyla ele geçirme, daha çok ideolojik hareketlerin amacıdır.  Merkezde duran, toplumun tamamına tercüman olmaya çalışan parti ve örgütler ele geçirmeye değil yönetmeye talip olurlar.

Ele geçirme hedefi üzerinde siyaset yaparak iktidara gelenler bu amaçlarına ulaştıklarında  adım adım devleti tek tipleştirmeye, çoğulcu bir siyaset yerine çoğunlukçu, yani kendini iktidara getiren toplumsal tabanın beklentilerini esas alan diğerlerini görmezden gelen  bir politikaya yönelirler. Bu siyaset kadrolaşmada, yasa çıkarmada, yargıda tek bir amaç güder, o da devleti kaptırmamak, ötekilerin sesini kısarak rekabet şans ve iktidar olma imkanlarını ortadan kaldırmaktır. Bu tip yönetimler  yönetime gelmeyi devletin sahibi olmak gibi gördüklerinden her türlü muhalefeti devlete yönelmiş bir tehdit olarak algılar ve topluma da böyle empoze ederler.

15 Temmuz darbesi böyle bir anlayışın ürünüydü, devletin milletin ortak malı ve ortak değerlerin temsil edildiği bir kurum olarak görüldüğü yerde -ele geçirme- siyasetin veya diğer örgütlerin hedefi olamaz. Çünkü ele geçirme farklı düşüncelerle devleti paylaşmayı değil, tek bir düşüncenin hakim olmasını ön görür ve buna bağlı olarak da kesinlikle  totaliter eğilimler barındırır. 15 Temmuz sonrasında onu bahane ederek yapılanlar da aslında demokratik bir görüntü altında farklı bir ele geçirme faaliyetidir. Ele geçirme, başkası ile paylaşmama, bir nevi devleti kılıç hakkı gibi görme anlamına gelir. Ben fethettim, tek söz hakkı da benimdir anlayışıdır söz konusu olan. Böyle bir iktidar, kadroları hak eden vatandaşları arasında paylaştırmaz, ganimeti sadece -mücahitlere- hasreder. Çünkü devlet ganimettir, ganimet de mücahitlerin hakkıdır. Ve tabi bu tip iktidarların dili de, biz hepimiz değil, biz ve onlar, biz ve hainler, biz ve kafirler, biz ve Bizanslılar, biz ve Yunanlılardır.Ele geçirme siyaseti, asla toplumu bütünleştiren bir dil kullanmaz, çünkü onu zaten bir bütün olarak görmez. Bütüne hitap etmek her vatandaşı devlet aygıtına aynı yakınlıkta  aynı söz hakkına sahip görmektir. Biz ve onlar siyasetinde devlet ele geçirildiğinden herkes değil sadece ele geçirenler devletin sahibidir.

Bu, hastalıklı bir siyaset biçimidir. Devleti toplumsal mutabakatın bir odağı olmaktan çıkararak ayrışmanın merkezi haline getirir.Devlet, ortak iradeyi temsil etmekten çıkınca da giderek vatandaşların bir kısmı ile bağları gevşemeye başlar.Bunun sonucu da bizim devletimiz şuurunun yerini onların devleti düşüncesinin almasıdır. Devleti ele geçirmeyi hedefleyen her siyasal hareket sonunda vatandaşların bir kısmını devlete yabancılaştırır, bu da devletin milleti temsil etme vasfını kaybetmesi, bir partinin, bir ailenin, bir ideolojinin veya bir kişinin devleti haline gelmesidir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.