google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Hayatımda dostluğa çok önem veririm. Elbette; sağlam karakterli, samimi, içten, açık sözlü, çalışkan, üreten ve işini seven olursa, tadına doyum olmuyor.

İşte, iş insanı Sn. Hikmet Özkahraman’da öyle biri. Bakırköy Musiki Vakfı Başkanı olarak, 1993’te tanıdığım ve 27 yıldır devam eden dostluğumuz ve Türk Müziği üzerine, “İstanbul Türk Müziği Günleri/Festivali’nde” yaptığımız paylaşımlarımız. Festivalde, titizlikle hazırladığı yüzümüzü ve müziğimizi ağartan konserler…

Sn. Özkahraman, vakfı, adını Bakırköy Musiki Konservatuarı Vakfı olarak değiştirerek, daha önemli bir konuma ve Bakırköy’ün sanat merkezi haline getirdi. Vakfın; çok iyi bir eğitici kadrosu var, ayrıca kurslarla her yaştaki yetenekli insanın gelişmesi için kurslar düzenliyor.

Çalışmalarına değerli büyüğümüz, Türk Müziği üstadı Sn. Nevzat Atlığ’ı da alarak, yayınlar yaptı, söyleşiler yaptırdı. Bize bir yazı göndermiş. Nevzat Hoca, İTÜ T.M.D.Konservatuarı’ndan emekli olunca, Bodrum’a yerleşti. 1975’te kurduğu ilk Türk Müziği Devlet Korosu’nun 35.yılı nedeniyle bir yazı kaleme almış. Bizim görevimiz tarihe ışık tutan ve ders alınacak unsurlar içeren bu yazıyı köşemizde sizlere de duyurmak.

Sözü Nevzat Atlığ Hocamıza bırakıyoruz;

Yüce devletimin Orkestra, Tiyatro, Opera ve Bale gibi Devlet sıfatını taşıyan kurumları yıllardan beri sanatlarını icra ediyorlardı. Ancak, bu kurumların yanı sıra ne yazıktır ki, kendi musikisini icra edecek bir devlet kuruluşu mevcut değildi. Bu husus altmışlı yıllardan itibaren bilincimde devamlı olarak yer almıştı. Böyle bir önemli ihtiyacın giderilmesi konusunda, herhangi bir düşünceye ve çalışmaya maalesef şahit olmamıştım. Kendi musikimizin ileri gelen isimleri arasında da bu konuya temas etmiş, bu ihtiyacı belirterek bazı girişimlerde bulunmuş bir şahsiyeti de hatırlamıyorum.

Büyük müzikoloğumuz Hüseyin Saadettin Arel, bir “Türk Müziği Devlet Konservatuarı” kurulması fikri üzerinde çalışmalar yapmış olup başaramayınca, bu arzusunu yerine getirmesi için öğrencisi değerli müzikolog ve tarihçi Yılmaz Öztuna’ya vasiyette bulunmuş, bu hususu da sonraki yıllarda dostum Yılmaz Öztuna’dan öğrenmiştim.

Musiki kariyerim 1947 yılından itibaren Üniversite Korosu şefi olarak sahne ve Radyo konserleri vererek başladı. 1952 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı’ndaki hocalığım, Refik Fersan hocamızdan devraldığım Türk Musikisi İcra Heyeti Şefliği ve hemen arkasından İstanbul Radyosu Müzik Yayınları Şefliği gibi görevler, müzik kariyerimde önemli aşamalar olarak yer aldı. 1955 yılında Mesut Cemil bey üstadımızın Bağdat Konservatuarını geliştirmek üzere İstanbul Radyosu Müdürlüğünden ayrılması nedeniyle, müzik yayınları şefliği üzerimde kalarak Radyo Müdürlüğüne vekaleten getirildim. Zira memuriyetteki kıdemim henüz dört yılı doldurduğu için bu göreve asaleten tayin edilememiştim. Ancak asil müdürmüş gibi 1958 yılına kadar bu görevlerde çalıştım.

Aynı zamanda bu büyük ustadan Ankara Radyosunda 1938’de “Radyo Klasik Türk Müziği Korosu” ismiyle kurduğu koroyu devralmam müzik kariyerimde en büyük aşamalardan biri olmuştu. Bu görev Radyo müdürlüğü dahil her türlü unvandan daha değerliydi. Sonuçta bu tarihten itibaren kendimi müziğimizin odak noktasında hissediyordum. 1960’lı yıllardan itibaren zihnimi kurcalayan önemli ihmali gidermek üzere artık bir şeyler yapmalıydım. O dönemde Yılmaz Öztuna ile tanışmam her ikimizin de hayallerindeki idealleri gerçekleştirmek bakımından bir dönüm noktası olmuştu.

Ben, Devlet Korosunu kurmayı, o ise Sayın Arel’in vasiyeti olan Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nı kurmayı istiyordu. Aramızda bir iş bölümü yaptık. Ben elimdeki imkanları seferber ederek Devlet Korosu fikrini aşılamak maksadıyla kamuoyunu hazırlamayı üstlendim. Yılmaz Öztuna ise, basına ve politikaya yönelerek siyasi zemini hazırlayacaktı. Nitekim öyle de oldu. İstanbul Radyosu’nda metinlerini Yılmaz Öztuna’nın yazdığı, müziklerini ise Radyo Klasik Türk Müziği Korosuyla yaptığım “Bestekarlarımızı Tanıyalım” programlarını hazırladık. Bu programlar dinleyiciler tarafından ilgiyle takip ediliyor, basında olumlu yazılarla övülüyordu.

Radyo ve Belediye Konservatuarı’ndaki talebelerimin katılımıyla Belediye Tiyatrosu’nda, Kenter Tiyatrosunda ve Ankara’da “Arı” sinema salonunda değişik tarihlerde sahne konserleri musiki alemimiz de çok olumlu yankılar yapıyordu. 1969 yılında Milletvekili olan Yılmaz Öztuna’nın çabalarıyla, benim başkanlığımda Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak Türk Musikisini Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu kurulmuştu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem idi. Komisyon Arel’ in “Türk Musikisi Kimindir?” İsimli eserini tekrar yayınladı ve bir yıl içinde de Klasik musikimiz repertuarından yüz eserin notalarını yayınladı. Bizler de bu komisyonu Devlet Korosu ve Türk Musikisi Devlet Konservatuarını kurabilme mücadelesinde adeta bir köprübaşı gibi telakki ederek seviniyorduk. Ama ne çare ki bir yıl sonra iktidar değişti ve bu faydalı komisyon hiçbir gerekçe gösterilmeksizin lağvedildi.

Klasik musikimizle ilgili koro plakları, otuzlu yılların ortalarında Mesut Cemil Bey’in idaresindeki erkekler korosu tarafından eski taş plaklarla yapılmıştı. 1969 ve 1970 yıllarında Klasik Türk Müziği Korosu adı altında dört adet Longplay hazırladım. Bunlar Aras firması tarafından yayınlandı ve çok ilgi gördü. Basında pek çok övgü aldı. 1972 yılında üç sene sürecek TRT Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildim. Bu suretle Televizyon programlarına başlamak kolaylaştı. O dönemde Genel Müdür olan İsmail Cem’in teklifi ve desteği ile İstanbul Radyosu A Stüdyosunda yaptığımız TV programı Ankara Televizyonunca naklen yayınlanmıştı.

Bunu Klasik Türk Müziği Korosu adıyla, fedakar ve çalışkan arkadaşlarımla birlikte İTÜ’nün Maçka Maden Fakültesi’nde derme çatma bir stüdyoda yaptığımız TV programları izledi. Zira İstanbul Televizyonu çok sonraki yıllarda yayına başlayabilmişti. Programların sunuculuğunu yapan Tarık Gürcan arkadaşımı burada rahmetle anmak isterim.

1973’de başlayan İstanbul Sanat Festivali’ne Klasik Türk Müziği Korosu adıyla katıldık. Galata Mevlevihanesi’nde yaptığımız bu ilk konserde Dede Efendinin Ferahfeza Ayin-i Şerifini icra etmiştik. Ayin sema gösterisi olmaksızın saf bir müzik eseri olarak icra edilmişti. (Tıpkı bale olmaksızın orkestra tarafından icra edilen bale müziği gibi) Bu da musikimizde bir ilk idi. Bu konserimize rahmetli Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit de teşrif etmişti. Daha sonra Bülent Ecevit Rusya’ya gitmiş, bu konserden aldığı ilhamla, orada varılan kültür anlaşmasında yönetmekte olduğum koronun Rusya’da konser vermesine yer vermişti. Bu konu için Ankara’ya çağrıldım. O tarihte Kültür Bakanlığı henüz kurulmamıştı. Kültür işleri Müsteşarlığı adıyla Başbakanlığa bağlı olarak tedvir ediliyordu. Görüştüğüm kültür işleri müsteşarına, koronun özel bir kuruluş olduğunu, bu türlü Devlet hizmetlerinin Devlet Senfoni Orkestrası gibi, Türk musikisiyle ilgili bir devlet kuruluşu eliyle yapılabileceğini izah etmiştim. Maksadım; konuyu zora sokup dikkat çekmek ve Devlet Korosu kurma hedefimi gerçekleştirmekti. Yoksa arkadaşlarımla devlet eliyle Rusya seyahati yapmak çok kolay ve zevkli olurdu.

Bir süre sonra Kültür Bakanlığı kurulmuş ve makama Talat Halman tayin edilmişti. Talat Halman’ın, Türk musikisiyle ilgili basında yayınlanan görüşleri ve davranışı da amacımız doğrultusunda olmuştu. 1974 yılının sonuna gelindiğinde; yirmi beş yıldır radyolarda, sahnelerde verdiğim konserlerin, yaptığım plakların ve son yıllarda artan bir hızla devam etmekte olan televizyon programlarımın basında ve kamuoyunda sağladığı olumlu havayı teneffüs ederek artık Devlet Korosu’nu kurma aşamasına yaklaştığımı düşünüyordum.

1975 yılında iktidar değişmiş, Süleyman Demirel yeniden kabineyi kurmuş, Kültür Bakanlığına Rıfkı Danışman, Müsteşarlığa muhterem insan Prof.Dr.Emin Bilgiç getirilmişti. Başbakan Demirel’in Yılmaz Öztuna’ya olan güveni ve özellikle kültür konularında inancı tamdı. Bundan istifade eden Yılmaz Öztuna, vakit geçirmeden Demirel’i Devlet Korosu ve Türk Müziği Devlet Konservatuarı kurulması yönünde ikna etmeyi başarmıştı. Bunun üzerine 1975 Haziran’ında Ankara’ya çağırıldım. Devlet Klasik Türk Müziği Korosu benzer Devlet kuruluşları gibi Kültür Bakanlığına bağlı olarak kurulacaktı. Müsteşar Emin Bilgiç ve Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel’le yaptığım çeşitli toplantılardan sonra, sıra koroya ait yönetmeliğin hazırlanmasına gelmişti. Devlet Opera ve Balesi ve Devlet Tiyatroları dahil, ne kadar müzik kuruluşu varsa, hepsinin yönetmeliklerini temin ederek çalıştım ve sonunda kendi görüşlerimi de katarak, bir taslak yönetmelik hazırladım. Bu taslak Başbakanlık ve Bakanlıkça kabul gördükten sonra, 15 Kasım 1975 tarihli resmi gazetede yayınlandı. Böylece Devlet Klasik Türk Müziği Korosu resmen kurulmuş oluyor, yıllarımızın hayali gerçekleşiyordu. Devlet Korosunun kuruluş hikayesini, aradan geçen uzun bir geçmişi acı ve tatlı anılarıyla hatırlayarak, olduğu gibi kaleme almaya çalıştım. 1975 yılında yayınlanan yönetmelikten sonraki safhaları değerli sanat arkadaşım koro şefi Mehmet Güntekin’e bırakıyor siz müziksever dostlarımı derin saygılarımla selamlıyorum efendim.(Prof.Dr.Nevzat Atlığ)

Hocamıza şükranlarımızı sunuyor ve sağlıklı yıllar diliyoruz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.