İzmir HDP binasına yapılan saldırı ve bir genç kızın öldürülmesi ortak tepkilere neden oldu. CB ve içişleri Bakanı Soylu dışında tüm siyasi partiler saldırıyı kınadılar.

Olması gereken de budur, ne adına olursa olsun, kan akıtarak sorun çözmek mümkün değil. Bunu bölücülükle mücadele stratejisi anlamında söylüyorum, etnik isyancılar açısından söylemiyorum. Zira, PKK öle öle, öldüre öldüre büyüdü. Öcalan'ın başlardaki taktiği, her evden bir ölü çıkması, devletle Kürt kökenli vatandaşlarımız arasına kan davası sokmaktı. Bunda başarılı da oldu.

Elinde silah olanla devletin silahla mücadele etmesi en tabii hakkıdır. Kurşun atana gül atılmaz. lakin her etnik hareketin bir de silahsız kuvvetleri vardır, bunlar silahla varılmak istenene hedefin fikri alt yapısını hazırlar, gençlerin silaha yönelmesinin psikolojik zeminini oluştururlar. İşte bunlarla mücadele farklı yöntemlerle verilmesi gerekir. Bir fikir ancak daha güçlü, daha inandırıcı bir fikirle yenilebilir. Yıllar boyu yapılmayan budur! Daha kötüsü, geçmişte bazı siyasetçilerin dağa çıkmaları meşrulaştırıcı yöndeki açıklamalarıdır. Bu açıklamalar  tansiyonu düşürmez, terör örgütüne kapılanların inançlarını güçlendirir, sempatizanları militanlaştırır.

Mücadelesinin haklılığına inanan, üstelik bunu karşı taraftan da duyan insanlar artık kolaylıkla ikna edilemezler, inançları imana dönüşür, onlara istediklerini vermekten yahut çok ağır bir savaşa girmekten başka çare kalmaz. Bu ülkede bunlar yapıldı, aynı şeyler bana yapılsaydı ben de dağa çıkardım diyenler oldu. Politikacıların asla söylemeyecekleri sözler telafuz edildi.

Bunu söylerken  bu ülkede her şeyin düzgün işediğini, adaletin çalıştığını, kimsenin hakkına- hukukuna tecavüz edilmediğini söylemiyorum.Doğu'da da, Batı'da da hak ihlalleri olmuştur. Lakin adaletsizliği gidermenin yolu silah değil, adaletin ikamesi için gayret göstermektir.Demokrasiyi geliştirmek, hoşgörü kültürünü hakim kılmaktır.

Başa dönecek olursak,İzmir cinayetine iktidar da, muhalefet de tepki gösterdi. Herkes olayın arka planının araştırılmasını, olayın münferit mi, yoksa planlı bir provokasyon mu olduğunun belirlenmesini,SADAT söylentilerinin üzerine gidilmesini istedi. Ölen Deniz Poyraz üzerine acıklı hikayeler yazıldı. Ama her şey Poyraz'ın babasının sözleri ile bir anda tuzla buz oldu. Bir baba üzüntülerini dile getirebilir, acısından ileri geri lafla edebilir, adalet isteyebilir, siyasetin kışkırtıcı dilinden şikayet edebilir ama  şu sözleri söyleyemez:

"Sizden istediklerim, Birleşin! Birleşin! Birleşin!… Deniz tek benim değil, Kürdistan’ındır, sizin Deniz'inizdir. Borçluyuz, Kürdistan dağlarındaki arslanlarına! Onlar düşmanların tanklarına toplarına direniyorlar. Biz onlara borçluyuz. Biz onlara borçluyuz. Ne kadar bedel ödesek de onlara borçluyuz biz. Bir birbirimizi tutmalıyız, tutmalıyız, tutmalıyız! Şehit hepimizin şehitleridir. Heval Seve ‘den, heval Pakize’den kiymetli değildir kızım. Başka hevallerimiz de gitti. Heval Lokman Birlik de gitti, panzerlerin arkasından asılarak gitti."

Bunları söyleyenin acılı bir baba olduğuna inanılabilir misiniz?

Türkleri düşman olarak gören, dağa çıkanları arslanlar diye tebcil eden, düşman idaresinde yaşadıklarını söyleyen, genç yaşta kaybettiği kızına ağlayacağına, savaş ve isyan çağrısı yapan, insani yönü yok olmuş bir baba. Bu kin, bu nefret dili bir ülkeyi nereye götürür?

İdeolojiler bir düşünce biçimi olmaktan çıkıp, bir iman halini halınca bu tür  savrulmalara neden olur. İnsandaki insanı öldürür. Bu sözler gencecik Deniz Poyraz'ın sadece Onur Gencer'in kurbanı olmadığını gösteriyor, Deniz Poyraz, biraz da bu aklını -düşmanlıkta boğmuş- bu babanın kurbanı değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.