En temel meselelerimizden biri farklı fikirlere tahammülsüzlüktür.. Herkes demokrasiden, çoğulculuktan bahseder ama iş uygulamaya geldiğinde tam tersini yapar. Tek tipçilik ruhumuza kadar nüfuz etmiştir. Fikirlerimizi saygı gösterilmesini istediğimiz kadar başkalarının fikirlerine saygı göstermeyiz.

Demokrasi çoğulculuktur, farklı fikirlerin, düşüncelerin, inançların özgürce ifade edildiği, tatbik edildiği bir düzendir. Zaten farklı fikirleri ifade edebilmek için özgürlükçü bir ortamın olması gerekir. Hürriyetin olmadığı yerde çoğulculuk olmaz. Olamadığını da otokrat, baskıcı rejimlerde görüyoruz. Baskıcı rejimlerde eleştiri yoktur, herkes alkışçıdır. Gücü elinde bulunduranların hezeyanları bile yaşşa varol sloganları ile karşılanır.

Bu ülkede niçin medeni bir tartışma ortamı olmadığı sorusunun cevabı da burada yatıyor. Doğrunun tek olduğuna inanıyoruz. Farklı fikri doğrular olduğuna bir türlü inanamıyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden biri her şeyi olduğu gibi fikri meseleleri de dinleştirmek. Fikir din haline gelince farklı olan da din dışı oluyor.

Bu ülkede medeni bir tartışma imkanı olmadığı müddetçe bütün fikirler, siyasi rekabetler birer kavgaya dönüşür. Yarışmaz, rekabet etmez dövüşürüz. Siyasetin son derece sert ve tahammülsüz bir çerçevede yapılmasının nedeni de budur. Ancak mesele sadece bugünle bitmiyor, sert, kavgacı bir siyasi iklimde kimliklerini edinenler de aynı sertliği kimlik haline getiriyor. Bu da kavga siyasetinin nesilden nesile aktarılmasına her gelen kuşağın bir öncekini taklit etmesine sebep oluyor.

Fikri meselelerde tekçilik, tekelcilik olmaz. Hatta dini konularda bile farklı anlayış ve yaklaşımlar olabilir. Nitekim aynı ayete farklı manalar veren, farkı çıkarımlar yapan alimlerin sayısı az değildir. Örnek olarak rey ehli ile hadis ehlini, yahut günümüzde yaşayan mezhepleri vermek mümkündür.

Nitekim Muhyiddin-i Arabi, Mevlana gibi gönül adamları çok farklı şeyler söylemelerine rağmen -kimi eleştirilere- rağmen hep hoş görü ile karşılanmışlardır. Bugün aynı ölçüde bir özgürlük ikliminden söz etmek mümkün değil. Her tarafımız dökülüyor. Kalemlerimiz kılıçtan keskin, dokunduğu kişinin ruhunu kanatıyor.

Bizde farklı düşünce ekolleri arasında ittifakların zor olmasının sebeplerinden biri bu giderek yaygınlaşan tahammülsüzlüğümüzdür. Onun için partiler hep aynı tornadan çıkmış tipte adamlar istiyor. Çünkü farklı düşünen ya farklılığını dayatıyor, yahut farklılığını ifade edecek hoş görü ve özgürlük ortamını bulamıyor.

Mevlana kim olursan ol gel diyordu, elbette gel derken gönül coğrafyasının ne kadar büyük olduğunu gösteriyordu. Bunu her kafadan bir ses çıksın diye söylemiyordu, onları bir gönül ikliminde buluşmaya çağırıyordu. Bugün o iklimin çok uzağındayız, gönlümüz de ufkumuz da çok dar. Onun için hiç bir meselede ortak aklı harekete geçiremiyor, sorunlarımızı çözemiyoruz. Bundan sonra olur mu? Bu bize bağlı, bu çapsızlığı, ufuksuzluğu, fikir putçuluğunu aşmadığımız müddetçe kendi kendimizi çoraklaştırmaya, kendi kedimizi sığlaştırmaya devam ederiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.