google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Siyasi kulislere sızan bilgilere göre Saray iktidarının yapmayı düşündüğü Hukuk reformları arasında AYM kararlarını uygulamayan hakimler hakkında -disiplin soruşturması- açılması da var. Haber doğruysa, bunu müspet karşılamak mümkün. Ama zamanlamaya ve AYM'nin üye tablosuna bakıldığında bunun pek anlamlı olmadığı görülüyor.

AYM'nin temel hak ve özgürlüklerle ilgili aldığı kararların birçoğu tek oy farkla alındı. AYM üyelerinin birçoğu CB Erdoğan tarafından atandı. Yeni emekli olacak AYM üyesinin yerine de eski İstanbul Başsavcısı İrfan Fidan'ın atanacağı konuşuluyor. Bu olursa, AYM'deki bir sayılık denge de değişmiş olacak. Ondan sonra, AYM'den siyasi iktidara rağmen, özgürlükçü kararlar beklemek de hayal olacak. Son  Osman Kavala ile ilgili ret kararının da bir oy farkla alındığını hatırlatmakta fayda var. AYM'de çoğunluğu garantiye aldıktan sonra, AYM kararlarını yerine getirmeyen hakimler hakkında disiplin soruşturması açılacağı yönünde reformlar yapmak çok inandırıcı değil. Fidan'ın Cumhuriyet Başsavcısı olduğu İstanbul'da hakimler AYM kararını uygulamadılar, kimsenin de çıtı çıkmadı.

Saray, bu konuda samimi ise doğru olan sadece AYM kararlarını uygulamayan hakimler hakkında disiplin soruşturması açılmasına yönelik düzenleme yapmak değil, AİHM kararları içinde aynı düzenlemeyi yapmaktır. CHP milletvekili Enis Berberoğlu ile ilgili AYM kararı ortada duruyor. İki mahkeme kararı uygulamadığı gibi meclis başkanı da Berberoğlu'nun milletvekilliğinin iadesi için hiç bir işlem yapmadı. İktidar samimi ise ortada duran bu kararla ilgili gerekli adımları atmalı.

Bütün kurumlar ele geçirilip, partileştirildikten sonra o kurumlardan siyasi iktidarın beklentilerinin aksine kararlar beklenmeyeceği gibi, hakim ve yargıçlara disiplin cezasına da ihtiyaç kalmaz. Doğru olan yargı bağımsızlığını sağlayacak, HSYK'nın yapısını buna göre tanzim edecek adımlar atmaktır. İrfan Fidan'ın Yargıtay üyesi olur olmaz yapılan seçimde AYM'ye gönderilecek üç üye içinde birinci seçilmesi Yüksek Yargının da ne hale getirildiğini, politikleşmenin hangi noktaya vardığını göstermektedir. Bir haftalık Yargıtay üyesini AYM'ye aday göstermek Yargıtay'ın kendi geleneklerini, kurumsal kültürünü bir çırpıda yok saymasıdır.

Hesap vermeyen, hesap sorulmayan hiçbir yönetim meşru değildir. Demokratik yönetimlerin birinci vasfı hesap sorulabilir ve verebilir olmalarıdır. Demokrasi açıklığı, şeffaflığı ön görür. Sayıştay onlarca, yüzlerce usülsüzlük ortaya çıkarıyor ama yargı tek bir kişiden hesap soramıyor. Ziraat Bankası vergi kaçıranların cenneti olan Virgin Adalarına 1.6 Milyar dolar kredi veriyor, kredi geri ödenmiyor ama tek bir sorumlu yok. Hariri, Telekom'u hortumlayarak milyarları götürdü tek bir hesap veren yok. Sorumluların içimizde dolaştığı bu ve benzeri olayların müsebbipleri isteseler de demokratik düzenlemeler yapamazlar. Demokrasi hesap vermekten korkmayanların rejimidir. Otoriterleşme ise hesap vermekten kaçmak isteyenlerin nizamıdır. Türkiye, bu kadrolarla demokratikleşemez. Çünkü hesabının verilmesi gerek o kadar yanlış var ki!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.