google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Zedelenen, kırılgan demokrasi

Türkiye’de demokrasinin mevcut durumunu, demokratik kurumların işlevini ve demokratik indekslerdeki performansını anlamlandırıp okuyabilmek için demokrasi kavramının bu topraklardaki serüvenini geniş bir açıyla incelemek gerekiyor. Statükoyu anlamak için sorunun kaynağını irdelemek, açıklamak gerekiyor. Bugün Türkiye’de demokrasiye olan güvenin kamuoyu araştırmalarında %40’lar seviyesine düşmesinin sebepleri birkaç seneyi kapsayan sınırlar çerçevesinde ele alınamaz. Giderek daha da güçsüzleşen, giderek daha da zedelenen, giderek daha da kırılgan bir hal alan demokrasimizi bu denli zayıflatan etmenlerin başında hiç şüphesiz ki Türkiye’yi 19 yıldır kesintisiz olarak yöneten iktidar geliyor.

Efendilerin uygulamaları

Efendiler, gücünü korumak ve kazanılan makamları devretmemek adına gelişmiş demokrasilerde örneklerine az rastlanan uygulamaları kendisine adeta şiar edindi. Toplumu bir arada tutan, toplumu güçlendiren, toplumun birbirine olan bağlılığını sağlamlaştıran tüm değerler kutuplaştırma aracı olarak kullanıldı ve kullanılıyor. Bu değerlerin içinde en başta inanç geliyor; laiklik ilkesini benimsemiş bir ülkede siyasi propagandanın öznesi haline getirilmesi söz konusu dahi olamayacak inançlar miting meydanlarının gediklisi haline getirildi.Keza eğitim politikaları, siyasi partilerin üstündedir ve siyasi partilerin çekişmelerine kurban edilemeyecek kadar hayatidir. Eğitimi tahakküm altına alan, eğitimi siyasallaştıran ve eğitimi kendi propagandaları için araç olarak kullanan iktidarlar otoriterdir.

Biz bıktık

Eğitim, iktidarın gözünde son yıllarda kendi düşüncelerini benimsetmek için elinden geleni ardına koymadığı bir sahaya dönüştü. Kültürel mirasımız olarak kabul edebileceğimiz tüm olgular yine siyasi hesaplar uğuruna ayrıştırıldı. Sanat, sanatçılar siyasi kutuplara mal edilmeye çalışıldı. Tüm bunlar topluma söyleyecek sözü kalmamış olan, toplumun takdirine sunabileceği projesi olmayan iktidarların ortak özelliği esasında. Köhneyen ve otoriterleşen yapılar sonunda çareyi tabanlarını nefret diliyle konsolide etmekte buluyor. Bu nefret siyasetinin o topluma, o ülkeye ve o ülkenin en önemli sermayesi olan düşün dünyasına sahip, bilgi üretebilen gençlere faturası da oldukça vahim oldu. Biz gençler, artık bu düşünce yapısından, bu bakış açısından, bu yönetim anlayışından ve en önemlisi de bu zihniyetten bıktık.

Özgür düşünce ortamı…

Kamuoyunda yapılan araştırmalara baktığımızda Türkiye’de gençlerin neredeyse 4’te 3’ü imkan bulduğunda yurtdışında yaşamak isteyeceğini açıkça ifade ediyor. Bu algının yerleşmesinde ve gençlerin bu seçeneğe başvurmasında en önemli sebep demokrasiden ayrıştırılması oldukça zor olan özgür düşünce ortamı kavramı değil midir ?İnsanların özgür olmadığı bir ülkede yeni girişimler görülemez, insanların özgür olmadığı bir ülkede istikrarlı bir iktisadi gelişme görülemez, insanların özgür olmadığı bir ülkede toplumsal gelişme görülemez ve insanların özgür olmadığı bir ülkede çağımızın en değerli malı olan bilgi üretilemez; bilgi işlenemez bu yüzden de dünyaya pazarlanamaz. OECD’nin kriterlerine göre insanların özgür olmadığı ülkeler gelişmekte olan ülkelerdir. Bu iktidar bizim klasımızı düşürdü, klasımızı !

Facia !

Bugün Türkiye’de gençler ülkesinden umudu kesmişse bunun sebebi özgür düşünce ortamının tesis edilememesi ve bu toprakların onlara gelecek vadedememesidir. Bugün kendi ülkesinde artı değer üretemeyen gençler batı ülkelerinde artı değer üretmeyi başarabiliyorsa bunun sebebi yine özgür düşünce ortamının fukaralığıdır. Katılımcı ve çoğulcu demokrasinin kurallarıyla işletilemediği bir ülkede topyekun bir ilerlemeden bahsetmek işte bu yüzden olanaksız ! Bugün Türkiye’de demokrasi durumu tüm düğümlerin buluştuğu kilit nokta haline geldi. İyi bir ekonomi de, iyi bir eğitim de, iyi bir dış politika da, iyi bir kültür mirası da tamamıyla demokrasinin yeniden güçlendirilebilmesine kaldı. Bu saydıklarımızı somut verilerle destekleyelim; gündemde tartışılan haber ve bilgilerin doğruluğunu teyit ederek toplumu bilinçlendirmek amacıyla kurulmuş olan bir sivil toplum kuruluşu olan Doğruluk Payı’nın resmi internet sitesinde Türkçeleştirdiği rapora göre The Economist IntelligenceUnit’in 2019 demokrasi endeksinde karnemiz tek kelimeyle facia !

Demokrasi değiliz !

Türkiye’nin demokrasi endeksinde istikrarlı bir şekilde gerilediğini ve artık evrensel kriterler gereğince bir demokrasi olarak değil de melez rejim olarak nitelendirilmesini görmekten hicap duyuyorum. 2017 Halk Oylamasından sonra ne yazık ki ülkemiz, uluslararası endekslere göre demokrasi değil melez rejim olarak nitelendiriliyor. Rapora göre demokrasinin işlevselliğinden veya varlığından söz edebilmek için seçimlerin yapılıyor olması yeterli değil; rapordaki demokrasi endeksi beş kategoriden oluşuyor. Seçim Süreci ve Çoğulculuk, Sivil Özgürlükler, Hükümetin İşleyişi, Siyasal Katılım ve Politik Kültür.  Her kategorinin 0 ila 10 ölçeğinde bir puanlaması var ve genel dizin, beş kategori dizininin basit ortalaması olarak hesaplanıyor. Kategori endeksleri de, o kategorideki göstergelerin 0 ile 10 arasında puanlanmalarına ve bu puanların toplanmasına dayanıyor. Raporun belirlediği kritik ölçütler de şunlar: ulusal seçimlerin adil ve özgür olup olmaması, oy verenlerin güvenliği, yabancı güçlerin hükümet üzerindeki etkisi, kamu kuruluşlarının politika uygulama becerisi.

Düşüşte istikrar…

Yapılan hesaplama sonucu 10 ile 8 arasında puan alan ülkeler tam demokrasi, 8 ile 6 arası puan alanlar kusurlu demokrasi, 6 ile 4 arasında puan alanlar melez rejim, 4 ile 0 arasında puan alanlar ise otoriter rejim olarak adlandırılıyor. Rapor, incelediği bölgeler bakımından dünyadaki ülkelerin büyük bir çoğunluğunu kapsıyor. Kapsamı alanındaki rejimlerin %13,2’sinin tam demokrasiye; %32,2’sinin kusurlu demokrasiye, %22,2’sinin melez rejime, %32,3’ünün ise otoriter rejimlere sahip olduğu ortaya konuluyor Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmesiyle birlikte kusurlu demokrasilerden, melez rejime düştü ve endeks skoru da büyük ölçüde geriledi. Türkiye Cumhuriyeti, 2014 yılından itibaren dünya ortalamasının altına indi; 2017 Halkoylamasından sonra da demokratik bir rejim olarak sınıflandırılamaz hale geldi. Endekste Türkiye’nin seçim sürecinin demokrasinin gereklerini tam olarak karşılayamadığını, çoğulculuk noktasında eksiği bulunduğunu, en düşük puanın de sivil özgürlükler alanında alındığını görüyoruz.

Melez Rejim ne ola ki ?

Yıllara göre Türkiye’nin aldığı puanlara bakacak olursak da şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. Türkiye, endeksin ilk oluşturulduğu 2006 yılında dünya ortalamasının üzerinde bir puan almış ve 2014 yılına kadar bunu sürdürmeyi başarmış. 2014 yılına gelindiğinde Türkiye’nin demokrasi endeksi bir önceki yıla göre %9’luk bir düşüş göstermiş, dünya ortalamasının altında kalmış. 2015 yılından itibaren de puanındaki düşüş devam etmiş ve dünya ortalamasıyla arasındaki fark açılmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin de an itibariyle içinde bulunduğu melez rejimlerin spesifik özellikleri ülkemizin kurucu idealleriyle taban tabana zıt. Melez rejimler, seçimlerin adil ve özgür olmasının önüne geçebilecek düzensizliklerin iktidar eliyle yapılabildiği, muhalefet üzerinde ağır baskının var olduğu, kusurlu demokrasilerde olduğundan daha da ciddi bir siyasal kültür zayıflığının ve hükümetin işleyişinde siyasal kıtlığın bulunduğu ülkeler olarak tanımlanıyor. Yine bu rejimlerde yolsuzluğun ve yoksulluğun yaygın, kanunun güçsüz olduğunu belirtiyor. Sivil toplum da yeterince güçlü bulunmuyor. Tipik olarak gazeteciler üzerinde baskının görüldüğü de belirtiliyor, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin yoksunluğu dikkat çekiyor ve tüm bunlarla birlikte yargının tarafsızlığında zedelenme görülüyor.

Atatürk’ten, Amin’e eksen kayması

Yine endekse göre Türkiye Cumhuriyeti’nin Sivil Özgürlükler kriterinde 10 üzerinden sadece 2,35; Seçim Süreci ve Çoğulculuk kriterinde 10 üzerinden 3,08 puan alabildiği görülüyor. Kendi partisine oy vermeyen vatandaşlarını yer yer üstü kapalı yer yerse üstü açık bir şekilde hainlikle suçlayan bir iktidar tarafından yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kriterlerde varlık gösterememiş olması sürpriz mi sizce ? Batı Avrupa ülkelerinin endeks performansı arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine baktığımızda Batı Avrupa ülkeleri arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin sonuncu sıraya yerleştiğini görüyoruz. Dünyayla entegre olmak isteyen, uluslararası arenanın önemli bir aktörü olmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti’nin nabza göre şerbet veren, prensip ve disiplinden uzaklaşan dış politika yönetimi; içerideki antidemokratik uygulamalarla harmanlanınca elimizde nur topu gibi bölge sonunculuğu kalıyor. Ne kalabilir ki ?Türkiye Cumhuriyeti’nin endeks performansını bölge ortalamalarına ve dünya ortalamasına göre incelediğimizde aydın, müreffeh ve ilerici bir ufuk doğrultusunda yol alması beklenen ülkemizin kaydığı eksen açıkça görülüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekseni Mustafa Kemal Atatürk’ten, İdi Amin eksenine doğru kayıyor. Gönyemizi kaydırıp, dengemizi şaşırtıyor efendiler.

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı !

Endeks değerlendirmesine göre Türkiye Cumhuriyeti’nin performansı Orta Doğu / Kuzey Afrika ülkelerinin ortalamasına giderek daha da yaklaşıyor. Rakamlar yalan söylemez, tabii eğer propaganda aracı olarak kullanılmıyorlarsa. Demokrasi endeksinin rakamları ülkemizin istikametini ve ülkemizin içine düştüğü durumu somut olarak gözler önüne sermek için yeterli. Tüm bu verilerin ışığında Türkiye’deki tüm sorunların demokrasi şemsiyesi altında toplandığını söylemek hiç de yanlış değil. Değil çünkü demokrasi endeksinde iyi performans gösteren ülkelerin ekonomide, dış politikada, eğitimde, sivil toplumda, kültür – sanat alanında dünyada başı çektiği açıkça görülüyor. Bu olumsuz tablonun en büyük müsebbibi demokrasi sorunları, açık adres vermek gerekirse de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Türkiye Cumhuriyeti’nin eksenini ait olduğu yere yeniden getirmek, gençlerin yeniden bu ülke için heyecan duymasını sağlamak, ülkemizin sanat ve spor gibi alanlarda ileriye gitmesini sağlamak, dünyaya örnek olacak güçlü bir ekonomi inşa etmek, kaliteli yalnızlık adı verilen izole dış politika yerine bölgesinde ve ülkede ağırlığı olan bir aktör olmak demokrasiyle mümkün olabilir. Katılımcı ve çoğulcu demokrasinin Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm kurallarıyla işletilmesi artık hayati !

Bunun için ülkedeki tüm siyasi aktörlere, tüm sivil toplum kuruluşlarına görev düşüyor. Kimi akademisyenlere göre de demokrasi azınlıkta olanların kendisini güvende hissettiği ve huzurla bulduğu toplumsal sözleşmenin ta kendisi değil mi ? Bu sözleşmenin layığıyla yerine getirilebilmesi için tüm bu aktörlerin bu hassasiyetle hareket etmesi gerekiyor.

Anayasamız, toplumun özgürlük ve demokrasi taleplerini yansıtmaktan ve toplumsal barışı tesis etmekten epey uzakta. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da devlet; toplum ve birey tarafından tanımlanan değil, toplumu ve bireyi tanımlayan, onun kimliğine müdahale eden, ideolojik tarafsızlığı bulunmayan oldukça despot bir organizasyon haline geldi. 2017 Halkoylamasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yerleşik demokratik denge ve denetim mekanizmaları lağvedildi, güç tek ve sınırsız bir erkte toplanıverdi. Kuvvetler ayrılığı ilkesi yok sayıldı yasama ve yargı da sembolik hale getirildi.

Tüm bu uzun tartışmanın ardından köşemden bir kez daha yeni bir anayasanın gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Bu yeni anayasanın kapılı kapılar ardında, karanlık toplantı masaları etrafında değil toplumsal bir uzlaşıyla hazırlanmalı. Toplumun tüm kesimlerinin, siyasi partiler, uzman ve akademisyenlerle birlikte müzakere ederek kendisinin anayasayı oluşturması gerekiyor.

İnsanın temel hak ve özgürlüklerini, tarafsızlığı, laikliği, Atatürk ilkelerini, hukukun mutlak üstünlüğünü vurgulayan; doğayı ve hayvanları koruyan, sivil toplumu güçlendiren, kuvvetler ayrılığını benimseyen, güçlendirilmiş parlamenter sistemi öngören, çağın gereklerine uygun ve toplumsal eşitliği gözeten bir anayasanın oluşturulması gerekiyor.

Tüm bunlar yaşanırken, tüm bu gerçekler ortada dururken ve Türkiye’nin demokrasi karnesi ortadayken iktidar eylem planı açıklıyor; muhalefet de poz veriyor…

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı !

Muhalefet halen, ülke tükenme noktasına gelmişken ‘’Bir araya geldik, ülke için geldik, gençler için geldik, demokrasi için geldik, adalet için geldik ve en önemlisi de bu topraklarda birlikte var olabilmek için geldik !’’ diyerek toplumun karşısına bir arada çıkabilmiş değil.

Pozlar veriliyor, görüşmeler yapılıyor ama sonra ‘’Ben onunla bir araya gelemem, onunla aynı masaya oturmam, tabanımı ikna edemem !’’ hezeyanları yükseliyor.

Eğer muhalefet liderleri iş bu raddeye varmışken, bıçak kemiği törpülerken halen bu toplumu kucaklaştıramıyorsa; gençleri heyecanlandıramıyorsa, seçmenlerine umut vadedemiyorsa siyaseti bırakıp emeklilik hayatlarını yaşasınlar.

Muhalefet birleşmek, bütünleşmek ve ilkesel bir zeminde ortaklık kurup bunu topluma düzgünce anlatmakzo-run-da !

Ayrı ayrı aday çıkarsanız ne olacak ?

Ayrı ayrı vekil çıkarsanız ne olacak ?

Seçim kaybedildikten sonra, siz 3 oy alsanız ne olacak; 5 oy alsanız ne olacak ?

Herkes aklını başına almalı, şapkayı önüne koymalı ve bu karneyi aklına çivilemeli.

Hataya yüzümüz yok, memleket elden gidiyor.

Memleket elden gidiyor !

Memleket elden gidiyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.