google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Toplum olarak gücü seviyoruz

Toplum olarak gücü, gösteriyi, şatafatı ve biraz da hava atmayı seviyoruz.  Bu toplumda yaşayıp veya bu toplumu tanıyıp bunu inkar edecek biri var mı bilmiyorum. Bakın ilginç bir anımı aktarmak istiyorum size bu konuda. Bundan iki sene önce, üniversite sınavı geldi çattı ve ben de yazdım kafama dilbilim okumayı. Üniversite sınavında uygulanan Yabancı Dil Testine de hazırlanabilmek için yaşadığım şehrin alanında en başarılı gösterilen dershanesine doğru yolu tuttum. Dershaneye alıştıktan ve sınava hazırlanma güdüsünü uyardıktan sonra bir başka deyişle sınav döneminin cicim ayları bittikten sonra dersimize giren öğretmenimiz yerine bir hanımefendi geldi derse.

Bir dershaneden seviye sınıfı manzaraları

Bizim sınıfa pozitif enerjisini de getirdi tabii. Biz sınav konusunda kaygılanıp net hesabı yaparken ve test çözmek üzere hocamızı beklerken, sınıfa şık giyimli, güzel ve güler yüzlü genç bir hanımefendi geldi. Biz ne olduğunu anlamaya çalışırken başladı İngilizce konuşmaya. Hocamız beklenmedik bir işi çıktığı için derse gelemiyormuş, hanımefendi de bizimle hem tanışmak hem de konuşma pratiği yapmak için bu fırsatı değerlendirmek istemiş. Memleketimizin klişelerindendir ‘’Anlıyorum ama cevap veremiyorum.’’ bahanesi. Dil alanında ve kahir ekseriyeti yabancı dil alanında çalışmalar yapacak olan aday öğrenciler içinde – seviye sınıfı olmasına rağmen – hanımefendiyle sohbet edebilecek akıcılıkta İngilizce konuşabilen bir iki kişiden fazla vatandaş çıkmadı.

İnsanın ruhundaki kanatlar…

Dilbilimci adayı olunca ve alanda iki yıllık eğitimi tamamlamaya yaklaşınca tabii bu sorunların farklı köklere dayandığını, çözümünün de düşünülenden farklı yerlerden geçtiğini öğrendim tabii. Her neyse bunu ayrıca bu köşeden tartışacağız. Ne diyorduk ? Evet, hanımefendiyle sohbet edebilecek bir ikiden fazla vatandaş çıkmadı. Ben bu vatandaşlardan biriydim. Hanımefendi, Fransız’dı. Ülkesinde yabancı dil öğretimi konusunda eğitim aldıktan sonra farklı ülkelere yabancı dil öğretmeni olarak gitmiş, insanları ve farklı kültürleri tanımayı sevdiği için de kendisini sınırlara mahkum etmemiş. İspanya’da da bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra düşmüş yolu Anadolu’ya. Özel bir lisede üç farklı dilin eğitimini verdikten sonra da bizim dershaneye gelmiş. Öyle ya kanatlar uçaklarda değil, insanın ruhunda. Ruhundaki kanatları kullanabilenler için sınırlar ne ki ?

Yolu sevgiden geçen herkes değerlidir

İşte bu hanımefendi kanatlarını açmış ve sınırları aşmış. Sınava hazırlıktan ziyade daha alt yaş gruplarının dil konusunda pratik yapması için çalışmaya gelmiş bizim dershaneye. Üniversite sınav senesini özellikle 2000’li yıllardan bu yana, rekabet sertleştiğinden beri yaşayanlar bilir ki süreç birey için hakikaten yıpratıcı olabiliyor ve birey kafasında sürekli geleceği kurgulamaya çalıştığı için gözünün önündekileri görmeyi başaramayabiliyor. Biz de bu hanımefendiyi görüp geçtik ama hiç sohbet etmeyi düşünmedik En fazla selamlaştık. Tabii dersteki sohbetten sonra ben hanımefendiyi merceğimin altına aldım. Yolu sevgiden geçen, yüreği karanlık olmayan herkesten öğrenilecek dersler olduğuna inanırım çünkü. Bir sohbet, bir söz, bazen de sadece bir bakış insana hiç tahmin etmediği dersleri verebilir. Hem bende merak uyandıran geçmişi hem de pozitif enerjisi yüzünden hanımefendiyle denk gelebildikçe sohbet etmeye başladık.

Para ve güç…

Gel zaman git zaman, sohbet ilerledi tabii. Dersten, sınavdan ve gelecek kaygısından öte meseleleri konuşmaya başladık. Bir gün ulusların karakteristik özelliklerinden, demokrasiden, dünyanın ve Türkiye’nin nereye gittiğinden konuşurken çekinerek şunu söylemişti bana ‘’Biz Fransa’da konuşurken Atatürk’ü hayranlıkla anıyoruz, Türk ulusunun potansiyelini takdir ediyoruz ama bir konuda sorun olduğunu düşünüyoruz. Güce ve paraya o kadar değer veriliyor ki burada; biz bazen makam, güç ve para karşılığında her şeyin yaptırılabileceğini düşünüyoruz. Tabii konu bağımsızlık ve ülke olmadığı sürece.’’ önce bir durdum, düşündüm, düşündüm, düşündüm. Sonra bu söylediklerine kızacağımı düşünmüş olacak ki bizi övmeye başladı. Başladı ama söylediklerinde haklıydı. Bugün, biz iktidar sorunundan ve demokrasi sorunundan bahsediyoruz. Deli zırvası suni gündemleri konuşacağımıza tabii ki bunları konuşmalıyız. Lakin esasında hanımefendi haklı. Toplumumuzun meselelere bakışı özellikle son yirmi yılda giderek dejenere olmaya başladı.

Güçlünün kayığının ucuna ilişmeyi seviyoruz

İşte gündelik sohbetin içinden bir alıntı olan bu yorum bile yazımın başında söylediğimi destekler nitelikle. Biz şatafatı, parayı, görüntüyü ve bunun da ötesinde gücü çok seviyoruz. Yapılanlar yanlış olsa da güçlünün yanında olmayı, çok haklı olmasa da güçlünün kayığının bir ucuna ilişmeyi seviyoruz. Her kedinin uzanacağı ciğer değil haksızlığın karşısında durmak. Bunun toplumbilimsel nedenleri konusunda hüküm verecek yetkinliğe sahip değilim. Ama gözlemlerim ve yarın birikimim arttıkça değişebilecek çıkarımlarıma göre; bunun en temel sebebi önceki yazılarıma uzunca yazdığım gibi bizim topraklarda modernleşmenin ve ulus olma sürecinin dünyadaki örneklerinden farklı şekilde gerçekleşmesi. Bizde birey olma bilinci, doğuştan getirdiğimiz en değerli zenginliğimiz olan beynimizi kullanma bilinci hala tam olarak oturabilmiş değil. Birey olma konusunda problemlerimiz var. Aklımızı kiraya vermeye ve birinin peşine takılmaya epey meraklıyız. Bizim sorunumuz partilerden evvel bu düşün dünyası aslında ama iktidarın sorgulamayı beceremeyen bireyleri yaratmak için harcadığı enerjiye bakacak olursak bu efendileri paketlemeden, bu sorunu aşamayacağımız aşikar.

Aklı kiraya vermek

Eğer aklımızı iki üç kuruş, kıytırık makam için kiralar da ilkesel bir duruş benimsemeyi başaramazsak işte bu hallere düşüyoruz. İnanabiliyor musunuz amirallerin bildirisi halen konuşuluyor. Akıl alacak, sır erecek gibi değil. İşte akıl almıyor çünkü milyonlarca vatandaşın aklı kirada. Kimileri güç için, pudra şekerli zevk-i sefa günlerine zeval gelmemesi için kiraya vermiş aklından da fazlasını tüm benliğini; kimileri de en samimi duygularının karşılarına pervasızca politika malzemesi olarak çıkarılması yüzünden ne yapacağını şaşırmış durumda. Toplum olarak bakış açımızı güncelleyip, değiştirmedikten sonra ve terk etmemiz gereken bu alışkanlarımızdan vazgeçemediğimiz sürece o parti gider, bu parti gelir ama sonuçta yine hep birlikte kaybetmiş oluruz. Bu topraklar kaybetmiş olur, bu topraklar yenilmiş olur.

Kiralık akıllar, kiracıdan sopa yerken şimdi de bir daktilo geyiği aldı gidiyor ortalığı…

Daktilo atılma meselesi var hani, Ecevit döneminde daktilo atılmış; efendi öyle diyor.

Evvela efendi, o bir daktilo değildi; o bir yazar kasaydı.

Ne söylediğinden de hiç haberi yok artık, geçmiş olsun.

Şimdi geliyorum daktiloya yani yazar kasaya;

O dönem hakkında atıp tutuluyor ama o gün bir vatandaş tepkisini göstermiş.

Tepkisini göstermekten öte, tepkisini gösterebilmiş, susmaktan fazlasını yapabilmiş.

O vatandaşa yazar kasa fırlattığı için kimse hayatı dar etmemiş, ailesiyle tehdit etmemiş.

Bugün efendiler zannediyor ki önlerine hiçbir vatandaş yazar kasa atma ihtiyacı hissetmiyor.

Umarım cidden buna inanmıyorlardır da güçlü görünme takıntısı gereği façayı bozmamaya çalışıyorlardır.

Yok bunu inanarak söylüyorlarsa da acil şifa dileklerimi yinelemek durumundayım.

Ben yine her ihtimale karşı davul fırına anlatır gibi anlatayım;

Vatandaş size yaklaşıp, sizi överken kibarca evine ekmek götüremediğini anlatıyor.

Baskıyla, tehditle, sansürle susturuyorsunuz ve özür dilemek mecburiyetinde bırakıyorsunuz.

Bırakın herhangi bir vatandaşı, mesleği gazetecilik olan insanları; ülkedeki sorunları dile getirdi diye hain ilan ediyorsunuz.

Hakaret ediyorsunuz, aba altından sopa gösteriyorsunuz ve sonra uğradıkları saldırılara sessiz kalıp duruyorsunuz.

Vatandaşlar kendilerini asıyor, canlı canlı ateşe veriyor; esnaf malzemesini çıkarıp protesto etmek için meydanlarda yakıyor.

Vatandaş o beğenmediğiniz Ecevit’in yanına yaklaşabiliyordu; siz vatandaşınızın karşısına tek başınıza çıkacak kadar cesur olabildiniz mi ?

Yüzlerce korumayı peşinize takmadan, tehdit etmeyeceğinizi garanti ederek gidin bir Anadolu’yu gezin lütfen.

Önünüze daktilo mu atılır yoksa vatandaş gözünüzün önünde kendisini mi rendelemeye kalkar bir deneyip görün lütfen.

Bakın o yazar kasayı atan vatandaş, 2019’da yaptığı açıklamada neler söylüyor ?

“Ben o gün yazarkasayı fırlatırken de kendisine Sayın Başbakanım diye hitap etmiştim. Türkiye benim evimdi ve ben de babama durumumu izah etmek istemiştim. Sonrasında elini öptüm ve barıştık, görüşmelerimiz oldu, iş noktasında yardımcı oldu bana hiç kızmadı. Şu an Ecevit’i andığım zaman tüylerim diken diken oluyor, gözlerim buğulanıyor. Tüm samimiyetimle söylüyorum Ecevit’i ben çok özledim, en az 20 defa da mezarını ziyaret ettim. Bugün böyle bir eylemi yapmak mümkün mü ? Değil.”

Keyiflenerek anlattıkları bu olayın muhatabı vatandaş bile bugün bunu yapamayacak durumda olduğumuzu ifade ediyor.

Efendiler hala yazar kasada…

Efendiler, daktilo diyor.

Biz de öyle diyelim madem.

Bir de daktiloyla anlatalım meramımızı.

O daktilo ki bizim için Anadolu’nun ta kendisidir.

O daktilonun başına Türk gençleri geçecek, biz geçeceğiz.

Harf Çubuğu birlikte yaşama arzumuz, Şaryosu aydınlık gelecek hayalimiz ve Tabulatörü Ulu Atatürk.

Yarınlarımız, hedeflerimiz işte o daktilonun koynunda yazılacak.

Bu partinin, şu partinin ötesinde aklını kiraya vermeyen bir Anadolu damlayacak kağıtlara.

Farklılıklarıyla bir arada var olmuş, geleceğe yürüyen bir Türkiye Cumhuriyeti işlenecek kağıtlara.

O daktilo ki tüm renkleriyle bir şölen…

O daktilo ki işte beklenen büyük vuslat…

O daktilo ki sizin en büyük korkunuz…

O daktilo ki bizim en büyük umudumuz…

O daktilo ki bizim umudumuz…

En büyük umudumuz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.