Hatırlarsak, Türkiye 1 Mart 2003 tezkeresi ile Ortadoğu çıkmazına çekilmek istenmiş,  ancak siyasi ikballerinin bitmesi pahasına kimi milletvekilleri  “Hayır!” oyu vererek, okyanus aşırı güçlerin Ortadoğu’yu karıştırmasına, bu karışıklıktan istifade etmek isteyecek olan Rusya’nın da kendine burada bulunma haklılığını sağlayacak bir argüman oluşturmasına müsaade etmemeye çalışmıştı.

  Büyük resmi sağlığında gören Rahmetli Erbakan Hoca‘nın, “Suriye söz konusu ise bilin ki hedef Türkiye’dir.”sözlerini,  bizimkilerin şimdilik son 36 şehitten sonra ancak anlamış olmalarına  söylenecek bir şey bulamıyorum.

 Türkiye, Adana mutabakatı çerçevesinde “Suriye’nin kendi topraklarında Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını tehlikeye atacak eylemlere izin vermeyecek”  maddesi uyarınca Suriye’dedir, İdlib’dedir. İdlib’de olmasında bu anlamda bir arıza yoktur.  Asıl izaha muhtaç kısım, gözlem noktalarımızdaki askerlerimizin güvenliğini neden bizim değil de Rusya’nın  sözdesağladığıdır.  Rusya’nın, bizim askerlerimizin güvenliğini sağlama gibi  bir çabaları  olsaydı; emri altındaki rejim güçlerine mi söz dinletemeyecekti.  Ortada duran fiili durumla  Rusya, hem rejim güçlerine  ve hem de  onları  cesaretlendirenlere  verdiği destekle suç ortağıdır.

ABD ya da Rusya karada taşeron örgütleri kullanarak  bir tane Rus ya da   ABD’li askerin burnunun dahi kanamasına müsaade etmezken,  bize, hava sahasının da kapalı olduğu İdlib’de  Mehmetçiklerimizin şehadetini  önleyici tedbirleri almamak ya da alamamak hangi akılla izah edilmeli?

Gözlem kulelerimize hava yolu ile erişimin sağlanamaz olması, kulelerdeki askerlerimizin aylar öncesinden kuşatma altında olduğunun habercisi değil miydi?Neden  kuşatmayı kırmadık?Üstelik  ülkemizdeki anamuhalefet partisi başta olmak üzere    yeni kurulan  “Gelecek Partisi”ne kadar siyasi partilerin  askerlerimizin akıbetinden haber alınamaz olduğunu defalarca belirtmiş olmalarına rağmen.  Sorunsuz süren bir süreçmiş gibi davranılmasının açıklaması, bir ayda 50’yi aşkın şehidimiz mi olmalıydı?

  PYD, YPG, DEAŞ gibi  bütün terör unsurlarına yardım eden ve taşeron olarak kullanan   ABD’nin, sadece muhaliflere yardım etmediği düşünülürse, ABD – Rusya’nın  çıkar noktasında buluştuklarını okumak zor olmaz.Dolayısıyla  rejim güçleri tarafından gerçekleştirilen  askerlerine yönelik saldırının arkasında da Rusya’nın olduğu gerçeğini değiştirmez.

Şehitlerimiz,Rusların sıcak denizlere (Lazkiye limanına)  inme düşüncesinin neticesidir. Bu saldırının Rusya’nın çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmiş olduğundan kuşku yok.  Suriye’de ABD çıkarları doğrultusundaki girişimlere de Rusya’nın ses çıkarmadığını görmek gerekir.  Sonuçta Suriye, Rusya ile ABD arasında paylaşılan bir ülke konumuna indirgenmiştir.  Bu paylaşımda engel olarak görülen  Türkiye’ye de  şehitlerimiz üstünden  fatura kesildiği açıktır.

  Şehitlerimizin acısıyla yüreğimiz yanarken, trollerin  iş başına geçerek,  mevcut dış işleri bakanı Çavuşoğlu’nu ve iş başındaki hükümeti sorumlu tutmak yerine,  2016 yılından beri devlette yer almayan   “Gelecek Partisi” lideri Davutoğlu’nu bu işin sorumlusu olarak gösteren algı yöneticisi kişileri milletin huzuruna nasıl çıkacaklar? Şehitlerimiz henüz aile ocağına ulaşmamışken, şehitlerin kan faturasını  hükümet dışı unsurlara kesmeye çalışmak, işgüzarlıktır.2017’den beri Rusya ve ABD ile mutabakat üstüne mutabakat yapan Davutoğlu muydu?  Dünya’nın çevresini birkaç kere dolaşacak kadar çok seyahat eden şu anki mevcut hükümetin Dışişleri  Bakanı Çavuşoğlu nerede? Anlaşılır olan o ki, suçlu arama girişimi; iç siyasette biten iktidarın   hiç değilse dış siyasette  bitmemeye çalışmasının yansımasıdır.

Hem bu ülkede dışişleri ile ilgili kararları almak sadece dışişleri bakanının uhdesine mi verilmiş? Cumhurbaşkanı,  o zamanın Başbakanı, Genel Kurmay Başkanıbu karar alma sürecinin hiçbir yerinde yok mu? Dün meclisten tezkereyi geçirip askerlerimizi Suriye’ye, Libya’ya gönderenler Davutoğlu muydu? Diğer siyasi partilere ihtiyaç duymadan, “Biz  meclis çoğunluğumuzla istediğimiz kararı alma sayısına sahibiz.”anlayışı ile, gelinen noktada milletvekillerinin hiç mi sorumluluğu yok? Yanlış alındığı düşünülen kararlara binaen, faturaların 18 yıldır iş başındaki hükümetin kendisine değil de,  önceki siyasilere  kesilmeye çalışılıyor olması, kabul edilir bir durum değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.