Bu artık kokuşma değil çürüme

Balık baştan kokar derler ya aslında doğru, önemli bir söz. Ata laflarının bazıları pek elle tutulur olmasa da bazı laflar gerçekten önemli bir tecrübenin aktarımını gerçekleştiriyor. Sanki bir teleport açıp dünden bugüne ışık tutuyor. Balık baştan kokuyor cidden. Ülkemizin kokuşmuşluğunu anlamak için tepedekilere göz atmak yetmiyor mu ? Daha önce de söyledim bu artık kokuşma değil çürüme.

Trajik değil mi ?

Eğer toplumun önde gelenleri ilkeli duruş yerine nabza göre şerbet vermeyi mubah görüyorsa, eğer toplumun önde gelenleri için tatlı veya gizemli duran yalanlar gerçeklere tercih ediliyorsa bu neticede tüm topluma sirayet eder. Bugün ülkeyi yönetenler gerçekleri kucaklayamayacak kadar yerin dibine battı. Öyle ki battıkları yerden kafalarını uzatsalar neler yaşayacaklarını biliyorlar o yüzden gerçekler yokmuş gibi yapmaya devam ediyorlar. Trajik değil mi ?

Çitlerden dışarıya çıkılmayacak

Trajik tabii, trajik. Güce yani bu yöneticilere yaranmak isteyenler de onlar ne istiyorsa onu yapıyorlar. Doğruları duymak isteyenler, kendilerinin çektiği çitlerden dışarıya çıkılmasını isteyenler yok zira. Onları hoşnut eden laflar havada uçuşacak, her zaman onlar övülecek. Kendilerine gazeteci ya da analist vesaire diyenler de sürekli bu emirleri yerine getiriyorlar. Efendiler ne isterlerse onları söylüyorlar, yağmur yağarken hava güneşli demeleri hususunda ikaz edilseler eminim onu bile yaparlar. 

İktidar değiştiğinde ne olacak ?

Yaparlar çünkü dürüst olmanın, gerçekleri konuşmanın veya eleştiri yapmanın onlara hiçbir kazanım getirmeyeceğini aksine kazanım getirmediği gibi ceza getireceğini bilirler. İşte balığın baştan kokması tam anlamıyla böyle gerçekleşiyor. Sorsanız gazeteci olanlar, sorsanız analist olanlar, sorsanız bir yerlerde akademisyen olanlar bu kokuşmuşluğu gül suyuyla aklama sevdasına tutulmuş gidiyorlar. Menfaat için tabii, biraz daha para için, biraz daha güç için. Bunlar yarın iktidar değiştiğinde toplumun karşısına nasıl çıkacaklar merak ediyorum doğrusu.

Gelecek ve DEVA Partileri ancak Millet İttifakı çatısı altında buluşur 

Bu kadar yalanın, bu kadar yalakalığın üstüne hangi yüzle konuşacaklar cidden merak ediyorum. Şimdi yeni yalanlardan biri de Gelecek ve DEVA Partilerinin birleşeceği yalanı. Bir kere Gelecek ve DEVA Partilerinin üst düzey kurmaylarıyla oturup bir kez dahi sohbet etmedikleri ne kadar da belli. Ben her iki partinin de kurmaylarıyla hem programlar yaptım hem de sohbetler ettim. Gelecek ve DEVA Partileri, Millet İttifakı çatısı altında olmazsa kolay kolay bir araya gelmez.

İki parti de beklentilerin altında seyrediyor

Gelmez çünkü iki tarafın da birbirine yönelik kızgınlıkları ve kırgınlıkları var. Lakin vakti zamanında daha iki parti de ortada yokken birlikte çalıştıkları doğru. Tek bir parti kurulmuş olsaydı, tek bir kadro çıkış yapmış olsaydı her iki parti de bugün %2’leri konuşmak yerine belki %7-8’leri konuşuyor olabilirdi. Ama başaramadılar ve iki ayrı parti ortaya çıktı. İki parti de eminim kendisini bu noktada sorguluyordur çünkü iki parti de anketlerde beklediğini bulamıyor, beklentilerin altında seyrediyor.

Hür dünyaya döneceğiz

Tabii burada mesele efendilerin Millet İttifakı’nın ilkeler çerçevesinde inşa etmeyi başarma yolunda olduğu o geniş tabanlı uzlaşıyı sarsma çabasından ibaret. Gelecek, DEVA ve Saadet Partilerinin Millet İttifakı içinde yer alması efendiler için sakıncalı çünkü bu partilerin katılımıyla birlikte Millet İttifakı girmekte zorlandığı seçmenin arasına rahatça karışacak. Bu birliktelik ruhu pekişecek ve efendilerin elindeki hain damgası kırılıp atılacak. Bu noktada bu üç partiye tarihi bir sorumluluk düşüyor. Sayın Ali Babacan da Sayın Ahmet Davutoğlu da vaktinde sessiz kaldıkları için eleştirildi ama bugün bu toplum kendilerine bir kredi açtı. Yeni bir defter açıldı. Eğer o ya da bu sebeple Türkiye için, demokrasi için, adalet için, toplumsal barış için, birlikte yaşama ideali için bu uzlaşının parçası olmazlarsa ne tarih ne toplum ne de gençler onları bir kez daha affetmez. Bu yüzden bu üç parti bu tarihi anı iyi kavramalı ve efendilerin Ali Cengiz oyunlarına asla mahal bırakmamalı.

Yalanları konuştuk, aydın kılıklıların yalanlarını.

Gelecek, DEVA ve Saadet Partilerine tarihi sorumluluğu da hatırlattık.

Şimdi gelelim tavşan ve dağ meselesine.

Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti, 1975’den beri katıldığı Eurovision’dan 2012 yılında çekildi.

Gerekçe olarak da siyasi puanlamalar ve hakkaniyetsizlik gösterildi.

Aslında bu karar, bu çekilme kararı göründüğünden derin anlamlar taşıyordu.

Biz bu kararla birlikte değişen, yenilenen bir dünyadan uzaklaştık.

Yüzümüzü de ufkumuzu da başka taraflara çevirdik, otoriterlere imrenmeye başladık.

Eurovision, dünyanın en prestijli şarkı yarışması ve burada tüm ülkeler bir mesaj veriyor.

Müziğin çatısı altında tüm meseleleri kenara bırakarak bir araya geliyor ve kültürlerini tanıtıyor ülkeler.

Nasıl ki Anadolu kültüründe bayramda ve cenazede küslük olmazsa ve o günlerde herkes birlikte duruyorsa Eurovision da dünya için öyle bir gelenek işte.

Biz tüm bunlara sırtımızı dönerek kendi içimize kapandık, kendimizi yemeye başladık. Halbuki şarkılar hep söylendi, danslar hep edildi.

Tavşan dağa küstü ama dağın bundan pek da haberi olmadı.

Kurallarını kabul ederek girdiğiniz bir yarışmada eğer kazanamadık diye karşı tarafı suçluyorsanız bu garip durur değil mi ?

Garip kokar.

Ayrıca Eurovision’da jüri oylarına duyulan rahatsızlık yalnızca Türkiye’den ibaret değildi.

Bunun neticesinde oylama sistemi değiştirildi ve izleyicilerin de sürece interaktif olarak katılması sağlandı.

Ayrıldığımız 10.senesine yaklaşıyor ama ben Eurovision’ı takip etmeyi hiç bırakmadım ve her sene izlerken de bu buluşmadan mahrum kaldığımız için lanet okudum.

Bir şarkı yarışmasında bulunmayı dahi bu topluma lütuf görenlere lanet okudum.

Eurovision bir şarkı yarışmasının da ötesinde modern dünyanın bir geleneği, devinim içinde yenilenen bir geleneği.

Eurovision’dan kopmak da yalnızca bir şarkı yarışmasından kopmak değil; dünyadan ve tüm komşulardan kopmak.

Neyse ki 2022 için TRT Genel Müdürlüğü ve Eurovision komitesi arasında temasın kurulduğunu sevinçle öğrendik.

Bu belki de Türkiye’nin eski huzurlu günlerine dönüşünün bir işareti olacak.

Görünen o ki bu sakat atımdan dönülecek ve Türkiye, 2022 yılında Eurovision’daki yerini alacak.

10 Senelik hasret 2022’de sona erecek ve Türkiye yeniden hep birlikte Eurovision’ı izleyecek.

Tüm Türkiye o gece kültürleri tanıyacak, kültürünü tanıtacak, şarkıları yorumlayacak ve tabii ki Türkiye’nin temsilcisi için dua edecek.

Herkesin gönlünde aslanlar yatar tabii benim de Eurovision 2022 aday listem şöyle:

  1. Mabel Matiz
  2. Cem Adrian
  3. Gaye Su Akyol
  4. Sena Şener
  5. maNga
  6. Aleyna Tilki
  7. HaykoCepkin
  8. Adamlar
  9. Aspova
  10. Edis

Her kim Türkiye’yi temsil ederse etsin, tarihi bir ana taşıyacak bizleri.

Hem kendi kültürel öğelerimizi sunabilecek hem de bunu güncel trendlerle harman edebilecek en kuvvetli aday bence Mabel Matiz olur, alır götürür maçı. 

Ama her kim giderse gitsin büyük bir hasretle kendisini izliyor, kendisinin başarısı için nefesleri tutuyor olacağız.

Umuyorum Eurovision 2022’de bulunacağız, temaslar bir kez daha neticesiz kalmayacak.

Ve umuyorum Eurovision’a dönüşümüz, hür dünyaya dönüşümüzün habercisi olacak.

Prangaları kıracağız, efendilerin döneminde normallerimiz haline gelen saçmalıkları aşacağız.

Özgür olacağız, yenileneceğiz ve ait olduğumuz yere; hür dünyaya geri döneceğiz.

Geri döneceğiz, hep birlikte, tüm renkleriyle kucaklaşıp hür dünyaya ‘’Biz geldik !’’ diyeceğiz.

Geri döneceğiz…

Dönmek zorundayız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.