google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Bazen de önemsiz görünen kararlar çizer yolumuzu

İnsanların hayatında ilk bakışta önemsiz görünen detaylar ve kararlar vardır. İşte göze batmayan ama hayati olan bu detaylar ve kararlar biz üzerine uzun uzun düşünmediğimiz için bize önemsiz gibi görünür. Bu aynı buğulu bir aynaya bakarken burnumuzun uçuna yapışmış bir saç telini görmeye çalışmayı andırır eğer durup detayları düşünmeye alışkın değilsek. Sonra seneler seneler geçer, bir dost meclisindeyken ya da üstüne gecenin tülü inmiş dumanlı bir sokağın ortasında köpeklerle kedilerin orta oyununu seyrederken bir anda suratımıza vuruverir bu gerçek. Verdiğimiz kararların, oldukça da önemsiz görülen kararların nasıl yolumuzu çizdiğini…

İnsanın zihnini kandırması zordur

Nasıl ki bu durum bireyler için bir gerçekse; bireylerin bir araya geliştirerek oluştuğu toplum için de bir gerçektir diye düşünüyorum. Nasıl ki insanlar olarak bazen bunalırız, konuşmak istediklerimizi sesletmek yerine içimizde saklamaya çalışırız, saklamaya çalıştıkça daha da dişletiriz kendimizikaçtıklarımıza ve damarlarımıza larvalarını bıraktırırız. O larvalar bizi kemirdikçe de değişmeye, değiştikçe de kendimize kızmaya başlarız. Ruh halimiz de dengesizleştikçe sanki neden dengesizleştiğini bilmiyormuş gibi bir de kendimize yalan söylemeye çalışırız. Tüm bu anlattıklarımı insanların azımsanamayacak bir kısmı yaşamıştır. İnsan herkesi kandırır ama kendi zihnini kandırmak en zorudur, bunu başarmak zor zanaattır.

Yüzleşmek ve barışmak

Kimi zaman insanın zihni, insana yalan söyler; kimi zaman da söylediğim gibi zor zanaat de olsa insan kendini koruma içgüdüsüyle bunu bir şekilde başarır. Ama günün sonunda insan zaman kaçtıklarıyla  yüzleşip kendisiyle barışmayı öğrenebilirse mutlu olur. Bu mutluluk da öyle gelgeç bir yanılsamadan ibaret olmaz, kendisiyle barışan insan kendisini de sever etrafındakilerini de sever. Sevdikçe de daha mutlu, daha keyifli, daha huzurlu bir hayat yaşar. İnsanın genetik kodları önemlidir, önemlidir tabii ama insanın deneyimleri ve bu deneyimler neticesinde hayat için geliştirdiği perspektif çok ama çok önemlidir. Başımıza gelen olayları nasıl yorumlayacağımız, olup bitenlere nasıl yaklaşacağımız bizi epey etkiliyor sizin anlayacağınız.

Bu toplumu anlamak

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bu durum toplumlar için de geçerli hakikaten. Toplumsal düzleme çıkıldığında tabii işin için daha farklı etkenler, daha farklı paradigmalar giriyor ama netice itibariyle toplumların gösterdiği reflekslerini talepler, beklentileri, yaşadıkları, yaşayamadıkları ve önemsiz gördükleri detaylar belirliyor. O halde bileşeni birey olan toplumların eğilim ve yaklaşımlarını irdelerken, tartışırken bu gerçeği de kenara atamayız. Bu gerçeği es geçersek yaptığımız değerlendirmeler hem biraz eksik hem de biraz yavan kalacaktır muhakkak. Öyleyse içinde yaşadığımız toplumun dönütlerini okumaya çalışırken de bu bütünleyici tavrı ortaya koymayı başaralım, başaralım ki mümkün olduğunca sağlıklı şekilde kavrayabilelim tüm bu olan biteni. Neyden kaçıyoruz, ne istiyoruz, neyden korkuyoruz, neyi içimize çöreklendiriyoruz ?

Umutların parmaklarını kesen tarih, 16 Nisan 2017

Neden bunu dile getiriyorum, bu idrak etme işini becerelim istiyorum, neden bunu bugünkü yazımın konusu ediyorum biliyor musunuz ? Bugün 16 Nisan 2021, bu toplum için umutların parmaklarını kesen bir tarih. Bundan dört yıl önce yapılan halkoylamasıyla birlikte adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bir abuk, bir garip yönetim sistemine geçtik daha doğrusu geçirildik. Hür bir toplumda salkımın yaprakları gibi özgür olması gereken tüm kurumları gasp eden bir anlayışın pençesindeyken, bireylere hiç durmadan sömürü ve baskı yapılırken alındı bu karar. Bu konuyu bugüne kadar onlarca yazıda bu durumu tartıştım, tartışıyorum ve bu beladan kurtulana kadar da bu konuyu tartışmaya devam edeceğim. Bu sistemin bize nelere mal olduğunu, geride bıraktığımız süreçte ne zorluklar çektiğimize her yazımda değiniyorum; değinmeye devam edeceğim.

Meselenin kaynağını bulmalıyız

Devam edeceğim ama artık olan biten anlaşılsın istiyorum, olan biten anlaşılsın ve bu toplumun nasıl bir ortamda, nasıl bir halet-i ruhiye içinde bu kararı verdiğini hepimiz anlayalım istiyorum. Hepimiz anlayalım, hepimiz kavrayalım ve hep birlikte payımıza düşen dersi alalım istiyorum. Eğer biz meselenin kaynağını bulup, bunu kavrayıp, buna göre aksiyon almayı beceremezsek bugün yaşadığımız sorunların benzerlerini ileride toplum olarak yaşamaya devam edeceğiz. İnanın öznesi, niyeti hiç fark etmeksizin ilerleme gücü böylesine yüksek bir topluma hunharca ket vuran tüm olayları; olayların da ötesinde tüm gerçekleşme potansiyeline sahip tüm faciaları yekten reddediyorum. Bir olguyu veya olayı hata olarak kabul edip etmeme ölçümüz hangi mahalleden geldiğine dayanırsa biz daha çok vakit kaybederiz, çok. Bir kez daha böyle felaketlerin yaşanmaması için de üzerimize düşenleri yapmamız gerektiğini bıkmadan söylemeye devam ediyorum.

Bu öykü biziz

Bu meselenin kaynağını bulmak için politik kesitten biraz uzaklaşalım şimdi hep birlikte. Olan biteni farklı bir izi sürerek değerlendirmeyi deneyelim. Bazen gözümüzün önünde var olanı görmekte zorluk çekebiliyoruz veya esasında oldukça basit olan bir gerçeği anlamakta zorlanıyoruz. Bunun sebebi belki de burnumuzun ucunda duruverene odaklanmadan, uzakta olana, daha kompleks olana, daha teorik olana yönelmemiz. Teoriye yönelim iyidir, soyut düşünme becerisini geliştirir hatta sorgulayıcı düşünce sistemini de yerleştirir. Ama bazen de kabak gibi ortada duranı, anlamayı zorlaştırır fazla şüphecilik. Bu yüzden toplum olarak neden bocalıyoruz, neden ileriye gidemiyoruz ve neden inatla lazım gelen değişimi bir türlü başaramıyoruz sorusunun yanıtlarını hayatın içinden bir örnekle açıklamayı deneyelim bakalım. Herkesin rast gelebileceği, hatta sosyal duyarlılığı yüksek bireylerin de gözlemleyebileceği bir örnekle açıklamayı deneyelim. Farklı bir kapının aralanması belki aradığımız ışığı düşürecektir karanlığın üzerine ?

Size küçürek kadar kısa olmasa da kısa bir öykü paylaşmak istiyorum;

Bir çocuk varmış…

Zeki bir çocuk, duygusal zekalı bir çocuk.

Duygularının etkisinde kalabiliyor, kararlarında duyguları yer yer fevkalade baskın rol oynayabiliyormuş bu çocuğun hayatında.

Bu çocuk geniş bir ailenin, varlıklı bir ailenin mensubuymuş.

Ailesinin kökleri oldukça zenginmiş.Sevilen ve sayılan bir ailede dünyaya gelmiş bu çocuk.

Uzun yıllar boyunca işinde en iyisi olan, saygınlığı çok yüksek olan bu ailede bir yerden sonra işler ters gitmeye başlamış.

Bunun sebebi de artık aile büyüklerinin, değişime ayak uyduramıyor ve gelişen dünyaya katılamıyor olmasıymış.

İşler o kadar sarpa sarmış, o kadar düğümlenmiş ki aile büyüklerinin basiretsizliği ailenin tüm itibarına mal olmak üzereymiş.

Aile büyükleri, elde ne var ne yok kaybetmek üzereyken; tüm varlığı yitirmek üzereyken de genç bir adam çıkmış ve duruma el koymuş.

Kararlı, bilgili, zeki, entelektüel bu genç adam; bizim çocukcağızın dedesiymiş.

Denenmemişleri deneyerek, imkansız denilenleri başararak bir ailenin kaderini değiştirmeyi başarmış bu genç adam.

Varı yoğu kurtarmış, ailenin geleceğini ipten almış ve böylece aile içinde çok sevilen, sözüne güvenilen, karar verme aşamasında da fikrine danışılan bir rol model haline gelmiş bu genç adam.

Gel zaman, git zaman derken bu genç adam, ona genç sıfatını getiren yıllarını bu aileye vakfetmiş.

Ailesi için elinden gelen çabayı göstermiş, ailenin çehresini de anlayışını da değiştirmiş.

Sonra bu dünyadan uçup gitmiş…

Bu aile için bir yıkım olmuş, aile dedenin fikirlerinden hiç kopmamak idealiyle yola koyularak bu geçiş sürecini yönetmeye ve dededen doğan boşluğu bir şekilde doldurmaya çalışmış.

Çalışmış, çalışmış ama bir türlü muvaffak olamamış.

Bizim çocuk dedesini hiç tanımadan, ona hayran kalmış; kalmış ama safi hayranlık geleceğe yürümeye de yetmemiş.

Bir gün bir amcası çıkmış, ailenin tüm değerleriyle didişerek işleri rayına koymayı denemiş; başaramamış.

Bir gün bir amcası çıkmış, dedenin ideallerini uygulamaya çalışırken karşısında bulduğu sorunları aile üyelerinin beklediği şekilde çözememiş; başaramamış.

Bir gün birbirine çok yakın olan amcalar bir araya gelmişler; bu işi birlikte düzeltmeye niyet etmişler neticede ucuz kavgalara tutuşup kalmışlar ve aileyi ciddi zarara uğratmışlar. Anlayacağınız onlar da başaramamışlar.

Böylece bizim çocuk da ailenin diğer mensupları da, kime güveneceğini ve dengeyi kimin kuracağı konusunda umutsuzluğa kapılmışlar.

Kime güvenseler hezimet, kime güvenseler hüsran.

Dedenin idealleri ve hayalleri olmuş onları ayakta tutan.

Günler böyle birbirini kovalarken, bizim çocuk da aileyle birlikte oradan oraya savrulurken; uzak bir akraba çıkagelmiş.

Bu akraba amcaları gibi aşina olduğu bir sima değilmiş ama hem etkileyiciymiş hem de ailenin içinde bulunduğu duruma dair yerinde önerileri varmış.

Dedesinin koyduğu hedeflerle biraz mesafeli dursa da, biraz da dediğim dedik olsa da bu işin altından kalkma potansiyelini bu akrabada görmüş bizim çocuk.

Ona inanmış, ona güvenmiş, onu desteklemiş.

Bu akraba fena işler de çıkarmamış işin başında, ailenin bozulan dengesini toparlama yolunda akıllıca sayılacak hamleler yapmış.

Ailenin itilen mensuplarını bir araya toplamaya çalışmış, göz ardı edilenleri motive ederek sürece dahil etmeye çalışmış.

Böyle ılık rüzgarlarla geçen günlerin sonunda; bu akraba tatmin olmamaya başlamış.

Aileden daha çok para, daha çok imtiyaz, daha çok şans ve daha çok yetki istemeye başlamış.

Efsunu mu dersiniz, becerisi mi dersiniz, hinliği mi dersiniz bilmem ama bu akraba; aileyi istediklerine ikna etmeyi başarmış.

Gerçek yüzünü de gösteremeye başlamış; bu akrabanın ne dedeye ne de aileyi bu günlere taşıyan o fikirlere zerrece sempatisi yokmuş.

Bizim çocuğun ailesine düşmanlık beslediği bilinen bir çeteyle de karşılıklı çıkar için ortaklık kurmaktan bile hiç çekinmemiş.

Çekinmediği gibi danışıklı dövüşe dayanan ali cengiz oyunlarıyla kendisini kahramanlaştırmaya çalışmış.

Günün sonunda işler öyle bir yere varmış ki zaten her şeyin sahibi olan bu akraba artık, diğer aile üyelerinin de tüm haklarını üzerine geçirmek ve tek ağız olmayı istemiş.

Tüm aile üyelerini açlıkla, yeniden batma korkusuyla, dağılma paranoyasıyla korkutmaya başlamış.

Bizim çocuk ne diyeceğini, ne yapacağını bilememiş.

Akrabadan başka güvenilecek bir figür, dedesini andıran bir figür görememiş ve baskının da tesiriyle içine düştüğü duruma razı olmuş.

Tüm gücü elinde toplayan bu akraba da ailenin tüm varlığını çarçur etmeye başlamış. Kendisi ve kendisini destekleyen aile mensupları masallardaki hayatı yaşarken; kendisini eleştirenlere yiyecek ekmeği dahi çok görür olmuş bu akraba.

Sonra bizim çocuk derbeder, aile ondan bin beter…

Beter, bin beter…

Bu öykü bizim öykümüz, bu öykü biziz.

Fark ettiyseniz öykü yarım, sonu belirsiz.

Öykü öylece uzanmış, sonunu bekliyor.

Sizce kırılacak mı bu döngü bu sefer ?

Bizim çocuk, işi çözüp mutlu sonu yazmayı becerebilecek mi ?

Kurtarıcı hayaliyle yanıp tutuşmak, karizmatik önderleri gözlemek yerine, ilkelere sarılabilecek mi ?

Yer yer gururuyla, yer yer umutsuzluğuyla bu öykü biziz.

Bu öykü bizim öykümüz, bu öykü biziz.

Sonunu da ancak biz getirebiliriz.

16 Nisan’ın dördüncü yılındayken, bu öykü mutlu sonu hak etmiyor mu ?

Hep birlikte yazamaz mıyız yani bu mutlu sonu ?

Yazacağız, bizim çocuğa sarılacağız ve onu boynundan öpeceğiz.

Hep birlikte yazacağız mutlu sonu.

Ah bu öykü, bizim öykümüz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.