google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Trump ve ABD örneği her toplumun otoriterleşmeye kayabileceğini gösterdi. Despot yönetimlerle ilgili yapılan araştırmalar, diktatör ve diktatörlüğü yaratan ortamın birbirine bağlı ve ilişkili olduğunu gösteriyor. ABD pazarlaması, yıllarca ABD'yi demokrasi rüyasının cisim bulmuş hali olarak takdim ediyordu. Demokrasi kültürünü hazmettiği varsayılan bir toplumda, Trump gibi bir adamın ve milyonlarca destekçisinin çıkması en çok bu imaja inananları şaşırttı.

Bir toplum nasıl otoriterleşir, diktatörlere niçin destek olur sorusu,  bugün siyaset bilimcilerin en çok sorduğu soruların başında geliyor.  Herhalde Trump'ın demokrasiye en büyük katkısı da bu sorunun sorulmasına vesile olmasıdır. Zira bu, otoriterleşmeye imkan veren demokrasi açığının kapatılması yönünde bir şuur uyanıklığının oluşmasına vesile olmuştur.

Toplumlar hangi durumlarda özgürlüklerinden vazgeçer, hangi toplumsal şartlar otokratları ortaya çıkarır? Yahut baskıcı yönetimlerin ortak noktaları nelerdir, toplumlar buna nasıl ikna edilir gibi soruların,  bu tuzağa düşmemek için sorulması gerekiyor.

Fathalı M.Moghaddam da  -Diktatörlüğün Psikolojisi- isimli kitabında bu soruları sormuş. Moghaddam İranlı, 6 yıl Humeyni rejiminde yaşadıktan sonra ABD'ye göç etmiş bir bilim adamı. Yaşadıklarından yola çıkarak diktatörlüklerin psikolojik haritasını çıkarmaya çalışmış.

Moghaddamen başta, diktatörlüğün tek bir grup veya liderin hakimiyeti üzerine odaklandığını söyler. Bazı diktatörler seçimsiz işbaşına gelirken, diğer bazıları adil ve özgür olmayan seçimleri yoluyla rejimlerini meşru kılmak ve devamını sağlamak için kullanırlar. Moghaddam Humeyni'yi seçimsiz iş başına gelen despotlardan biri olarak gösterir. Dikta rejimlerinde seçimler yeni yöneticiler çıkarma maksadı taşımazlar, diktatörü seçmek için yapılırlar, sonuçlar her zaman önceden bellidir.

Dikta rejimlerinde ifade özgürlüğünün kısıtlanması veya yasaklanması yüzünden toplumun büyük çoğunluğu gerçek düşüncelerini dile getiremez diyen Moghaddam, diktatörlüklerde halkın kaba güç ve seçilmiş bir ideoloji ile baskı altında tutulduğunu belirtir. İktidardaki güçlü grup veya gruplar kendilerine tabi olanları ideolojilerine körü körüne bağlılıkla kontrol altında tutarlar. Ancak bunun olması ancak korku ve kaba güç kullanılması ile mümkün hale gelir. İktidarın devamı için yeni bir liderin veya lider adaylarının ortaya çıkması engellenir,çıkanlar itibarsızlaştırılır, yüce liderin vasıfları o kadar abartılır ki, kimsenin yerini dolduramayacağına dair bir kanaat oluşturulur. Zira yeni bir önder ortaya çıksa bile abartılmış bu lider profiline hiçbir zaman ulaşamayacağı için gölgede ve etkisiz kalacaktır.

Otokrasinin devamı için iktidardaki elitlerin sımsıkı kaynaşması şarttır, bu da ortak çıkar, ortak suç ve ortak bir ideoloji ile temin edilir. Çünkü bu tip rejimlerin çoğu dıştan gelen baskılardan ziyade yönetimdeki elitler arasında meydana gelen ayrışma ve kopma sonucu dağılırlar.

Moghaddam’ın görüşlerini kısaca şu başlıklar altında vermek mümkündür:

-Dikta rejimleri kendilerinden korkulmasını ve bu korkunun yaygınlaşmasını isterler.

-İktidara gelinceye kadar hep haklardan, iktidara geldikten sonra görevlerden bahsederler. Humeyni iktidara gelmeden konuşmalarında hep haklardan dem vurmuş, iktidara geldikten sonra bunu unutarak vatandaşın görevlerinden bahsetmeye başlamıştır.

-İktidara giden yolda liderin etrafında bir karizma yaratılır, böylece liderin yaydığı hava ve imajda kendi dirilişlerini gören takipçileri ile lider arasında hiçbir mantıki temeli olmayan bir ilişki oluşturulur.

-Lider karizması için en uygun ortam ciddi politik ve ekonomik belirsizliklerin olduğu dönemlerdir. Politik belirsizlik ve tehditlerle karşılaşan toplumların bir liderin etrafında toplanmaları, özgürlüklerinden vazgeçmeleri daha kolaydır. Onun için devrimler çoğunlukla böylesi dönemlerde meydana gelmiştir.

-Diktatörlük kurmak, yaşatmak ve sınırlarını genişletmek için mutlaka bir dış tehdit algısından istifade edilir. Toplum tehlikeli bir düşmanın kapıya dayandığına ikna edilir.Terör saldırıları, kargaşa ortamı diktatörlerin kendilerini iktidara taşıyacak gücü emmek için iyi bir fırsat sunar.

-Ortak kimliğe yönelik bir tehdit algısı oluşturulur, bu toplumu çaresizlik ve çöküş hisleriyle aşırı uçlara savurmaya yardım eder. Bunun için en çok iç tehditler kullanılır.Düşman hemen karşınızdadır, bu şekilde hem toplum parçalanarak güçsüzleştirilir hem de öfkenin yönetimi sağlanır.

-Diktatörlerin temel dürtüsü toplumun refah ve saadeti değil, gücü ellerinde tutma ve iktidarda kalma hırsıdır.

-Dikta rejimlerinin devamı için bir manevi misyona ihtiyaç vardır. Bu manevi misyon hükmeden elit ile onları destekleyenleri birbirine bağlayan en önemli bağlardan biridir. Bu bazen siyasallaştırılmış bir din, bazen bir ideolojidir.

-İktidara destek olanlar bu manevi misyonla beslenirken, karşıtlarının cesareti kırılmış, herhangi bir direnişi örgütleyemeyecek, harekete geçme yeteneği alınmış halde tutulur. İktidarın yenilmezliği, karşıtların başaramazlığı işlenir.

-Tüm dikta rejimleri öfkenin yön değiştirmesi ilkesinden yararlanırlar, halkın öfkesinin kendilerine yönelmesini engellemek için bunu başka yönlere çevirirler.Öfkesi yönlendirilen halk diktatörleri değil, onların öfkelerini yönelttiği olayları tartışır, dikta yönetiminin yaptığı olumsuzluklar hep bu öfkenin dışında kalır.

-Muhalifler sapkın, hain, düşmanla işbirliği yapmakla yaftalanır, İran’da rejim bunu yapmış muhaliflerini, sapkın, batı ajanı, iş birlikçi, din düşmanı olarak niteleyip etkisizleştirmiştir. Kişilere dönük eleştiriler bile rejime yönlendirilmiş gibi muamele görür. Moghaddam, Doğu Almanya’da rüşvet alan bir polise yönelttiği eleştirilere karşı, polisin kendini komünist rejimi eleştirmekle suçladığını ve susmak zorunda kaldığını anlatır.

-Zamanla ortaya çıkmış öfke ve hayal kırıklığını dağıtmak için,dikta rejimleri iç ve dış düşmanlar belirleyerek saldırganlığı kendi üzerinden onlara yöneltir.

Düşünce ve görüşlerini Hitler Almanya’sı, Stalin Rusya’sı, Humeyni İran’ından örneklerle temellendiren Moghaddam, demokrasilerin diktatörleşmeye karşı savunmasız olduğunu belirterek demokrasisi ile övünen ABD’nin bile bu ağa düşebileceğini belirtir. Kitap yazıldığında daha Trump’ın iş başına gelmemiş olması Moghaddam’ın ön görülerinin ne kadar isabetli olduğunu gösterir. Kitap bize özgürlüğün, demokrasinin değerini ve ona sahip çıkmanın gereğini öğretir. Şu sıralar sosyal medyada çok yaygın olan bir paylaşımdaki gibi ifade etmek gerekirse: Size  özgürlükten önce  ekmek lazım diyen bir Batılıya, Afrikalı kadının dediği gibi, konuşma özgürlüğüm olmazsa ekmeğimi kimin çaldığını nasıl söyleyeceğim….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.