Bilim, felsefe ve sanat; muhakkak surette uygun bir zemin olduğu takdirde gelişir. Bir ağacın yetişmesi ve meyve vermesi için nasıl ki verimli toprak, ağacı besleyecek mineraller içeren su, uygun bir iklim gerekiyorsa düşüncenin gelişmesi ve düşüncenin bilim, felsefe ve sanat olarak kendisini ifade etmesi için de toplumsal, kültürel ve politik ortamın uygun olması gerekir.

Hiçbir kültürel, politik ve toplumsal ortam sorunsuz değildir. Yeryüzünde sorunsuz bir insani ortam henüz gerçekleşmediği gibi bundan sonra da gerçekleşmeyecektir. Bu bakımdan yeryüzünde ideal bir tarihin sonu olmamıştır ve olmayacaktır. Öyleyse bilim, sanat ve felsefenin gelişmesi için uygun ortam ifademiz, sorunsuz ortam değildir. Zira insanlık tarihi en önemli başarılarını, yaşadığı sorunlar üzerine cesaretle gidebildiği, yerel ya da evrensel olarak ortaya çıkmış krizlere düşünce açısından yaklaştığı ve onları aşmayı kendisine amaç edindiği dönemlerde gerçekleştirmiştir. Nitekim Sokrates, uygun ortam ifademizden sorunsuz ortam ifadesi olarak anlaşılmış olsaydı, fikirleri ve öldürülmesi izahsız kalırdı. Platon?un Devlet?i yazmak için bir gerekçesi bulunmazdı. Descartes, her şeyin alt-üst olduğu ve değerler konusunda sıkıntı duyulduğu bir dönemde ?Geçici Ahlak? kurmak zorunda kalmazdı. Yazıldıkları dönemlerden sonra pek çok politik düşünceyi etkilemiş olan Ütopyalar, dönemlerindeki sorunlar karşısında adeta birer sivil itaatsizlik örnekleri olarak vücut bulmazdı. 20. Yüzyılın adeta moda felsefesi olan Varoluşçuluk, dönemin askeri, politik, ekonomik, dini, ahlaki, varoluşsal sorunları karşısında önce tasvire dayalı insan hayatını anlama ve saçmalık, yalnızlık, yabancılaşma, ötekileşme, ölme ve öldürme v.b sorunlardan nasıl bir insan varoluşu ve hayatının gerçekleşebileceği konusunda ?Varlık ve Hiçlik?, ?Varlık ve Zaman? gibi devasa kitaplar ile pek çok roman, piyes, tiyatro eserleri üretecek filozoflar yetiştiremezdi.

Öyleyse söz konusu olan, sorunsuz ortam değil, düşünmeye açık oluş ve düşünceyi besleyecek köklere inme ve bunlara duyulacak olan saygıdır. Mesele sadece bilim, felsefe ve sanat alanlarına kendisini adamış olan insanlara saygı da değildir. Aynı zamanda bu tür insanların sahiciliği belki daha da önemlidir. Burada sahicilikten kasıt, bir şeye hizmet maksadıyla bilim, felsefe ve sanat alanına dâhil olmanın ötesinde belirli bir hakikat tutumuna sahip oluştur. Ve belki de bu insanların en önemli özelliği, yaşadıkları toplumsal ortamda zamanın ruhunu kavramış, yaşanan sorunları ve sorunların kaynaklarını doğru tespit etmiş, kendisini bir güce adamaktan itina ile imtina etmiş, özgürlüğünü varmak istediği hakikat ile arasında kurduğu ilişkide gerçekleştirmeyi hedeflemiş olmalarıdır.

Toplumsal ortamdan kastım; bilim, felsefe ve sanat açık bir toplum yapısını gerektirir. Kapalı toplumlar, alışıldık düşünceler karşısında demirin sertliği gibi direnç gösterirler ve yeni olan fikirler onlar açısından düzeni bozucu, kafa karıştırıcı, sapkın, şarlatan gibi özelliklerle anılırlar. ?Mahalle Baskısı?nı üzerinde hisseden bir bilim insanı, feylesof ya da sanatkârdan temel ve orijinal düşünceler beklemek oldukça zordur. Bu açıdan bu tür kişiler, özel olarak korunmalı, himaye edilmeli ve karşılaştıkları zorluklar karşısında içine düştükleri tedirginlikleri teskin edilmelidir.

Kültürel ortam, farklı olan karşısında hükmedici ve yok edici silahlarını yok etmeli ve farklı olana saygıyla bakabilecek ve farklı olana açık olan bir kültür olmalıdır. Her kültürde insanların bazı ihtiyaçlarının karşılandığı yönler olduğu bilinmeli ve bundan dolayı da her kültürde değerli olan bir şeyin bulunduğu kabul edilebilmelidir. Ve her kültür şunu da peşinen kabul etmelidir ki, hiçbir kültür insanların bütün ihtiyaçlarını tamamen karşılayıcı değildir, tam ve mükemmel değildir, eksikler barındırır. Bunları kabul etmeyen bir kültür, zamanla tarihin dışına atılmak zorunda olduğunun bilincinde olmalıdır. Aksi durumda o kültürün yaşaması, gelişmesi ve zenginleşmesi de mümkün olmayacaktır. Nasıl ki kapalı toplumlar bilim, felsefe ve sanat konusunda da kapalı iseler, kapalı toplumların kültürleri de kapalı ve dolayısıyla gelişme, zenginleşme ve düşünce üretmeye uygun değildirler.

Kavga üzerine bina edilmiş bir politik ortam, politik fikirler konusunda dogmatikler, fanatikler ve düşmanlar üretir. Dogmatiklik, fanatiklik ve düşmanlık bir arada sadece özgürlüğü yok ederler. Özgürlüğün olmadığı bir durumda ise başta ahlak olmak üzere bilim, sanat ve felsefe olamaz. Çünkü özgürlük, gereksiz korkuları yok eder. Çünkü özgürlük, ikiyüzlülüğü yok eder. Çünkü özgürlük, sahici olmayı sağlar. Çünkü özgürlük, sorumluluğu beraberinde getirir. Çünkü özgürlük, düşüncenin sağlam ve sağlıklı oluşunun koşuludur. Çünkü özgürlük, liyakatin gerçekleşmesini ve liyakatsiz olanların arızi bağlantıları nedeniyle söz sahibi olmalarını engeller. Çünkü özgürlük, liyakatli olanların kendisine güvenme ve cesaret sahibi olmalarını sağlar.

Özgürlüğün en büyük düşmanları, kendilerine güvenmeyen korkak insanlardır. Onlar işlerini kendi liyakatleri ile değil; dedi-kodu, el ovuşturma, köle gibi davranma, ayak oyunları yapma, çamur atma, saman altından su yürütme, yalan-yanlış muhbirlik yapma gibi yöntemlerle yaparlar ve söz sahibi olurlar. Toplumlar, politik durumlar bu tür insanların etkisinden kurtulduğu an özgürlüklerin de, liyakatin de, düşüncenin de yolu açılır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.