Şair, yazar ve düşünce adamı Metin Önal Mengüşoğlu’nun son çıkan kitabının adı: ‘Yolun Daraldığı Yerden’ 310 sayfa, Okur Kitaplığı Yayınları, Birinci basım Şubat, 2020, İstanbul.

  Bu yayınevi, yazarın bütün kitaplarını yani külliyatını zaman içinde yeniden basmış. Yolun Daraldığı Yerden adını koyduğu kitap, yazarın en son ve 28. Kitabı. Kitabın türüne yayınevi her ne kadar ‘eleştiri’ demişse de benim kanaatimce bu kitap bir denemeler kitabıdır. Yâda birçok konu üzerinde kafa yorup fikir beyan ettiği için hem eleştiri,  hem deneme kitabı sayılabilir.

Yukarıda adı geçen kitap, her kitapta adet olduğu üzere, yazarı tarafından okuyucuya bir ‘Önsöz’le takdim edilmiştir. Kitapta yer alan irili ufaklı 25 adet yazı, üç bölüm başlığı altında toplanmış. I. bölüm: Sanat ve Hayat,10 yazı, II. Bölüm: Sanatın Ekseni, 8 yazı, III. Bölüm: Okuya Okuya, 7 yazı.

Bölüm başlıklarından da anlaşılacağı üzere bir düşünce adamının ve aynı zamanda şair olan bir düşünce adamının, sanat ve şiir bağlamında okuduğu yazarların hem kitapları ve hem de o kitapların yazarlarına ait kimi duygu ve düşüncelerini, okuduğu kitaplara yönelttiği eleştirilerini bizlere takdim etmiştir.

Kitabın birinci bölümünde Cumhuriyet dönemine ait birçok şairin adı geçmektedir. Bunlar; Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz ve İsmet Özel. İkinci bölümde cumhuriyet döneminin 60 ve 70 kuşağı dediğimiz şairlerden ve onların kitaplarından söz edilmektedir. Bu şairlerin tamamı, İslami duyarlılıkla şiirler yazan şairlerdir. Bu şairlerin öncülleri; hiç şüphesiz ki Mehmet Akif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’tur.  Kimler var ‘Altmış Kuşağı’nda; Mehmet Akif İnan, Erdem Beyazıt ve Cahit Zarifoğlu. Yetmiş kuşağında; (Bu kuşağa, yaygın tanımıyla 68’ kuşağı demek daha doğru olur) Nurettin Durman, Cahit Koytak, Mehmet Atilla Maraş, Mustafa Özçelik ve A. Vahap Akbaş. Bu kitabın yazarı da Müslüman bir şairdir. O da atmış sekiz kuşağı içinde yer almaktadır. Kitapta adları geçmese de bu kuşağa eklemlenecek birkaç şairden daha söz edebiliriz. Yakın zamanda(Şubat 2020) aramızdan ayrılan Mehmet Ragıp Karcı ile Ebubekir Eroğlu ve Cumali Ünaldı.

Okuduğumuz ‘Yolun Daraldığı Yerden’ adlı kitabın gerek birinci bölümünde ve gerekse ikinci bölümün de, daha çok sanat ve medeniyet meseleleri irdelenmiş, üçüncü bölümde kitapta adı geçen şair ve yazarların eserlerine dikkat çekilmiştir.

Üçüncü bölümde farklı olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ adlı romanı ile bir Bayan Müslüman romancıya yer verilmiştir. Bu hanım hikâyeci ve romancı Cihan Aktaş’tır. Onun ‘Sınıra Yakın’ adlı romanı incelenmiş ve irdelenmiştir. Roman, İstanbul-Laleli’den, İran-Tahran’a doğru kalkan bir otobüsün, içindekilerle beraber iki gün süren yolculukları, sınıra varıncaya kadar geçirdikleri yolculuk serüveni anlatılmaktadır. İki günlük yolculuk, 560 sayfalık bir romanda ince ince anlatılmaktadır.

Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün; Bursa ‘da Türkiye Yazarlar Birliği Şubesi’nde yaptığı bir konuşmada; ‘Sanat, itaat ve bağımlılığı reddettiği için dindarlardan sanatkâr olmaz’ demiştir. Batılı bir yaklaşımla ana fikri bu olan konuşmanın,  dinleyicilerin dikkatlerini üstüne çekince,  toplantıda hazır olan Metin Önal Mengüşoğlu, hocaya bu savının yetersiz ve hatta geçersiz olduğunu, insanın mutlak manada bir özgürlüğünün olmadığını, insan özgürlüğünün göreceli olduğunu karşı tez olarak savunmuştur. İnsan zayıftır, aciz bir kuldur. Hayatta mutlak manada bağımsız, bağlantısız özgür kişi yoktur. Eğer bir insan dinle bağını koparmışsa, Allah’tan başka bir bağlantıya kulluk ediyor demektir.

İslam, asla muhafazakâr bir din değildir. Onun bütün elçileri büyük inkılapçılardır. Bugünkü statükocu, yani düzenin aynen kalmasını isteyen Müslümanlar muhafazakârdır. Müslüman, dini değerleri koruyup muhafaza etmekle değil onları yaşamakla mükelleftir. Dini korumak Allah’ın işidir.

Bilge Başkan Aliya İzzet Begoviç diyor ki; ‘Bizi toprağa gömdüler, fakat ‘tohum’ olduğumuzu bilmiyorlardı’. Tohum, bir varlığın özeti hükmündedir. İçinde canlılık cevherini uzun süre saklayan bir şeydir.

Şair Asaf Halet Çelebi, ’ Sidharta’ adlı şiirinde şöyle diyor:

Koskoca bir ağaç görüyorum

Ufacık bir tohumda

O ne ağaç ne tohum

Om mani padme hum

(üç kere)

İnsanlığın tohumu erkek ile kadında mevcuttur. Sperm ile yumurta bir araya gelince insanın özü canlılık(hayat)kazanıyor. Koskoca bir ağaç, bir tohumda saklıdır.

Biz, hepimiz kendimize zimmetliyiz. O zaman kendimizin nasıl bir varlık olduğumuzu daha bir anlarız.

Bütün bir tabiat ve bütün bir evren de bize zimmetlidir. Bu anlamda doğayı ve çevreyi korumak bize düşer. Tabiatı tahrip etmek yaratılışa ihanettir. Bu çağın tanıkları olarak bunlar zabıtlara geçirip tutanaklar tutmalıyız. Bu tarihe not düşmekle aynı şeydir.

Şair ve düşünce adamı Hilmi Yavuz’ göre Medeniyet; dinden, kültürden ve etnisiteden doğar. Düşünce adamı Yusuf Kaplan’a göre medeniyet; ilim, irfan ve hikmettir. Kaplan diyor ki; ’Batı’da insanlar hafta boyu makine gibi, hafta sonu hayvanlar gibi yaşarlar.

Şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu, ‘Medeniyet’ bahsindeki savunmalarında iki medeniyetten söz eder. 1.  Ahlak Medeniyeti, 2. Estetik Medeniyeti. Bu medeniyetlerin kaynağı ilahî-vahiy ve sünnettir. Bir tek medeniyet vardır o da İslam medeniyetidir der.

İslam medeniyeti, bir dine mensup insanların ürettiği ahlak, estetik değerlerin bütünüdür. Yeryüzünde kimin eliyle olursa olsun üretilen her türlü kalıcı ve kadim güzellikler, insanlığın ortak aklının ürünleri olarak tek bir medeniyet havzasında birikir. Bunları üretenlerin Müslümanlar olması da gerekmez. Yeter ki üretilen şey makul ve maruf olsun. Hayrı ve ulviliği hedeflesin. İslam’ın insanlığa sunabileceği medeniyet tasavvuru bu meyandadır. Medeniyet, bütün anlamda hikmetin toplandığı ortak iyinin, ortak aklın, ortak güzelin, ortak değerin bulunduğu bir havuzun adıdır.

Hikmet mümin olan insanların yitiğidir nerde bulursa alır. Batıda, Doğuda, Güneyde, kuzeyde üretilen bütün ortak güzellikler, ortak iyilikler hep aynı medeniyet havuzundadır.  Netice olarak bir tek medeniyet vardır. O da hepimizindir.

İlahi-Vahye İnan Şair

Vahy; işaret etmek, remiz ve ima yoluyla konuşmak, fısıldamak anlamında. İlham; kalbe bir şey ilka etmek, bırakmak manasında. Allah’ın elçileri vahye, şairler ilhama muhataptırlar. Şair, yani bu şuurlu varlık, şiire ulaşabilmek için kalbe ait olan düşünce ve duygularla, öteki duygular arasında bir birlikteliğe hazırlanmalıdır. Şair, dikkatli adamdır, ayrıntıların adamıdır. Normal insanların göremediğini gören hem de en ince ayrıntılarına kadar görebilen, farkı fark eden adam.

Şair; karanlık bir gecede, kara taş üstündeki kara karıncanın kara gözlerini gören adam! Bu bir abartma olsa da şairi en iyi tanımlayan bir abartı.

Saldırılara karşı eğer ben şairsem şiiri ve şairliğimi koruyacağım. Eğer ben Müslüman bir şairsem Müslümanlığımı ve İslam’ı koruyup savunacağım. Bu böyledir.

Şair ve yazarlar aydındır, münevverdir. Ama âlim, ulema yani bilgin değildir. Münevver, çok düşünen, tenvir eden, aydınlatan bilgisiyle, duruşuyla aydın. Cesur, İnandığını söyleyen, söylerken yanlışlarını da tashih eden adamlardır.

İnsanın akletmesi, hissetmesi onun fıtratındandır. İbni Rüşt derki ‘İnsanın yaşı ilerledikçe duyguları zayıflıyor, akletme melekesi daha da güçleniyor.’

Yazar diyor ki; “Her insan biriciktir. O hem süfli ve de ulvi işler yapabilir. Marifet odur ki insan sanatı ulvi gayeler için kullanabilsin.”

Biz; İlahi-Vahye inanan şairler, yazarlar ve aydınlar olarak olan yanlışlarımızı her zaman tashihe hazırız.

Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi

Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası

 

 

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.