Ülkemizin karşı karşıya kaldığı tüm sorunlarını bulaşıcı virüse yüklersek yanlış yapmış oluruz… Arkamızda bıraktığımız bir asırlık tarih var. Körle yatan şaşı kalkar hesabı! İthal ettiğimizin rejimin ömrü bir yere kadar, bir yerden sonra sıkışan barajın kapakları açılacak köyler, şehirler, yollar, fabrikalar su altında kalacak, hayat duracak… Virüs olsa da duracak, olmazsa da duracak.

Neremiz virüs değil ki!

Bir gecede kondurulmuş ithal sistem adeta gecekondu misali…

Yaşayanlar bilirler… Her sene yeni bir tamirat yine gecekondu, değişen bir şey olmaz. Halbuki bunun en mantıklısı, gecekonduyu temelden kaldır at, yerine yeni bir binayı ayağa dikmektir. Dikemezsen dikilirsin!

Geçmiş iktidarların hiçbirisi “değişime” kaşık bile sallayamadı. Her gelen “ustamın dediği” dedi ve gitti. Laiklik, demokrasi gibi ithal safsatalar..

Hikaye-yi geyikler!

Cumhuriyeti kuran ittihatçıların taşıma su ile değirmek işletmek hesabı hala yürürlüktedir. İşte birbirlerini tekzip eden  “Payitaht” ile “Ya İstiklal Ya ölüm” dizleri yan yana. Birisinde İngiliz istihbaratı Yahudi sermayesini kullanarak 11. Abdülhamit’i yıkma girişimleri sahnelenirken, diğerinde İngilizleri padişahın yanına koyarak Ankara’nın duruşu sergileniyor.

Takla atmak hiçbir şey değil.

Ey tarihçiler, hangisi doğru?  İngilizlerin Hilafeti yıkmaları mı doğru, ayakta tutmak hesabına Ankara karşıtı olmaları mı? Doğruyu bulsak, salgın virüs bile teslim bayrağın çekecek! Doğruyu kaybettik doğruyu…

Deveye sormuşlar… Neren eğri? O da demiş ki nerem doğru. Neremiz doğru neremiz eğri!.. İşte cezaevleri doldu taştı… Davalar yıllara uzayıp giderek içinden çıkılamıyor. Bir davanın ömrü Türkiye’de ortalama 7-8 sene.

Laik kafalar…

Bin yıllık hukuk sistemimizi yok sayarak İsviçre’den, İtalya’dan, Fransa’dan hukuk ithal ettiler… İşte, boz boz harca! Ne yapsak ne etsek yürümüyor, işlemiyor. Alınacak tedbirlere de yürümeyecek, çünkü gecekondu misali, tamir etmekle de bir şey değişmeyecek. “Kaldır at” desek, banisi CHP, “Atatürk ilkeleri dokunulmaz” diyerekten sokaklara dökülüyor. Darbeler oluyor, depremler oluyor…  Laiklik, çağdaşlık, demokrasi, Atatürkçülük dolmaları…

İşte tarım konusu… Ne zaman ki köy bitti,  işte o zaman ülkemiz Çin’den pirinç, Rusya’dan buğday, Hollanda’dan yağ ve peynir ithal etmeye başladı. Köydeki verimli arazisini bırakıp da şehirde kapıcılık odacılık yapmaya razı  olanlar veya kahvelerde, gazinolarda vakit öldürenler şimdi de virüs bahanesiyle devletten para istemeye başladılar. “Açız” diyorlar. Devlet vergi tahsil edemezse, ihracat yapamazsa bu isteklere ne zamana kadar cevap verebilir!

Halbuki bu ülkenin arazileri iki kat nüfusu besleyecek kadar verimli ve zengin. Herkes evine değil de köyüne gitse kimseler aç kalmaz. Sade o değil, vuvuzula gibi ötenler de yoksullara zekâtlarını verseler fakirlik tarihe karışır. Vermezler hep isterler…  Ayakları çöplükte iken en çok öten horozdur.

Bu zamansız öten horozların berber parası on aileyi doyurur.

Herkes evindeki üç arabadan bir tanesini verse yine sorun kalmaz.

Köyleri boşalttık köyleri… “Çağdaş yaşamı” gören gençler boyalı kızların peşine düşünce köyler boşaldı. Bağlar, bahçeler, tarlalar atıl duruyor. Her sene baharın yeşilliklerini otlayacak hayvan bile yok. Hayvanlar da besi hanelerde şehirleştiler! Herhalde dananın kuyruğu şehirlerden kopacak.

Bir zamanlar “Ecevit Köykent” demişti… Dediği yerde kaldı…

Köylerimiz aslında parasız birer karantina sayılır. Hem de “D” vitaminli doğal. Tarım eski haliyle devam etmiş olsaydı bağışıklık da kendiliğinden olacağından virüsün yayılma hızı bu kadar olmazdı. Ürün sıkıntısı da çekmezdik.

Hastaneler dolup taşmazdı.

Nerden baksak, durumumuz kritik.

Hazinenin harcamaları nereye kadar sürer bilemem.  Kimsenin evinde bir çuval unu yok, ahırda ineği, keçisi yok, tandırı yok. Tavuğu, kazı ördeği yok. “Taşı toprağı altındır, eğlencesi sefası boldur” diyen çıkmış gelmiş, üstelik ya makam şoförlüğü veya müdürlük ister. Akşama kadar ara, sığınmacılar dışında bedenen çalışacak işçi  bulamazsın. Kafeler, kahveler tıkabasa dolu.

Ekranlardan izliyoruz… Kaos CHP ile yandaşlarının işine yarıyor.

Sürekli “işsize, işçiye, evinde oturana ver” diye iktidara yükleniyor.

Onun derdi, yangından mal kaçırmak, iktidar düşerse o kapacak…

İşte bu da ithal akıl. Baraj taşsın, şehirler sular altında kalsın umurunda değil. Aklı fikri Külliyede… Keçi can derdinde CHP iktidar  derdinde.

Ne var ki bu halk artık kül yutmaz…

Görüyor ve kimin kaç akçe ettiğini anlıyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.