Danıştay’ın kararıyla nihayet, Ayasofya Müzesi camiye dönüştürüldü.
Türkiye’nin her geçen gün çözümü imkânsız hale gelen devasa sorunlarının oluştuğu bu dönemde, bakalım bu sorunları çözmeye Ayasofya merhem olacak mı?
AKP, kendi yarattığı devasa sorunların altında ezilirken, oyları hızla ‘freni patlamış kamyon’ gibi bayır aşağı yuvarlanırken Ayasofya’yı, bu gidişatı durdurabilecek bir manevra olarak gördü. Yoksa 18 yıl niçin beklensindi daha bir yıl önce farklı konuşmuyor muydunuz?
Biz kendimizi bildik bileli sürekli bir şekilde; “Ayasofya ibadete açılsın ve camii olarak kullanılsın” kampanyalarının içerisinde olduk, Ayasofya’da namaz kılma hayali kurduk. 
Ayasofya’nın müze olarak kullanılması, o mahzun hali içimizi acıtıyordu.Her seferinde bu duruma isyanımızı haykırırken Siyasal İslamcılar ile Türk Milliyetçileri aynı duyguları paylaşmasalar da aynı düzlemde buluşuyordu.
Milliyetçiler daha çok egemenlik hakkı olarak bakarken İslamcılar ise namaz kılabilme imkânı olarak görüyorlardı. Sayın Erdoğan’ın bir yıl önce; “Önce Sultanahmet’i doldurun” demesinden de bu çok açık ve net olarak görülmüyor mu?
Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi milli bir mesele iken ve sağdan sola tüm partililerin arzusu iken ayrıştırma aracı olarak kullanılması hiç de doğru olmamıştır.
İslamcılar, İslam’ı nasıl iktidara gelebilmek için basamak olarak kullanabilmişseler, Ayasofya’yı da politikalarına araç olarak kullanabileceklerini tahmin edebilmeliydik. 
Yani namaz bahane, Ayasofya’nın 18 yıl sonra camiye politik şov yaparak dönüştürmesi içimizde burukluk yaratmıştır.
Netice de 2002’de Siyasal İslamcıların temsilcileri ‘muhafazakâr demokrat’ söylemleri ile iktidar olmuştu. 
Ümitlendik, çok ümitlendik; “Ayasofya nihayetinde hürriyetine kavuşabilir” diye düşündük ve bekledik.
Evet, uzun bir bekleyiş…
2002’den 2005’e kadar bekledik olmadı, anlayış gösterdik zira o vakitler AKP iktidarı güçlü değildi.
2007, 2010, 2015’e kadar bekledik yine olmadı, 
Biz ümidimizi taze tutmaya devam ettik.Ancak işte, 2019 yılına gelmişiz ve hala Ayasofya mahzun…
Üstelik tüm ümitlerimizin yer ile yeksan olduğu yıl oldu. Çünkü:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Mart 2019 tarihinde 31 Mart seçimlerinden önce düzenlediği mitingde şöyle diyordu;”Ayasofya’nın ibadete açılması çağrılarıyla ilgili “Bu işin bir siyasi boyutu var, yanı var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, ‘Ayasofya’yı dolduralım’ diyeceksin. Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık, 4-5 tane Ayasofya eder. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgâh. Biz ne zaman neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız”
Gayrı ümidimiz kalmamıştı,
Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesi olan Ayasofya’nın vakıf senedinde ifade edildiği şekilde cami olarak kullanılması, neticede bir başka kararname ile o kararnamenin iptal edilmesi ile hallolacak kadar basit bir şeydi. Ancak olmadı.
Peki, bu 2002-2019 yılları arasında neler yapıldı?
Binlerce kanun değiştirildi, Anayasa’nın çok önemli maddeleri değiştirildi,
Yargının, Silahlı Kuvvetlerin yapısı değiştirildi,
Olmadı, Anayasa toptan değiştirildi, sistem değiştirildi hatta bazılarına göre tek adam rejimine geçilerek rejim değiştirildi. Bazı AKP’li üst düzey siyasiler yeni devlet kurduklarını bile iddia ettiler.
Ülkede değiştirilmedik bir şey kalmış mıydı?
Yasama, yürütme, yargı tek gücün, cumhurbaşkanlığı makamının kontrolü altına girmiş gibiydi.
Her şey neredeyse, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın iki dudağı arasındaydı.
Ama işte 2019 da yaptığı konuşmada Sayın Erdoğan, “Ayasofya camiye dönüştürülsün” diyenlere; “Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgâhBu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız” diyordu.
Geldik 2020 yılına…
2020 yılı, bin yıl sonra dahi tüm insanlığın unutamayacağı kadar olağanüstü geçiyor. Dünyayı sarsan Korana virüs salgını bütün dünyada yüzbinlerce ölüme ve ekonomilerin sarsılmasına neden oldu.
Her ülkenin, salgın öncesi performansına da bağlı olarak ekonomilerinde yüzde 5 ila 15 arası bir daralma(küçülme) hesaplanıyor.
Türkiye’nin ekonomisi,  zaten salgın öncesi dibe vurmuş vaziyetteydi. Şimdi bu salgın daha da büyük krizlere sebep olacaktır.
Türkiye kötü yönetiliyor hatta yönetilemiyor, sorunlar çığ gibi büyüyünce gayrı nutuklar, belagatli sözler kar etmez hale gelince seçmenini konsolide etmek maksadıyla Ayasofya gündeme getiriliyor.
Ayasofya şimdi vatandaşın derdine derman olabilecek mi?
Düşünebiliyor musunuz; 1923-2002 yılları arasında yani 79 yılda görev yapan 57 hükümet toplam 714 milyar Dolar kaynak kullanmış. Bu kaynaklarla binlerce fabrika, tesis, bölünmüş yol, oto yol, birinci, ikinci boğaz köprüleri, Kıbrıs Barış harekâtı ile KKTC Devleti kuruldu, Hatay vatan toprağına dâhil edildi, Türk Ordusu Kore’de savaşa katıldı. 24 büyük isyan bastırıldı.
Şimdi sıkı durun, 18 yılda AKP’nin kullandığı kaynağa bir bakalım, tam tamına 2 trilyon 400 milyar Dolar. Ayrıca 2002’de 130 milyar Dolar olan dış borç 437 milyar Dolar’a ulaşmış. 
Ve dahi 2002’ye kadar 79 yılda yapılan fabrika ve tesislerin büyük çoğunluğu da satılmış.
Peki, karşılığında ne yapılmıştır? Köprüler, otoyollar, şehir hastaneleri diye sayacaksınız değil mi? Hayır hayır onların fahiş fiyatlarla yapılan paralarını çocuklarımız, torunlarımız ödeyecek. Onlar yap işlet müşteri garantili yapılar. Bunların dışında Türkiye’de başka büyük olarak ne yapıldı diye bakıyorum, bir tek Cumhurbaşkanlığı sarayını görüyorum.
Böyle yönetilen, pardon yönetilemeyen bir ülkenin ekonomisi nasıl olabilir ki?
Ekonomiyi düzeltemeyeceğine göre siyasi bir manevra yapar Ayasofya’yı camiye dönüştürüyorum dersin, vatandaşı biraz daha oyalarsın
Türkiye’yi hiç iyi günler beklemiyor
Bir taraftan; Suriye, Irak, Libya ve toplam 9 ülkede, Kahraman Ordumuz çetin bir mücadelenin-savaşın içerisinde
Dünyada sıcak para bolluğu varken, Türkiye swap anlaşmaları dahi yapamıyor.
Bu şartlarda bir sabah kalkıyoruz, gündeme Ayasofya düşmüş!...
Ve de Danıştay’ın kararıyla iş halledilerek Ayasofya camiye dönüştürülmüş.
Niçin yargı kararıyla o da ayrı bir muamma…
Ayasofya’nın Camiye dönüştürülmesine mutlu olmamak mümkün mü? Ayasofya’nın vakıf senedindeki haline dönüştürülmesi bizim için elbette, düğün-bayram. İnşallah en kısa zamanda İstanbul’a gider, ezanı davet kabul ederek, protokolsüz olarak Ayasofya’da bir şükür namazı da kılarız inşallah.
Açılışta yaşanan rezil görüntülere hiç girmek istemiyorum.
Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi büyük çoğunluğun arzusuydu. Bu büyük çoğunluğu ayrıştırmadan, bu kadar gürültü çıkartmadan, politika malzemesi yapmadan bu işler yapılamaz mıydı?
Ayasofya’da zaten; ezan okunuyor, namaz kılınıyor, Kur’an-ı Kerim okunuyordu. 
Yani, Demirel ve Özal dönemlerinde Ayasofya’nın bir bölümü ibadete açılmıştı ve bu uygulama devam da ediyordu. Şimdi biraz daha kapsam genişleyecek, bir de girişler ücretsiz olacak.
Üstelik, Demirel ve Özal Ayasofya’yı ibadete açarken bu işi şova dönüştürmeden, politika malzemesi yapmadan halletmişlerdi.
Aslında 1936 yılında Atatürk tarafından tapu senedine,  Ayasofya’nın adı “Türbe, akaret ve muvakkithane ve medreseyi müştemil Ayasofya-i Kebir Cami Şerifi” olarakkaydedilmiştir.
“Ayasofya niçin ibadete açıldı” çok küçük bir azınlığın suali olabilir ancak;madem bu kadar kolaydı niçin 18 yıl beklediniz diye sormamalı mıyız? ‘Niçin bugün’ sualini sormak çok mu yanlış?
Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda dün ne düşünüyor isek bugün için aynı şeyleri düşünüyoruz. Ayasofya bir vakıf eseridir ve vakıf senedi gereği cami olarak kullanılmalıdır. Bu durumun siyasi yanını düşünmek zorunda değilim onu devleti yönetenler düşünsün.
İktidar sahiplerine soruyorum, bu vakıf senedinden yeni mi haberiniz oldu, 18 yıl boyunca siz de Fatih Sultan Mehmet’in beddualarından nasibinizi almış olabilir misiniz?
AKP’nin oyları tam da buz gibi erirken, Ayasofya’nın bir manivela olarak, kutuplaştırma aracı olarak kullanılması doğru mu?

Atatürk’e küfür ve hakaret yolu açılmamalıydı
Evet, 13 yıldır tamirat dolayısıyla kapalıolan Ayasofya Camisinin müzeye dönüştürülmesi yönünde 1934 yılındaimzalanan bir kararname var.İmzayı atanlar başta M. Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere hayatları savaş meydanlarında geçmiş, en son da Kurtuluş Savaşını kazanarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran gazilerdir.Ayasofya 1947 yılında fiilen müzeye dönüştürülür.
Biz bu kararı zamanında çok eleştirdik, doğru bulmadık. Neticede hiç kimse eleştirilemez de değildir. Bugün de Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesini doğru ama politikaya açılmasını yanlış karar olarak kabul ediyoruz. 
Şimdi Türk Ocakları tarihi binası da mahzun, onu da esaretten kurtarın, hadi böyle bir yiğitlik yapın…
Ancak AKP, eğer bir önceki seçimleri kaybetseydi Ayasofya’yı bugün ibadete açmış olabilecek miydi? Daha bir yıl önce, “Ayasofya ibadete açılsın” diyenlere Erdoğan’ın ne cevap verdiğini ifade etmiştik.
Ayasofya’nın ibadete açılması ile birlikte başta, Kurucu Cumhurbaşkanı Atatürk’ün koltuğunda oturan Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 1934 kararnamesini imza edenleri ihanetle suçlaması tam bir akıl tutulması değil mi?
Erdoğan, “Tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanet olmanın yanında hukuka da aykırıydı. Çünkü Ayasofya ne devletin ne de herhangi bir kurumun malı değil, vakıf mülküdür” ifadelerini kullandı.
Bu arada Türkiye’deki yüzlerce diğer vakıf mülklerini de merak ediyorum.
Arkasından, Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığında, başkanlık koltuğunda oturan Ali Erbaş da bu imzayı atanlara isim vermeden, F. Sultan Mehmet’in lanetini gönderiyordu. 
Biz senin arkanda namaza duruyoruz be adam…
Bu açıklamaların ardından AKP teşkilatlarından değişik hakaretler ve Atatürk karşıtlığı-düşmanlığı sözler geldi. Mesela;Önceki dönem AKP İzmir Buca İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olan Ercan Kırdağ, Ayasofya’nın statüsünün değiştirilmesi kararı üzerinden Atatürk’ü hedef aldı. Alınan kararın “Onu müze yapanlara başkaladırı” olduğunu söyleyen Kırdağ, Atatürk’ü kastederek “Güneş doğuyor, taştan adam eriyor” diye paylaşım yaptı.Bu FETÖ ağzıyla konuşma ne kadar iğrenç değil mi?
Demek ki sizin maksadınız üzüm yemek değil bağcıyı dövmekmiş, sizin maksadınız Ayasofya’yı ibadete açmak değil Atatürk’le hesaplaşmakmış.
Sonrasında Atatürk’e sosyal medyadan binlerce küfür ve hakaretler…
Bu Müslümanlık mı Allah aşkına?
O İstiklal Harbimizin; şehit-gazi tüm kahramanları olmasaydı değil Ayasofya, İstanbul olur muydu, hatta Türkiye olur muydu? Hepsini rahmetle minnetle anıyorum.
Atatürk ve arkadaşları daha teğmen çıkar çıkmaz kendilerini savaş alanında bulmuşlardır. Osmanlı’nın etrafı ateş çemberi ve bu kahraman idealist askerler hemen hemen her cephede savaşıyorlar. Bugünkü Libya (Trablusgarp) ya Enver Paşa ve arkadaşları ile birlikte gönüllü olarak savaşmaya gidiyorlar. Çanakkale’de savaş başlayınca derhal gelip bu savaşa katılıyorlar.
Çanakkale Savaşı kazanılmasına rağmen birlikte savaşa girdiğimiz Almanya savaşmadan mağlubiyeti kabul ettiği için biz de mağlup sayılıyoruz.
1920 de Sevr antlaşması imzalanıyor.
İşte Sevr Antlaşması Maddeleri (Şartları)

- İstanbul, Osmanlı devletinin başkenti olarak kalmaya devam edecektir.
- Eğer Osmanlı devleti İtilaf devletlerini sunmuş olduğu Sevr antlaşmasına uymazsa İtilaf devletleri İstanbul'u Osmanlı devletinin elinden alacaktır.
- Batı Anadolu ve Doğu Trakya, Yunanistan'a bırakılacaktır.
- Ege adalarının hepsi Yunanistan'a verilecek.
- Rodos ve 12 Ada ise İtalya devletine bırakılacaktır.
- Osmanlı imparatorluğunun Doğu Anadolu bölgesinde bir Ermeni devleti kurulacaktır.
- Irak ve Musul İngiltere'ye bırakılacaktır.
- Boğazlar bütün devletlere açık bırakılacak. Savaş esnasında dahi savaş gemileri boğazdan geçirilecek. Boğazları kontrol eden bir komisyon kurulacak ve bu komisyonda Türk üye yer alamayacaktır.
- Azınlıklar kendi okullarını açabilecektir.
- Kapitülasyonlar devam edecek.
- Osmanlı imparatorluğu savaş tazminatı ödemeyecektir.
- Batı Anadolu İtalya'ya ait olacaktır.
- Hicaz bağımsız bir devlet olacaktır.
Osmanlı Devleti ve Padişah işgal altındaki İstanbul’da yapacağı bir şey yoktu
Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Milli mücadeleyi başlatacaktı. Mustafa Kemal Atatürk Samsun'a çıkarak Sevr antlaşmasını reddederek milli mücadeleyi başlattı. Anadolu'da düzensiz bir ordu olan Kuvay-ı Milliye ordusu kuruldu.
Atatürk’ü ve İstiklal Harbimizi; “keşke Yunanlılar kazansaydı” diyen fesliden değil de dünya çapında tarihçilerimiz Halil İnalcık ve İlber Ortaylı’dan okuyanlar minnettarlıklarını ifade edeceklerdir.
Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde Türk Milleti İstiklal Savaşını zaferle neticelendirdi. 
Anadolu’da yeni bir devlet kurulmuştu, Türkiye Cumhuriyeti…
Sevr paçavrası yırtılarak çöpe atılmıştı.
Yeni Cumhuriyet kurulmuş ama neticede 10 milyon nüfusu olan, bu nüfusun da çoğunluğu; kadın, çocuk ve gazi…
10 yıl süren Şeyh Sait benzeri 24 büyük isyan devam etmiş.
Yeni devletin; yolu yok, fabrikası, bankası, traktörü yok, tüm yokluklar mevcut…
Bu şartlarda Atatürk bir taraftan eğitim seferberliği başlatıyor, ekonomik kalkınma olmadan zaferimizi bir işe yaramaz diyor milli bankamız İş Bankasını kuruyor. 10 yılda çok büyük de mesafeler katediyor.
Birkaç yabancı dil bilen çok kitap okuyan, Atatürk Türkiye’nin batılılaşmasının, modernleşmesinin elzem olduğunu düşünüyor ve bu kapsamda da 1934 yılında Batı’ya bir barış çubuğu olarak Ayasofya’nın Müze olarak kullanılacağını bir kararname ile ilan ediyor.
Aynı Atatürk 1936 yılında; Ayasofya’yı tapuya; “Ayasofya-i Kebir Cami Şerifi” olarak kayıt ettiriyor.
Ayasofya’nın tamiratı 1947 yılında biterek müze olarak kullanılmaya başlanıyor.
Neticede tamirat bahanesiyle de olsa bu kararname 1947 yılına kadar bekletilmiştir. 1945 yılında Sovyetler Birliğinin; Kars, Ardahan ve Boğazlar üzerindeki talepleri Türkiye’yi iyice köşeye sıkıştırmış ve Batı’ya muhtaç hale getirmiştir. Bu yıllarda sadece Ayasofya’nın müze yapılma kararnamesinin yürürlüğe konmasının ötesinde Türkiye NATO’ya girebilmek, Batı şemsiyesinin güvenliği altında kendini güvende hissedebilmek için Kore’de savaşmak zorunda kalmıştır.
Türkiye’yi yönetenler tarihi çok iyi bilecekler….
Hadi bu değerlendirmeleri hiç yapmamış olalım, bir kararname ile kolayca camiye dönüştürülebilecekken bunu yapmayanlara bir göz atalım.
Mesela Ezan Türkçe okunuyordu, Menderes 1950 yılında iktidara geldiğinde ilk icraatı kanun çıkartarak, bu uygulamaya son vermek ve ezanın aslına yani orijinal haline dönmesini sağlamak oldu. Çünkü o konu kendilerine göre en önemlisiydi, Ayasofya’nın cami olarak kullanılması çok da önemli değilmiş demek ki bu konu gündemlerine gelmedi.
AKP de önemli bulduğu başörtüsü sorununu halletti. İsteseydi çok daha önce ve çok daha kolay bu meseleyi hallederdi. Eğer AKP iktidara gelir gelmez Ayasofya’yı camiye dönüştürseydi, geçmişi çok ağır eleştirilerinde haklı olmazlardı ama daha ikna edici olabilirlerdi.
Şimdi kimin ne kadar günahı! var ona bir bakalım:
Atatürk dönemi: 4 yıl, 
İnönü dönemi: 12 yıl 
Menderes dönemi: 10 yıl
Erdoğan dönemi: 18 yıl
Ayrıca darbe dönemlerini de siz ekleyin…
Demirel ve Özal kısmen masumdurlar çünkü onlar kısmen de olsa Ayasofya’yı ibadete açmıştırlar.
Hayırlı olsun diyoruz, Ayasofya ilelebet cami olarak kalsın diliyoruz…
Ayrıca tarihi Tapu Kadastro binasının Ayasofya müzesi yapılmasına da gönlümüz razı değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.