Siyaset zor zanaat. Her zaman toplumsal beklentileri görmek zorundasınız. Başarı biraz da bununla ilgilidir. Ama tabi her başarı değil. Bazen algı gerçeğin yerine geçer, yalan hakikatten daha inandırıcı olur, hele inanmaya müheyya bir toplum varsa. Medyayı ele geçiren hakikati tekeline geçirir, hakikat dediysem bildiğimiz hakikat değil, siyasetin hakikati. Toplumu nasıl yönlendirmek istiyorsanız öyle yönlendirirsiniz.  Bu tip ülkelerde siyaset toplum mühendisliğine döner, en sırıtan yalanlar bile hakikatin yerine ikame edilebilir.
Çoğunluk böyledir diye biz de öyle yapalım anlamında demiyorum, içimizde hakkı siyasetten ve kişisel menfaatlerinden üstün tutanlar olmalı. Hakperestlerin olmadığı toplum çürür, eğrileri doğrultacak, yanlışları düzeltecek kimse kalmaz. Böyle bir toplumun sonu izmihlaldir, yıkımdır, varlığının tehdit altında olmasıdır. Siyasi çürüme de, ahlaki çürüme de bu tip toplumlarda uç verir. Çünkü toplumu dizginleyecek hiç bir iç mekanizma kalmamıştır.
Geçen gün bir video izledim, bir din adamı önündeki bir kitleye ABD'nin Irak müdahalesini anlatıyor, vatandaşı olduğu Amerika'yı yerden yere vuruyordu. Dinleyiciler de bu eleştirileri hararetli hararetli alkışlıyorlardı. Bir din adamının mensubu olduğu ülkenin siyasetini yerden yere vurması alışık olmadığımız bir şey, şaşırdım ve gıpta ettim. İşte Batı diye küçümsediğimiz ülkeler böyle ayakta kalıyorlar, aynayı başkalarına değil, kendilerine tutuyorlar, özeleştiriyi eksiltmiyorlar. Biz ne yapıyoruz? İşimiz gücümüz övünmek, geçmişin ihtişamı ile bugünkü sefaletimizi örteceğimizi sanmak. Oysa geçmiş, geçmişte kaldı, artık farklı bir zamandayız ve görevimiz kendi zamanımıza hükmetmek olmalıdır. Tarihe kaçarak bundan kurtulamayız. Kaldı ki tarih bir kaçış alanı değildir. Bizde, siz hiç bir din adamının şu veya bu politikayı eleştirdiğini gördünüz mü? İktidar kendilerine yakınsa yanlışlarını bile alkışlarlar, iktidar tuttukları partide değilse en doğru politikaları bile küfürle damgalayıp eleştirirler. Kantarlarının topuzu, terazilerinin ölçüsü yoktur. Ne överken adildirler, ne yererken. Onun için de sadece kendi saygınlıklarına zarar vermiyorlar dine de zarar veriyorlar.
Bu kadar laf kalabalığından sonra gelelim saadete... Kaç gündür Ayasofya'nın ibadete açılması ile ilgili spekülasyonlar yapılıyor. İktidar, Yunanistan'a dönerek; " açarız kimse karışamaz," diyor ama aslında Yunan'a derken vatandaşa sanki içeride de buna karşı olanlar varmış da onlara cevap veriyormuş gibi davranıyor. Cevabını Yunan'a değil, içeride Yunanlı saydıklarına yöneltiyor. İstanbul seçimlerinde de öyle yapmış ama kaybetmişlerdi. Aslında kimse Ayasofya'nın ibadete açılmasına karşı değil, belki marjinal bazı unsurlar vardır ama onlar da bir yekün oluşturmazlar. İktidar istiyor ki, birileri -özellikle siyasi rakipleri- istemiyoruz desinler de, bak biz bunlar din/iman düşmanı dememiş miydik demek için fırsat kolluyor. Lakin şimdiye kadar kimse iktidara bu fırsatı vermedi. Bundan sonra verir mi hep beraber göreceğiz. Sözün özü şudur: Ayasofya sadece bir ibadet meselesi değil, bir egemenlik meselesidir. Bu coğrafyanın hakimiyeti Türk milletine aittir ve egemenliğini devletinin eliyle kullanır. Kimse egemenlik alanımızda olan bir yapıya dışarıdan statü dayatamaz. Doğru olan Ayasofya’nın ecdadın bize emanet ettiği statüye çevrilmesidir. Bu konu bir iç meseledir böyle üzerinde tepinilerek-uluslararası bir sorun- haline getirilemez. İktidar, her konuyu olduğu gibi bu meseleyi de etinden, sütünden, suyundan, suyunun suyundan yararlanmak için köpürterek karşıtlar üretmeye çalışıyor. Karşıtlar dışarıdan olursa, -helal olsun dünyaya rağmen yaptılar- dedirtmeyi, içeriden olursa rakiplerinin ibadethane düşmanı olarak kodlanmasını bekliyor. Her ikisi de yanlıştır, biri içeriden ülkeye zarar verir, öteki dışarıdan. Doğru olan bu tip işleri bir meydan okumaya çevirmek değil, ibadethanelerin vecd iklimine uygun bir sekinetle halletmektir.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.