İmamın kayığı!

“Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş.”

Şarkının sözleri,  analarımızın sadece “ ilaçlık” değil de,

en başta yere indirilmeyen bir taç olduğunu vurguluyor.

Öyle midir acaba?

Yoksa…

Bayramdan bayrama, günden güne mi!

Anayı anladık da, “günü” nereden çıktı?

Bir kere bu günler bizim değildir.

Tanzimat kafası…

Yabancılaşmak  tutkusu…

Çağdaşlık dediler mi akan sular duruyor.

Geleni gideni sorgulamaya gerek görmüyoruz.

İpin ucunu iyice kaçırdık.

Kendimize ait olan milli, yerli neyimiz kaldı?

Analarımızı babalarımızı karneye bağladık.

Günü gelecek ki hatırlayacağız.

Bir de nikâhsız birleşmeleri kutsayan “sevgilikler günü” var..

Bekârlık sultanlık!

Nasıl olsa bekâr evlerinde ihtiyaç yeterli,

aile kurup da çoluk çocuğa karışmaya gerek kalmıyor…

….

Gavurluğa doğru yol alan tam bir asimilasyon.

Anneler günü hangi delikten mi çıktı?

Ta 1907 yıllarına ait,  vatanı da West Virginia.

Diğerlerinde olduğu gibi bu da kilise ürünü.

Papazın kutsaması…

Jarvis bir piyasa kadını…

Rahibe olan annesinin ölüm yıl dönümünde kutlanması için kiliseden onay çıkarma hikâyesi.

Senin eli nasırlı ananla, benim çilekeş anamın bu kutlama ile uzaktan yakından alakası yok.

Senenin üç yüz altmış beş günü analarımızın babalarımızın günüdür.

“Yanınızda yaşlanırlar, onlara öf bile demeyin”

Gösteriş meraklısıyız ya…

Sadece 8 Mart gününe ait  albenisi çiçekler.

Desinler, ismi konuşulsun.

Diğer günlerde analar bakım evlerinde.

İşte medeni çağdaş(!) Avrupa, yaşlılarını virüse teslim etti...

Birkaç yıl oluyor…

İstanbul’da dostumuzun yaşlılar yurduna misafir olmuştuk.

Tam da sohbete dalmışken…

Görevli, bir numaralı odada kalan yaşlı kadının öldüğünü söyledi.

İnna lillahi…

Yurdun sahibi  çocuklarından en büyüğüne telefon açarak annesinin vefat ettiğini  haber verdiğinde aldığı  cevap: “Beyefendi benim işim çok, Taner’i ara gelesin cenazeyi alsın.”

Taner’i arıyor, o da ertesi gün erkenden Paris’e seyahate gideceği mazeretini ileri  sürüyor.

O gece sabaha kadar şoke oldum…

“Analar günü  kutlu olsun!”

Ankara’ya döndüğümde aradan bir hafta geçmişti.

Merak ettim yaşlılar yurdunun sahibini aradım.

“Daha gelen giden yok, ceset morgda duruyor, bu hafta sonu belediyeye teslim edeceğim” dedi. Arlandım, utandım, sıkıldım. Bu nasıl evlat! Malını yiyor, cenazesine bile sahip çıkmıyor.

Saygısız, vefasız, ruhsuz…

Anneler günü imiş, yalan dolan sahtekâr…

Bu toplumun içinde yaşıyoruz…

“Cennet anaların ayağı altında.”

Fakat laik eğitim bu ruhu taşıyanı pek de yetiştirmez.

Hem cenneti ne yapacak, onun cenneti mevki makamı.

Ana çırpınır, ana gece yarıları uykusundan feda eder, ana yemez içmez, dokuz ay karnında gezdirir, fakat beyefendi evlenince annesi karısının kaynanası olur.

Artık o ana, karısı izin verirse senede bir sefer şov yapma adına hatırlanır.

Veya hiç hatırlanmaz.

...

Dedim ya, bu toplumun içinde yaşıyoruz.

Anasının babasının mezarına bile gitmeyenler bakarsınız günleri kaçırmaz.

Bir Fatiha yollasa…

Sevabına hayır yapsa…

Yetime, yoksula sadaka verse…

Kutluyormuş, buketini al da başına çal…

Ananın babanın günü mü olurmuş!

Bizim çilekeş anne ve babalarımızın hatırlanması,

bir güne sığacak  kadar cüce bir mesele değildir.

Üç yüz altmış beş gün yüreklerimiz onlar için çarpar.

Huzurlarında hürmetle eğiliriz.

Papazın da kayığına binmeyiz… 

 

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.