Gündem Haber Girişi: 17.11.2021 - 14:07, Güncelleme: 17.11.2021 - 14:07

Akşener'den, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a: Türkiye'nin geleceğinde yoksun

 

Akşener'den, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a: Türkiye'nin geleceğinde yoksun

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında, kendisine yönelik 'ahlak yoksunu' ifadeleri kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yanıt verdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında kendisi hakkında 'Ahlak yoksunu' diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a kürsüden yanıt verdi. Erdoğan'a, "Senin kendine hayrın yok. Elindeki patlak ampulle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun. Madem bizim için teneşiri hazır etmişsin, gel sen ve arkadaşlarının kardeşine birlikte bakalım" diyen Akşener, "Türkiye'nin geleceğinde yerin yok" ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz günlerde yapılan Türk Konseyi Liderler Zirvesi'ni memnuniyetle karşıladıklarını belirten Akşener, iktidara geldiklerinde Türk Dünyası Bakanlığı kuracaklarını söyledi. Akşener'in gündeminde öldürülen Başak Cengiz ve İstanbul Sözleşmesi de vardı. Cengiz'i öldüren Can Göktuğ Boz'un cinayeti savunmasız bulduğu için gerçekleştirdiğine yönelik ifadesini hatırlatan Akşener, bu cesaretin İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasından kaynaklandığını söyledi. Akşener, "İstanbul Sözleşmesi'ni hızla imzalamakla kalmayıp hızla uygulamaya sokacağız. İYİ Parti iktidarında kadınları yaşatacağız" ifadelerini kullandı. Akşener, atanmadığı için inşaat işçiliği yapan çalıştığı inşaatta iş güvenliği tedbirleri alınmadığı için elektrik çarparak yaşamını yitiren Öğretmen Fedai Altun hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Peki sen Erdoğan, bu adaletsiz düzene çanak tutarak Fedai'nin vebalini nasıl ödeyeceksin?" sorusunu sordu. 'KADIN CİNAYETLERİ SOLUĞUMUZU KESMEYE DEVAM EDİYOR' Akşener'in konuşmasından satır başları şu şekilde: "Bundan aylar önce geçtiğimiz 3 Mayıs günü güçlü Türk dünyası ve güçlü Türkiye için 9 ilke ve hedef isimli çalışmamızı paylaşmıştım. İYİ parti olarak konseyin isminin Türk Devletleri İşbirliği Örgütü haline getirilmesi, bir yatırım fonu kurulması, ortak tarih ve coğrafya kitaplarının hazırlanarak tüm okullarımızda okutulmasını, ortak bir televizyon kurulması, ortak bir turizm paketi hazırlanması ve en önemlisi Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de örgüte dahil edilmesi çağrısında bulunmuştuk. 12 Kasım'da toplanan Türk Konseyi Liderler Zirvesi'nde alınan kararlar çerçevesinde bu başlıklar dönük bazı adımlar atılmasını ve bilhassa örgütün Türk Devletleri Teşkilatı adını almasını memnuniyetle karşıladık. Ancak bununla birlikte 2 gün önce kuruluş yıldönümünü kutladığımız KKTC'nin de bu birlik içerisinde yer almasını tarihin ve Türk dünyasının bize yüklediği önemli bir sorumluluk olarak görüyorum. Çünkü inanıyorum ki sadece tek bir tanıma kararı bile Kuzey Kıbrıs Türkleri'ne ışık tutacaktır. Milletimizden yetkiyi aldığımız anda ivedilikle bir Türk Dünyası Bakanlığı kurarak, dağınık ve koordinasyonsuz tüm kurumları tek çatı altında toplayacağız. Ülkemizde artık her gün yaşar olduğumuz kadın cinayetleri soluğumuzu kesmeye devam ediyor. Ülkemizde kadınlar öldüreceklerini bilerek yaşıyorlar. Nerede, ne zaman, kim tarafından, ne sebeple öldürüleceğini düşünerek yaşıyor. Gün ortasında bile yalnız yürümekten korkar halde yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta bir cani genç bir kadını, Başak Cengiz'i aramızdan aldı. Başımız sağ olsun. Eğer o psikopatla karşılaşmamış olsaydı, eğer ülkemizde bir kadını öldürmek bu kadar kolay olmasaydı Başak kızımız şimdi aramızda olabilirdi. Bu cani Başak'ı 'savunmasız' diye hedef alıyor. 'BU KAFA, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'Nİ YIRTIP ATANLARDAN CESARET ALDI' Bu kafa, İstanbul Sözleşmesi'ni yırtıp atanlardan cesaret aldı. Kadınlar kendilerini nerede güvende hissetmeliler? Hiçbir yerde güvenli değiller. Kadınları koruyamıyorsunuz. Zaten zor olan yaşam mücadelesinde kadınları yalnız bıraktınız. Kürsülerden nutuk atmakla olmuyor sayın Erdoğan. 'Bu kadın' diyerek beni tehdit etmekle de olmuyor sayın Erdoğan. Bu zalimlik ne zaman bitecek? Bu ülkede kadınlar ne zaman huzurla yaşayabilecek? İlk önce ruh hastalarının gönlünü hoş eden canilere cesaret veren kadın hakkında abuk subuk konuşan ahlak yoksunu zihniyetten hep birlikte kurtulacağız. Sonrasında gereği düşünüldü denilerek ama düşünülmeden verilen utanç verici kararlara inat İYİ Parti iktidarında gereğini yapacağız. İstanbul Sözleşmesi'ni hızla imzalamakla kalmayıp hızla uygulamaya sokacağız. İYİ Parti iktidarında kadınları yaşatacağız. 'FEDAİ'NİN VEBALİNİ NASIL ÖDEYECEKSİN?' Öğrencilerine kavuşamayan öğretmenlerimizi de kaybediyoruz. Aslında herkes tarafından bilinen bir başka acıya daha şahit olduk. Gencecik yaşında Fedai öğretmenimizi kaybettik. Başımız sağ olsun. Fedai öğretmenimiz hayallerine kavuşabilirdi, KPSS'den aldığı puanla atanabilirdi. Maalesef onu da atanamadığı için çalıştığı inşatta elektriğe kapılarak hayatını kaybeden bir öğretmen olarak anıyoruz. Kendi kızına, oğluna, yeğenine üniversitelerde kadro açanlar siz Fedai'nin giden hayatından hiç mi sorumlu değilsiniz? Peki sen Erdoğan, bu adaletsiz düzene çanak tutarak Fedai'nin vebalini nasıl ödeyeceksin? 'BİTLERE FISILDAYAN ADAMI DURDURABİLENE AŞK OLSUN' Son olarak geçen haftaki grup toplantımızda arkadaşlarının ilçe ziyaretlerimize gönderdiği provokatörler için söylediklerimi nedense üstüne alınmış. Kendisi bana 'ahlak yoksunu' demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip beni ve sizleri tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun. Bu sefer 'bayan' dememiş, 'şu kadın, bu kadın' demiş. Az da olsa ilerleme var. Hanımefendiler yavaş da olsa öğretiyoruz. 'SAYIN ERDOĞAN, SENİN KENDİNE HAYRIN YOK' Sayın Erdoğan unutma bir gün hepimizin suyu ısınacak. Biz Allah'ın emri olan o güne hazırlıklıyız. Düştüğün bu durumda artık sen bizi ahlak konusunda ahkam kesecek durumda değilsin. Senin kendine hayrın yok. Elindeki patlak ampulle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun. Madem bizim için teneşiri hazır etmişsin, gel sen ve arkadaşlarının kardeşine birlikte bakalım. Asıl ahlak yoksunu, gerçek olmadığını bile bile iftira atan troll besleyendir. Asıl ahlak yoksunu, bir yandan dindar pozları takınırken milletin hakkını, hukukunu ayaklar altına alanlardır. Asıl ahlak yoksunu terörist başının mektubunu okutup, kardeşini de devletin televizyonuna çıkaran sonra da önüne geleni terörist ilan edendir. Biz ahlakı şanlı ecdadımızdan öğrendik. 'DOLAR 10.36 KURUŞ OLSA DA YANDAŞLARININ ÖDEMELERİNİ İHMAL ETMEDİ' Sayın Erdoğan bir yandan kürsülerden ahlak tiradları atarken diğer yandan da akıl dışı teorilerini 83 milyonun rızkı ile test ediyor. Şimdiye kadar ki testler başarısız oldu. Kendisi bir kez bile 'hem ekonomiyi batırdım hem de 500 milyon dolarlık uçakla geziyorum böyle olmaz' demedi. Dolar 10.36 kuruş olsa da yandaşlarının ödemelerini yapmayı ihmal etmedi. Asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış, 'Ekonominin kitabını yazdık' diyor. Ekonominin nasıl batırılacağına dair bir kitap yazılmamıştı onu yazmakta sana nasip oldu. Siz öyle şeylerin kitabını yazdınız ki inan kütüphanelere sığmaz ama artık devriniz bitti istesen de istemesen de milletimiz artık mutlu yarınları konuşuyor ve o güzel yarınlarda sen yoksun. Sen ve iktidarın tarih kitaplarındaki keyifsiz bir bölümden başka bir şey olmayacak, bu gerçeği artık kabul et. Milletin kutlu iradesinden gelen, bu kesin kararı inkar ettikçe, hem kendine, hem de ülkemize zarar veriyorsun. Artık, gerçeklerle yüzleşmenin zamanı, geldi de çattı. Senin artık, Türkiye’ye verecek bir şeyin, milletimize edecek tek bir sözün bile kalmadı. 3 yılda, Türk Lirası’nı pul ettin. Faizi ve enflasyonu yeniden hortlattın. Bu saatten sonra çıkıp; “İstikrar için bana oy verin” diyecek hâlin yok. Hiçbir sözünü yerine getirmedin. 'OY İSTEYECEK HALİN YOK' Bu saatten sonra çıkıp; 3600 ek gösterge için, EYT’lilerin dertlerini çözmek için, öğretmen atamaları için, oy isteyecek hâlin yok. Her gün, yeni bir kadın cinayeti işleniyor. Onları koruyacak İstanbul Sözleşmesi’ni, uygulatmayı beceremediğin yetmezmiş gibi, bir de utanmadan, yırtıp attın. Bu saatten sonra çıkıp; kadınları yaşatmak için, oy isteyecek hâlin yok. Türkiye’yi, yolsuzlukta bir dünya markası yaptın. Milletin anasına sövenleri, ihale manyağı ettin. Beş para etmez adamlara, beş maaş bağladın. Bu saatten sonra çıkıp; “Yolsuzluğu bitirmek için, bana oy verin” diyecek hâlin yok. Yargının üzerine çökmek için, yapmadığın kalmadı. Memlekette, haksızlık, hukuksuzluk almış başını gidiyor. Bu saatten sonra çıkıp; “Adalet için bana oy verin.” diyecek halin de yok. İşte, tam da bu nedenle; artık milletinin karşısına çıkıp, hesap verecek yüzün olmadığı için, sıkıştıkça, dönüp bize sarıyorsun. Teşkilatların, dertli esnafın, kapısının önünden geçemediği için, bizim ziyaretlerimize, adam yolluyorsun. Ama olmuyor. Kimse bu rezilliklere prim vermiyor. İşte o nedenle, İYİ Parti, her geçen gün büyürken, sen, tıpış tıpış gidiyorsun. Ez cümle, Sayın Erdoğan; Sen artık, Türkiye’nin geleceğinde yoksun, maalesef henüz farkında değilsin… 'İSTEDİĞİ KADAR TEHDİT ETSİN, YOLUMUZDAN DÖNMEYECEĞİZ' Bizim, artık siyaseten var olmayan bir adamın, fiktif gündemleriyle, kaybedecek zamanımız yok. O, istediği kadar hedef göstersin, biz dün de korkmadık, bugün de korkmayacağız. O, istediği kadar tehdit etsin, biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. O, istediği kötülüğü yapsın, istediği hakareti etsin, istediği iftirayı atsın; biz, milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Partimizi kurduğumuz günden bu yana ısrarla Türkiye'nin büyümesi için kırsal kalkınmanın hayatı önem taşıdığını vurguluyoruz. Tarımdaki çözümlerimizi her fırsatta paylaşıyoruz. Maalesef bizim bütün uyarılarımıza rağmen çiftçimizi görmezden gelen yanlış tarım politikaları ve bakanı ülkemiz için bir kalkınma ve milli güvenlik problemi haline geldi. Konya'nın tarım arazisine eş değer bir alanı kaybettik. Tarımdaki kadın istihdamı 4'te 1 oranında azaldı. Tarımın milli gelire katkısı düştü. Litresi 1.1 lira olan mazot 8 katına çıktı. Süt ve besi yeminin kilosu 6 katına çıktı. Bir de bütün akarsu ve derelere HES yapılmasına müsaade edildiği için çiftçimizin tarlasını sulaması baraj sahibinin insafına kaldı. Bütün bu anlattığım trajik tabloya, sadece bakmakla yetinen, Tarım Bakanı ise, saçma sapan açıklamalarına devam etti. Adeta, bir fıkranın yardımcı karakteri izlenimi veren, Sayın Bakan, daha çiftçiyle, yetiştirici ve besicinin, aynı şey olduğunu bile bilmiyor. Çünkü eğer bilseydi, “Zarar eden hiç çiftçimiz yok, ancak duruma göre, fiyatlarda iniş çıkışlar yaşayan, yetiştirici ve besicilerimiz var” demezdi. Ya da çiftçimize, “Önümüzdeki dönem kepek ekin.” evet, yanlış duymadınız, “kepek ekin” demezdi. Buradan kendisine sormak istiyorum: Söyler misiniz Sayın Bakan, ektiğiniz kepekleri, ne zaman biçiyorsunuz acaba?... Eğer kepeklerinizi hasat ettiyseniz, çiftçilerimize de bir an önce dağıtın. Çünkü memleketimizin her yanında, inek kesimleri son sürat devam ediyor. Aziz milletim şimdi biraz geriye gidelim 1913'te Mustafa Kemal Atatürk, Sofya'da, genelde diplomatik misyonun gittiği bir pastanede kahvaltı yaparken içeriye bir köylü girer. Köylü bohçasını masaya bırakır ve oturur. Bir garson gelir. Köylü süt ve kek ister. Garson ise köylüye, 'Burası senin yerin değil alamam' seni diyerek pastaneden çıkarmaya çalışır. Köylü itiraz eder. Ardından bir kaç garson daha gelerek dışarıya çıkarmaya çalışır. sonunda köylü bağırarak, 'Senin sattığın sütü ben üretiyorum. Senin sattığın pastanın, böreğin ununu ben üretiyorum. Peynirini, yoğurdunu ben üretiyorum. Sen benim ürettiklerimi bana vermiyorsun öyle mi? Hayır, çıkmıyorum. Kahvaltımı burada yapacağım' der. Herkes sus pus olur. Köylünün istedikleri getirilir, kahvaltısını yapar. Bir miktar parayı masaya fırlatır gider. Tüm bu olanları izleyen Atatürk defterine şu notu düşer: Bir gün benim köylümde bu köylü gibi olursa millet olduk demektir. O gün defterine 'Köylü milletin efendisidir' diye yazar. Atatürk milletinin muassır medeniyetler seviyesine gelmek istiyordu. Fakat koşullar zorluydu. Böyle bir dönemde henüz genç bir ziraat mühendisi olan Tahsin Bey'i çağırır. Birlikte bataklık, sinek ve hayvan leşlerinin olduğu kötü bir yere giderler. Tahsin Bey'in, 'Paşam, hayrola' sorusu üzerine Atatürk, 'Buraya bir çiftlik yapmak istiyorum' der. Tahsin Bey, 'Paşam, buranın ıslahı ya paranızı ya da zamanınızı bitirir. Neden verimli topraklar varken burayı tercih ettiniz' diye sorunca Atatürk, 'Ben zor olanı yapayım da siz arkamdan nasıl olsa kolaylarını yaparsınız' cevabını verir. Sonrasında Tahsin Bey orada bir şey yetişmeyeceğine dair bir rapor sunar. Atatürk raporu okur ve belgenin altına 'Burası vatan toprağıdır, kaderine terk edilemez' diye yazar. Atatürk bu düşünceler içerisinde Gazi Orman Çiftliği'ni kurdu. İYİ Parti olarak biz Atatürk'ümüzün mirasına, köylerimiz için hayal ettiği sosyo kültürel gelişim fikrine, onun toprak, ağaç sevgisine sahip çıkmak için Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi projemizi hazırladık. 'BİZ ONUN MERTLİKLERİNİ SARAYA KAPANDIKLARINDA GÖRDÜK' Bugün mertlikten, sadakatten, dürüstlükten, vicdandan ve ahlaktan dem vuranların gerçekte ne olup, ne olmadıklarını en iyi biz biliyoruz. Biz onun mertliklerini, memleketin sesinden, milletin gerçeklerinden kaçıp Saraya kapandıklarında gördük. Biz onların milletimize olan sadakatini saray danışmanlarına 5-10 maaş verirken, gençlerimizin işsiz ve çaresiz gezmesine göz yumduklarında gördük. Yandaşlarını ranta doyururken, emekliyi, çiftçiyi, esnafı borca boğduklarında gördük. Biz onların dürüstlüğünü koltuklarını kaybetme korkusuyla sığındıkları iftiralarda milletimizi kandırmak için anlattıkları masallarda gördük. Biz onların vicdanını evi yanan çaresiz vatandaşa çay fırlatırken, yurtsuz bıraktıkları gençleri 'terörist' ilan ettiklerinde gördük. Bu gerçeği milletimiz de görüyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında, kendisine yönelik 'ahlak yoksunu' ifadeleri kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yanıt verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında kendisi hakkında 'Ahlak yoksunu' diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a kürsüden yanıt verdi. Erdoğan'a, "Senin kendine hayrın yok. Elindeki patlak ampulle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun. Madem bizim için teneşiri hazır etmişsin, gel sen ve arkadaşlarının kardeşine birlikte bakalım" diyen Akşener, "Türkiye'nin geleceğinde yerin yok" ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde yapılan Türk Konseyi Liderler Zirvesi'ni memnuniyetle karşıladıklarını belirten Akşener, iktidara geldiklerinde Türk Dünyası Bakanlığı kuracaklarını söyledi.

Akşener'in gündeminde öldürülen Başak Cengiz ve İstanbul Sözleşmesi de vardı. Cengiz'i öldüren Can Göktuğ Boz'un cinayeti savunmasız bulduğu için gerçekleştirdiğine yönelik ifadesini hatırlatan Akşener, bu cesaretin İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasından kaynaklandığını söyledi. Akşener, "İstanbul Sözleşmesi'ni hızla imzalamakla kalmayıp hızla uygulamaya sokacağız. İYİ Parti iktidarında kadınları yaşatacağız" ifadelerini kullandı.

Akşener, atanmadığı için inşaat işçiliği yapan çalıştığı inşaatta iş güvenliği tedbirleri alınmadığı için elektrik çarparak yaşamını yitiren Öğretmen Fedai Altun hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Peki sen Erdoğan, bu adaletsiz düzene çanak tutarak Fedai'nin vebalini nasıl ödeyeceksin?" sorusunu sordu.

'KADIN CİNAYETLERİ SOLUĞUMUZU KESMEYE DEVAM EDİYOR'

Akşener'in konuşmasından satır başları şu şekilde:

"Bundan aylar önce geçtiğimiz 3 Mayıs günü güçlü Türk dünyası ve güçlü Türkiye için 9 ilke ve hedef isimli çalışmamızı paylaşmıştım. İYİ parti olarak konseyin isminin Türk Devletleri İşbirliği Örgütü haline getirilmesi, bir yatırım fonu kurulması, ortak tarih ve coğrafya kitaplarının hazırlanarak tüm okullarımızda okutulmasını, ortak bir televizyon kurulması, ortak bir turizm paketi hazırlanması ve en önemlisi Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de örgüte dahil edilmesi çağrısında bulunmuştuk. 12 Kasım'da toplanan Türk Konseyi Liderler Zirvesi'nde alınan kararlar çerçevesinde bu başlıklar dönük bazı adımlar atılmasını ve bilhassa örgütün Türk Devletleri Teşkilatı adını almasını memnuniyetle karşıladık. Ancak bununla birlikte 2 gün önce kuruluş yıldönümünü kutladığımız KKTC'nin de bu birlik içerisinde yer almasını tarihin ve Türk dünyasının bize yüklediği önemli bir sorumluluk olarak görüyorum. Çünkü inanıyorum ki sadece tek bir tanıma kararı bile Kuzey Kıbrıs Türkleri'ne ışık tutacaktır.

Milletimizden yetkiyi aldığımız anda ivedilikle bir Türk Dünyası Bakanlığı kurarak, dağınık ve koordinasyonsuz tüm kurumları tek çatı altında toplayacağız.

Ülkemizde artık her gün yaşar olduğumuz kadın cinayetleri soluğumuzu kesmeye devam ediyor. Ülkemizde kadınlar öldüreceklerini bilerek yaşıyorlar. Nerede, ne zaman, kim tarafından, ne sebeple öldürüleceğini düşünerek yaşıyor. Gün ortasında bile yalnız yürümekten korkar halde yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta bir cani genç bir kadını, Başak Cengiz'i aramızdan aldı. Başımız sağ olsun. Eğer o psikopatla karşılaşmamış olsaydı, eğer ülkemizde bir kadını öldürmek bu kadar kolay olmasaydı Başak kızımız şimdi aramızda olabilirdi. Bu cani Başak'ı 'savunmasız' diye hedef alıyor.

'BU KAFA, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'Nİ YIRTIP ATANLARDAN CESARET ALDI'

Bu kafa, İstanbul Sözleşmesi'ni yırtıp atanlardan cesaret aldı. Kadınlar kendilerini nerede güvende hissetmeliler? Hiçbir yerde güvenli değiller. Kadınları koruyamıyorsunuz. Zaten zor olan yaşam mücadelesinde kadınları yalnız bıraktınız. Kürsülerden nutuk atmakla olmuyor sayın Erdoğan. 'Bu kadın' diyerek beni tehdit etmekle de olmuyor sayın Erdoğan. Bu zalimlik ne zaman bitecek? Bu ülkede kadınlar ne zaman huzurla yaşayabilecek? İlk önce ruh hastalarının gönlünü hoş eden canilere cesaret veren kadın hakkında abuk subuk konuşan ahlak yoksunu zihniyetten hep birlikte kurtulacağız. Sonrasında gereği düşünüldü denilerek ama düşünülmeden verilen utanç verici kararlara inat İYİ Parti iktidarında gereğini yapacağız. İstanbul Sözleşmesi'ni hızla imzalamakla kalmayıp hızla uygulamaya sokacağız. İYİ Parti iktidarında kadınları yaşatacağız.

'FEDAİ'NİN VEBALİNİ NASIL ÖDEYECEKSİN?'

Öğrencilerine kavuşamayan öğretmenlerimizi de kaybediyoruz. Aslında herkes tarafından bilinen bir başka acıya daha şahit olduk. Gencecik yaşında Fedai öğretmenimizi kaybettik. Başımız sağ olsun. Fedai öğretmenimiz hayallerine kavuşabilirdi, KPSS'den aldığı puanla atanabilirdi. Maalesef onu da atanamadığı için çalıştığı inşatta elektriğe kapılarak hayatını kaybeden bir öğretmen olarak anıyoruz. Kendi kızına, oğluna, yeğenine üniversitelerde kadro açanlar siz Fedai'nin giden hayatından hiç mi sorumlu değilsiniz? Peki sen Erdoğan, bu adaletsiz düzene çanak tutarak Fedai'nin vebalini nasıl ödeyeceksin?

'BİTLERE FISILDAYAN ADAMI DURDURABİLENE AŞK OLSUN'

Son olarak geçen haftaki grup toplantımızda arkadaşlarının ilçe ziyaretlerimize gönderdiği provokatörler için söylediklerimi nedense üstüne alınmış. Kendisi bana 'ahlak yoksunu' demişti. Hızını alamayıp dün de artık suyumuzun kaynadığını söyleyip beni ve sizleri tehdit etti. Bitlere fısıldayan adamı durdurabilene aşk olsun. Bu sefer 'bayan' dememiş, 'şu kadın, bu kadın' demiş. Az da olsa ilerleme var. Hanımefendiler yavaş da olsa öğretiyoruz.

'SAYIN ERDOĞAN, SENİN KENDİNE HAYRIN YOK'

Sayın Erdoğan unutma bir gün hepimizin suyu ısınacak. Biz Allah'ın emri olan o güne hazırlıklıyız. Düştüğün bu durumda artık sen bizi ahlak konusunda ahkam kesecek durumda değilsin. Senin kendine hayrın yok. Elindeki patlak ampulle aklın sıra güneşi aydınlatmaya çalışıyorsun. Madem bizim için teneşiri hazır etmişsin, gel sen ve arkadaşlarının kardeşine birlikte bakalım.

Asıl ahlak yoksunu, gerçek olmadığını bile bile iftira atan troll besleyendir. Asıl ahlak yoksunu, bir yandan dindar pozları takınırken milletin hakkını, hukukunu ayaklar altına alanlardır. Asıl ahlak yoksunu terörist başının mektubunu okutup, kardeşini de devletin televizyonuna çıkaran sonra da önüne geleni terörist ilan edendir. Biz ahlakı şanlı ecdadımızdan öğrendik.

'DOLAR 10.36 KURUŞ OLSA DA YANDAŞLARININ ÖDEMELERİNİ İHMAL ETMEDİ'

Sayın Erdoğan bir yandan kürsülerden ahlak tiradları atarken diğer yandan da akıl dışı teorilerini 83 milyonun rızkı ile test ediyor. Şimdiye kadar ki testler başarısız oldu. Kendisi bir kez bile 'hem ekonomiyi batırdım hem de 500 milyon dolarlık uçakla geziyorum böyle olmaz' demedi. Dolar 10.36 kuruş olsa da yandaşlarının ödemelerini yapmayı ihmal etmedi.

Asrın hatası sayın Erdoğan şimdi de şuursuzca çıkmış, 'Ekonominin kitabını yazdık' diyor. Ekonominin nasıl batırılacağına dair bir kitap yazılmamıştı onu yazmakta sana nasip oldu. Siz öyle şeylerin kitabını yazdınız ki inan kütüphanelere sığmaz ama artık devriniz bitti istesen de istemesen de milletimiz artık mutlu yarınları konuşuyor ve o güzel yarınlarda sen yoksun. Sen ve iktidarın tarih kitaplarındaki keyifsiz bir bölümden başka bir şey olmayacak, bu gerçeği artık kabul et.

Milletin kutlu iradesinden gelen, bu kesin kararı inkar ettikçe, hem kendine, hem de ülkemize zarar veriyorsun. Artık, gerçeklerle yüzleşmenin zamanı, geldi de çattı. Senin artık, Türkiye’ye verecek bir şeyin, milletimize edecek tek bir sözün bile kalmadı. 3 yılda, Türk Lirası’nı pul ettin. Faizi ve enflasyonu yeniden hortlattın. Bu saatten sonra çıkıp; “İstikrar için bana oy verin” diyecek hâlin yok. Hiçbir sözünü yerine getirmedin.

'OY İSTEYECEK HALİN YOK'

Bu saatten sonra çıkıp; 3600 ek gösterge için, EYT’lilerin dertlerini çözmek için, öğretmen atamaları için, oy isteyecek hâlin yok. Her gün, yeni bir kadın cinayeti işleniyor. Onları koruyacak İstanbul Sözleşmesi’ni, uygulatmayı beceremediğin yetmezmiş gibi, bir de utanmadan, yırtıp attın. Bu saatten sonra çıkıp; kadınları yaşatmak için, oy isteyecek hâlin yok. Türkiye’yi, yolsuzlukta bir dünya markası yaptın. Milletin anasına sövenleri, ihale manyağı ettin. Beş para etmez adamlara, beş maaş bağladın. Bu saatten sonra çıkıp; “Yolsuzluğu bitirmek için, bana oy verin” diyecek hâlin yok. Yargının üzerine çökmek için, yapmadığın kalmadı. Memlekette, haksızlık, hukuksuzluk almış başını gidiyor. Bu saatten sonra çıkıp; “Adalet için bana oy verin.” diyecek halin de yok. İşte, tam da bu nedenle; artık milletinin karşısına çıkıp, hesap verecek yüzün olmadığı için, sıkıştıkça, dönüp bize sarıyorsun. Teşkilatların, dertli esnafın, kapısının önünden geçemediği için, bizim ziyaretlerimize, adam yolluyorsun. Ama olmuyor. Kimse bu rezilliklere prim vermiyor. İşte o nedenle, İYİ Parti, her geçen gün büyürken, sen, tıpış tıpış gidiyorsun. Ez cümle, Sayın Erdoğan; Sen artık, Türkiye’nin geleceğinde yoksun, maalesef henüz farkında değilsin…

'İSTEDİĞİ KADAR TEHDİT ETSİN, YOLUMUZDAN DÖNMEYECEĞİZ'

Bizim, artık siyaseten var olmayan bir adamın, fiktif gündemleriyle, kaybedecek zamanımız yok. O, istediği kadar hedef göstersin, biz dün de korkmadık, bugün de korkmayacağız. O, istediği kadar tehdit etsin, biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. O, istediği kötülüğü yapsın, istediği hakareti etsin, istediği iftirayı atsın; biz, milletimizle buluşmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Partimizi kurduğumuz günden bu yana ısrarla Türkiye'nin büyümesi için kırsal kalkınmanın hayatı önem taşıdığını vurguluyoruz. Tarımdaki çözümlerimizi her fırsatta paylaşıyoruz. Maalesef bizim bütün uyarılarımıza rağmen çiftçimizi görmezden gelen yanlış tarım politikaları ve bakanı ülkemiz için bir kalkınma ve milli güvenlik problemi haline geldi.

Konya'nın tarım arazisine eş değer bir alanı kaybettik. Tarımdaki kadın istihdamı 4'te 1 oranında azaldı. Tarımın milli gelire katkısı düştü. Litresi 1.1 lira olan mazot 8 katına çıktı. Süt ve besi yeminin kilosu 6 katına çıktı. Bir de bütün akarsu ve derelere HES yapılmasına müsaade edildiği için çiftçimizin tarlasını sulaması baraj sahibinin insafına kaldı.

Bütün bu anlattığım trajik tabloya, sadece bakmakla yetinen, Tarım Bakanı ise, saçma sapan açıklamalarına devam etti. Adeta, bir fıkranın yardımcı karakteri izlenimi veren, Sayın Bakan, daha çiftçiyle, yetiştirici ve besicinin, aynı şey olduğunu bile bilmiyor. Çünkü eğer bilseydi, “Zarar eden hiç çiftçimiz yok, ancak duruma göre, fiyatlarda iniş çıkışlar yaşayan, yetiştirici ve besicilerimiz var” demezdi. Ya da çiftçimize, “Önümüzdeki dönem kepek ekin.” evet, yanlış duymadınız, “kepek ekin” demezdi. Buradan kendisine sormak istiyorum: Söyler misiniz Sayın Bakan, ektiğiniz kepekleri, ne zaman biçiyorsunuz acaba?... Eğer kepeklerinizi hasat ettiyseniz, çiftçilerimize de bir an önce dağıtın. Çünkü memleketimizin her yanında, inek kesimleri son sürat devam ediyor.

Aziz milletim şimdi biraz geriye gidelim 1913'te Mustafa Kemal Atatürk, Sofya'da, genelde diplomatik misyonun gittiği bir pastanede kahvaltı yaparken içeriye bir köylü girer. Köylü bohçasını masaya bırakır ve oturur. Bir garson gelir. Köylü süt ve kek ister. Garson ise köylüye, 'Burası senin yerin değil alamam' seni diyerek pastaneden çıkarmaya çalışır. Köylü itiraz eder. Ardından bir kaç garson daha gelerek dışarıya çıkarmaya çalışır. sonunda köylü bağırarak, 'Senin sattığın sütü ben üretiyorum. Senin sattığın pastanın, böreğin ununu ben üretiyorum. Peynirini, yoğurdunu ben üretiyorum. Sen benim ürettiklerimi bana vermiyorsun öyle mi? Hayır, çıkmıyorum. Kahvaltımı burada yapacağım' der. Herkes sus pus olur. Köylünün istedikleri getirilir, kahvaltısını yapar. Bir miktar parayı masaya fırlatır gider. Tüm bu olanları izleyen Atatürk defterine şu notu düşer: Bir gün benim köylümde bu köylü gibi olursa millet olduk demektir. O gün defterine 'Köylü milletin efendisidir' diye yazar.

Atatürk milletinin muassır medeniyetler seviyesine gelmek istiyordu. Fakat koşullar zorluydu. Böyle bir dönemde henüz genç bir ziraat mühendisi olan Tahsin Bey'i çağırır. Birlikte bataklık, sinek ve hayvan leşlerinin olduğu kötü bir yere giderler. Tahsin Bey'in, 'Paşam, hayrola' sorusu üzerine Atatürk, 'Buraya bir çiftlik yapmak istiyorum' der. Tahsin Bey, 'Paşam, buranın ıslahı ya paranızı ya da zamanınızı bitirir. Neden verimli topraklar varken burayı tercih ettiniz' diye sorunca Atatürk, 'Ben zor olanı yapayım da siz arkamdan nasıl olsa kolaylarını yaparsınız' cevabını verir. Sonrasında Tahsin Bey orada bir şey yetişmeyeceğine dair bir rapor sunar. Atatürk raporu okur ve belgenin altına 'Burası vatan toprağıdır, kaderine terk edilemez' diye yazar. Atatürk bu düşünceler içerisinde Gazi Orman Çiftliği'ni kurdu.

İYİ Parti olarak biz Atatürk'ümüzün mirasına, köylerimiz için hayal ettiği sosyo kültürel gelişim fikrine, onun toprak, ağaç sevgisine sahip çıkmak için Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Akademisi projemizi hazırladık.

'BİZ ONUN MERTLİKLERİNİ SARAYA KAPANDIKLARINDA GÖRDÜK'

Bugün mertlikten, sadakatten, dürüstlükten, vicdandan ve ahlaktan dem vuranların gerçekte ne olup, ne olmadıklarını en iyi biz biliyoruz. Biz onun mertliklerini, memleketin sesinden, milletin gerçeklerinden kaçıp Saraya kapandıklarında gördük. Biz onların milletimize olan sadakatini saray danışmanlarına 5-10 maaş verirken, gençlerimizin işsiz ve çaresiz gezmesine göz yumduklarında gördük. Yandaşlarını ranta doyururken, emekliyi, çiftçiyi, esnafı borca boğduklarında gördük. Biz onların dürüstlüğünü koltuklarını kaybetme korkusuyla sığındıkları iftiralarda milletimizi kandırmak için anlattıkları masallarda gördük. Biz onların vicdanını evi yanan çaresiz vatandaşa çay fırlatırken, yurtsuz bıraktıkları gençleri 'terörist' ilan ettiklerinde gördük. Bu gerçeği milletimiz de görüyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.