google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Sene 2017…

 4 sene önce bu zamanlar.

Aydınlık Gazetesi’nde köşe yazarıyım.

Yaşım da 17.

O günlerde yeni anayasa kisvesi altında yaşananları korkuyla izliyorum ve kalemimi çevirirken tüm benliğimle yanılıyor olmayı diliyorum.

Dün gibi…

Köşe yazarları, yazılarıyla tarihe not düşerek olup biten hakkında kendilerince bir hüküm verirler ve günün sonunda bu hükmün doğruluğunu en kadım yargıç olan tarih tayin eder.

Bu ülkenin en karanlık günlerinde not düşme ve kendimce bir hüküm verme şansına sahiptim.

Yanılmaktan hiç korkmadım, yanıldığımda özür dilemeyi bildim.

Yanılmayı, hükmümün yanlış olmasını dilerdim ama öyle olmadı.

Tarih, beni ve benim gibi düşünenleri doğruladı.

İleride korkuyla hatırlanacak o günlerde tarihe not düşecek şansım olduğu için ve 4 sene sonra yazdıklarım doğrulandığı için ne kadar mutluysam; memleketim adına o kadar üzgünüm.

Çok üzgünüm, çok !

Tarih beni doğruladı ve 4 sene sonra bugün şimdi yeni bir anayasa teranesiyle karşı karşıyayız.

4 Sene önce ekranlar karanlıktı, bu ülkeyi yönetenler kendi halkından köşe bucak kaçarak anayasa yazıyordu.

Tam bu zamanlarda da demokrasimize darbe yapılıyordu. Anayasa, halkından kaçırılıyordu !

O günleri hatırlatmak, yeni anayasa tartışmalarının yaşandığı 2021’de o günlerdeyazdıklarımı buluşturmak istiyorum sizlere yine ve yeniden.

4 Sene evvelinden, 16 Ocak 2017’den bir yazıyı sunuyorum sizlere ve bir kez daha yineliyorum;

AKP Zaman Makinesi bulmuş da haberimiz yokmuş !

Dönülmesi hayli zor bir yol

Türkiye Cumhuriyeti olarak çok önemli bir süreçteyiz. Belki de bu süreçte vereceğimiz kararla birlikte dönülmesi hayli zor bir yola girmiş olacağız. Haberiniz olmayabilir, zinhar size “Neden takip etmiyorsunuz ülkenizde olanları!” diye laf söylemeye haddim yok. Çünkü görüşülen yeni Anayasa ve bununla doğan Başkanlık Sistemi tartışmaları halktan saklanarak bir telaş, acele ve hırs içinde gerçekleştiriliyor. Ve böylesine hayati bir konu üzerinde müzakereler yürütülürken devletin Meclis Televizyonunun yayını kesilmiş durumda. Bunun akla, mantığa ve vicdana dayandırılacak ne izahı ne de açıklaması vardır. Açıkça niyet halkı uyandırmadan , bilgilendirmeden zincir vurulmuş kapılar ardında yarım yamalak hazırlanmış maddelerle meşrulaştırımış bir tek adam yaratmaktır.

Önerilen değişikliklerle doğacak olan sonuçlar, değişikliği öneren yetkililer tarafından da hiçbir platformda açıkça ilan edilmedi. Vatandaşların akıllarında bulunan sorulara hiçbir yetkili yanıt vermedi. Bu sadece bu samimiyetsiz teklifin karşısında duran kesime değil, Türk halkının tümüne karşı yapılan bir saygısızlıktır. “Oyu verin de gerisine salça olmayın!” anlayışını tüm dünya yakın tarihte Adolf Hitler vesilesiyle kan dökerek, acıyla, ıstırapla öğrenmiş oldu. Bu oportünist anlayış giderek daha da ürkütücü bir hal alıyor. Yeni Anayasa olarak kabul edilmesi dayatılan öneriye göz atma fırsatı bulduysanız ne kadar amatörce hazırlanmış bir taslak olduğunu göreceksiniz. Yanlış kelimeler, eksik ifadeler, yanlış yerde kullanılmış terimler gibi basit hataların göze çarptığı profesyonelliğe ters bir kavşakta bulunan bu metinin üzerinde tartışmalar yürütülmesi hatadır. Fiyaskodur.

Megolaman

Bugün tek adam sempatizanları Mustafa Kemal Atatürk’ün demokrasi anlayışıyla dikta sisteminin çok da farklı olmadığı savını savunarak destek görmeyi umut ediyorlar. Buradan basit bir sonuç çıkartabiliriz. Bu sempatizan stepneler maalesef Atatürk’ü hiç kavrayamamış. Hatta az buçuk bile araştırmamış. Atatürk’ün demokrasi anlayışı, Kurtuluş Savaşı süregelirken işgal güçlerinin zorla kapattığı meclisi Türk ulusunun varlığını yedi düvele kanıtlamak için hiç tereddüt etmeden yeniden kurmaktır.

Atatürk’ün demokrasi anlayışı, meseleleri mebuslarla tartışıp kararları sulh içinde mutabakatla almaktır. Atatürk’ün demokrasi anlayışı her ne olursa olsun halkın ve meclisin kararlarını saygıyla kabul etmek o doğrultuda çalışmalar yürütmektir. Şimdi dayatılan sistem diyor ki Meclis’te 600 tane mebus sadece otursun. Arada çıkıp konuşsunlar atraksiyon olsun, renk olsun. Kavgaya da tutuşsunlar eğlenceli oluyor ama sakın bir karar vermesinler. Asla görmesinler, duymasınlar ve sorgulamasınlar. Atatürk’ün Türk Halkının egemenliği sağlansın diye kurduğu TBMM’nin yetkileri ilga edilerek, demokrasinin ana damarı kesilmek isteniyor.

Üzerinde tutanak tutulacak kağıt bulunamazken TBMM’den, demokrasiden ve milli egemenlikten, istiklal türküsünden vazgeçmeyen Atatürk’ün demokrasi anlayışına benzemez bu dayatmanın hizmet ettiği megaloman anlayış.

II. ABDÜLHAMİD’İ SINIRLANDIRDIK

Bir değişiklik yapılacaksa bu değişiklik Türkiye’nin yerleşik demokratik kültürünü daha da kuvvetlendirecek, parlamenter sistemi daha şeffaf ve daha adil bir konuma getirecek değişiklik olmalıdır. Bunun gerekliliği zaten bir çok kez dile getirildi. Böyle bir değişiklik yapalım fikri ortaya atıldığı zaman daha önceki 17 Anayasa değişikliğindeki gibi ortak karar, ortak hareket, ortak gaye bilinci herkes tarafından benimsenir kimsenin kuşkusu olmasın. Yeni Anayasa’nın bizi İsmet İnönü dönemine götüreceğinden bahseden var. Çokça yanılıyorlar 1800’de biz II. Abdülhamid’e “Senin de bağlı olmak zorunda olduğun kurallar olmalı” dedik, sen geç biraz yerine otur dedik, yetkilerini sınırlandırdık. 2017’de ise bir adama denetlenememe, istediği her türlü şeyi kontrol etme hakkı tanıyoruz. Yargıdan, sağlığa, eğitimden, maliyeye....

Biz öyle 30-40 yıl geriye gitmiyoruz 1800’lere dönüyoruz.

Aynı zamanda bilimsel gerçeklik olarak insanın aklına yatmayan lakin pek çok insanında hayallerini süsleyen büyük bir buluşa imzamızı da atıyoruz: Efendim baksanıza, zaman makinesini iktidar partisi bulmuş da haberimiz yokmuş!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.