Gündem Haber Girişi: 08.10.2021 - 08:37, Güncelleme: 08.10.2021 - 08:37

Ahmet Davutoğlu Habertürk TV'de AK Parti'nin seçim planına dikkat çekti

 

Ahmet Davutoğlu Habertürk TV'de AK Parti'nin seçim planına dikkat çekti

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk TV'de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Davutoğlu, AK Parti'nin seçim planıyla ilgili dikkat çeken bir tespit yaptı. Davutoğlu, "Bugünkü iktidarın hesabı şu, öyle bir seçim düzenlemesi yapayım ki siyasi iktidarı sağlıyor gözüksün ama temsilde adaleti hiç sağlamasın, biz çok temsil edilelim, diğer partiler temsil edilmesin. Burada da matematik yapmaya çalışıyorlar." dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk Televizyonunda Nihal Bengisu Karaca, Muharrem Sarıkaya, Nagehan Alçı ve Serap Belet'in sorularını yanıtladı. Davutoğlu, "Ben matematiği çok önemserim ama matematiksel mühendisliğin geçerli olmadığı tek yer siyasettir. Siyaset psikolojilerin, süreçlerin yönetimidir. Hangi düzenlemeyi yaparlarsa yapsınlar, biz o düzenlemeleri aşarak iktidara doğru yürüyeceğiz, onlarsa o düzenlemelerin altında kalacaklar." açıklaması yaptı. Davutoğlu'nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: "TÜM MUHALEFET PARTİLERİYLE GÖRÜŞÜYORUZ" "Arkadaşlarıma 'Siyasetin Nevruz'u 1 Ekim'dir' dedim. Siyaset önümüzdeki 10 yılı belirleyecek kadar hareketli olacaktır. Bu hareket içinde bizim Gelecek Partisi'ni kurduktan sonra tempolu yürüyüşümüz devam ediyor. Bütün muhalefet partileriyle görüşüyoruz. Sayın Akşener misafirimizdi, geçen hafta sayın Karamollaoğlu misafirimiz olmuştu. 1 Ekim itibariyle iktidarın bazı hamleleri olacağı bekleniyordu. Siyasi mühendislik hamleleri, sosyal medya düzenlemesi bekleniyordu. Dün sayın Akşener geldiğinde parlamenter sistemi görüştük. Parlamenter sistemle ilgili Türk siyasetinde ilk kapsamlı, çerçeveli açıklamayı geçen sene 9 Kasım 2020'de Gelecek Partisi olarak yaptık. "DİYALOG, İŞBİRLİĞİ, İTTİFAK" Sayın Akşener ve Kılıçdaroğlu da ifade etti. En kapsamlı parlamenter sistem çalışmasının bizim tarafımızdan yapıldığını kadirşinaslıkla ifade etti. Sayın Kılıçdaroğlu ve Akşener'e teşekkür ediyorum. Sayın Akşener 26 Mayıs'ta açıklamış olduğu çalışmayı getirdiler. Karşılıklı görüşülecek. Üç tür ilişki tasavvur ediyoruz. Sistematik bir şekilde. Diyalog, işbirliği, ittifak. Bu üçü ayrı şeyler. Diyalog konusunda kapımız kimseye kapalı değil. Bütün partilerden, sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Bahçeli'den de randevu istedim. Bize en ağır hakaretlerde de bulunsalar, memleket meselesi varsa ben Hz. Mevlana'nın torunuyum, kimseye git demem. Kimseye önyargılı bakmaksızın görüşürüz. İşbirliği ise ilkeseldir. Parlamenter Sistem ilkesel olarak bu 6 partinin anlaştığı konudur. 6 parti bu konuda mutabakat halinde. Türkiye tek başına kişiselleştirilmiş bir Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'yle değil kurumsallaşmış bir Parlamenter Sistem ile yönetilmeli konusunda anlaşıyoruz. Başka partilerle de çalışma yapıp açıklama yapmayı planlıyoruz. İttifak ise farklı bir şey. Bir seçimle ilgili kader birliği yapmaktır. Parlamenter Sistem ile ilgili işbirliği bir ittifak asla değil. "DÜZENLEME YAPAR, ALTINDA BOĞULURSUNUZ" Bir, temsilde adalet, iki, siyasette istikrar. Bu iki hususu gerçekleştiren her seçim yasası faydalıdır. Bugünkü iktidarın hesabı, öyle bir seçim düzenlemesi yapalım ki siyasi istikrarı sağlıyor gibi olsun ama temsilde adaleti sağlamasın. Biz temsil ederim, diğer partiler temsil edilmesin. Burada bir matematik yapmaya çalışıyorlar. Matematiksel mühendisliğin geçerli olmadığı yer siyasettir. Öyle bir hesap yaparsınız ki, statik bir varsayımda bulunur, düzenleme yapar ama altında boğulursunuz. Önce dereyi görelim sonra paçayı sıvarız. Siyasi parti kurmuşsam, bir siyasi ekibi harekete geçirmişsem, 'Gelin demokrasiyi, devleti ayağa kaldıracağız' diye çıkmışsam, arkadaşlarımla birlikte hedefim Türkiye'yi tek başına yönetme iddiasıdır. Ama tablo ne şekilde tecelli ederse memleket hizmetinden asla kaçmam." "CUMHURBAŞKANI SORUMLU DEĞİL AMA YETKİLİ" 6 partinin istişaresi devam ediyor, bir deklarasyon yapılmadı. Ortada şu anda ortak açıklaması var. Partilerin görüşleri var. Çerçeve belli, Parlamenter Sistem. Sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Bahçeli milleti korkutmak için 'Eskiye mi gideceksiniz' diyor, asla geriye gidilmez. 12 Eylül sonrası ortaya çıkan çarpık bir sistem. Ceremesini Başbakan olarak ben çektim. Bir genel müdür yardımcısını atamak için seçilmiş başbakan ve cumhurbaşkanının çatışma alanını doğurdu. Cumhurbaşkanlığı hesap verecekse o zaman yetki vereceksiniz. Cumhurbaşkanı sorumlu değil ama yetkili. Parlamenter sistemin doğasında sembolik, yetkisiz ama sorumlu tutulmayan bir cumhurbaşkanı makamı vardı. Almanya, İngiltere ve birçok yerde böyledir. Parlamenter sisteminde tüm yetkiler Başbakanlık makamında olmalı. Dolayısıyla hesap vermesi gereken, sorumlu da Başbakan olmadı. Cumhurbaşkanı makamı bütün toplumun temsili, vicdani ve psikolojik, moral bir ağırlığı olacak. Hesap sorulmayacağı için yetkili olmayacak. O zaman halk tarafından seçilmesi doğru olmaz. Ayrıca seçim kampanyasında ne diyecek? Ben Türkiye'ye şunları getirmek istiyorum dediğinde bunları yapacak gücü olacak mı? Olmayacak. 12 Eylül Anayasası'nda Evren hep şöyle düşündü, bundan sonra hep genelkurmay başkanları olacak diye düşündü. Ama rahmetli Özal o dengeyi bozdu. En son sayın Erdoğan onu bir güç haline getirip ele geçirmeye çalıştı. Sayın Erdoğan ile sayın Bahçeli bir araya geldiklerinde kısa süreli çay içmeleri oluyor. Kurumsal bir bir araya geliş yok. Biz siyaseti bu anlamda farklı geçmişte farklı ırmaklardan akan siyasi partilerin bir araya gelmesi bizatihi önemlidir. Biz Türkiye'nin geleceği için elimizin taşının altına koyabiliriz. Bu mesaj önemlidir topluma. Bunları konuşarak karşılıklı anlayışla yürütürüz. Parlamenter Sistem'i kabul ettikten sonra o sistemin doğasına uygun bir Cumhurbaşkanlığı oluşur. Orada bir sıkıntı yaşanacağını tahmin etmiyorum. "TÜRKİYE BİR KİŞİNİN BAŞARI VE BAŞARISIZLIĞINA ENDEKSLİ GİBİ" Son dönemde yapılan tartışmaların en büyük zaafı, sayın Erdoğan'ı tek adamlığa alıştırdığı için herkes tek adam arıyor. Sanki Türkiye ve geleceği bir kişinin başarı ya da başarısızlığına endeksli gibi. Türkiye bir kişiden büyüktür. Dünya beşten büyük olduğu gibidir. Benim için gelecek dönemin garantisi Meclis'in oluşumudur. Biz tek kişiyi seçmeyeceğiz, bir de Meclis seçecek. Dikkatlerimizi tek kişiye odaklamak, cumhurbaşkanı kim olacak diye muhalefet içinde tartışma başlatmak yanlış. Önemli olan seçilmiş Meclis'te parlamenter sistemi inşa edecek olan partilerin belli bir sayıya ulaşması. O zamana kadar yanlış yapılmazsa, taraflar kendi şahsi hesapları içinde davranmaya kalkışmazlarsa o sayıya ulaşılır. Diyelim ki şu anda Cumhur İttifakı'nı oluşturanların istemediği bir Cumhurbaşkanı seçilmişse onlar da o yetkilerin kullanmasını istemeyeceklerdir. "O KURUMLARIN ŞİMDİ NASIL ÇÜRÜDÜĞÜNÜ GÖRÜYORUZ" Gelecek dönemde kimse tereddüt etmesin. Bir seçimler adil ve normal şekilde yapılacak. İki seçim neticesinde çıkacak tablo Türkiye'yi yeni döneme taşıyacak. Bir daha bu ülkede kimse hesap veremeyeceği yetkiyi kullanamayacak. Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz. Devlet mimarisini yeniden kuracağız. Kurumları ayağa kaldıracağız. Ben o kurumlarla çalıştım. O kurumların şimdi nasıl çürümüş olduğunu görüyorum. O kurumları ayağa kaldırdığımızda başta bulunan Cumhurbaşkanını eğer otoriteye yönelirse durduracak o kurumlardır. Bu konuda halkın önce rahatlaması lazım. Önümüzdeki seçimler adil olacak. Bu adalete halel getirecek tutum sergilenirse onu engellenmek için her türlü mücadeleyi vereceğim. Bütün Türkiye'de seçim eğitimi veriyoruz. Sandık müşahitlerimizi atamaya başladık. Bizim olduğumuz Meclis'te bir daha kimse tek adam idaresini Türkiye'ye getiremeyecek. Geçen sene 9 Kasım 2020. Çarpıcı bir tarih. Pazar akşamı damat bakan Instagram'dan istifa etti. Damat bakanının gitmesi tek adamın çöküş yönetimi olduğunu gösteriyor. Biz ise yarın sabah aydınlık gelecek için plan hazırlayacağız dedim. Gelin konuşalım dedik. Sayın Cumhurbaşkanı sırf bana öfkesi dolayısıyla, can evimden vurarak Şehir Üniversitesi'ni kapattı. Benim için yastır ve en büyük zulümdür o üniversitenin kapanması. 40 yıllık emeği yok eden barbarca bir şey. Buna rağmen sayın Cumhurbaşkanından randevu istedim. 1 yıldan bu yana cevap gelmedi. "İKTİDAR 'GELİN KONUŞALIM' DESE HİÇBİR MUHALEFET PARTİSİ İTİRAZ ETMEZ" Konuşmak isterlerse diyalog açık, her an konuşurum. 'Tecrübe ettik, gelin beraber konuşalım' dese hiçbir muhalefet partisi buna itiraz etmez. Ben hiç etmem. Etyen Bey (Mahçupyan) bu işin ne kadar zor olduğunu realist bir şekilde ortaya koyuyor. Ben de bu zorluğu aşarız diyorum. Bu zorluğu aşmaktan kastım, karamsar bir tablo sergilemek isteyenler var. Türkiye'de öyle gerilim ortamı oluşacak ki, Türkiye adil bir seçim yapamayacak. Böyle bir ihtimal anında biz buradayız. Demokratik yollarla bu ihtimale karşı mücadele edeceğiz. 1961 senesi, 27 Mayıs'tan 1 yıl sonra. Adnan Menderes ve arkadaşları şehit edilmiş. 1965'de Adalet Partisi'nin tek başına iktidara gelebileceği düşünülebilir miydi? Sene 1983 Özal. Bütün baskılara rağmen seçiliyor. Sene 1999 Türkiye Anasol-D hükümeti ile yönetiliyor. Bir anlamda darbe hükümeti. Başbakan Yardımcısı sayın Bahçeli. '28 Şubat bin yıl sürecek' diye yaygara kopuyor. O dönemde 2002'de içinde bulunmaktan gurur duyduğum Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye demokratik bir süreci başlatmıştır. Bütün bu tarihi görmüş biri olarak ifade ediyorum, biz bu zorluğu aşarız. Otoriterlerin kaybedeceği, demokratların tekrar Türkiye'yi şekillendirecek gücü olduğu bir seçim olacak. Partiyi kurarken seçmene bakarak kurmadım. Türkiye'nin bütün kanatlarından kuvvetli bir ekip kurdum. Bunu zamanla fark edeceksiniz. Her siyasi kanadın en cesur insanlarını toplamaya çalıştım. Partimin içinde her kanat var. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, Çerkes, Süryani, Ermeni, Rum. Musevi arkadaşlarıma da teklif ettim. CHP, MHP kökenliler var. Seçmen olarak bakıldığında, Anadolu'yu yatay ve dikey olarak tarıyorum. Ankara'dan siyaseti takip ediyor değilim. Hakkari, Aydın, Diyarbakır, Bingöl, Yüksekova, Şemdinli, Derecik, Büyükçiftlik, Sadaklı, Solhan. Genç, Lice, Hani, Kulp, Uşak, Denizli, Muğla, Sivas, Kırşehir. Sabah 7'de Kayseri'ye gidiyorum. Gelecek hafta Ağrı, Van, Mersin ve daha sonra Amasya'ya gidiyorum. "HER PARTİDEN OY ALIYORUZ" Büyük bir segment AK Parti tabanından, gidişattan memnun olmayanların oluşturduğu bir segment var ama her partiden oy alıyoruz. Uşak'ta tam da sayın Bahçeli bana sert şekilde tweet attığı zaman, bazı hakaretlerine güler geçerim. 1 gün önce sert açıklama yapmış. Benim Diyarbakır'da yaptığım konuşmalar üzerine. Uşak'ta yolda beni biri çevirdi, 'Sayın Başkanım 65 yaşındayım, 60 yıllık ülkücüyüm. Sizi de tanıyorum, Bahçeli'yi de tanıyorum. Bundan sonra asla vermiyorum, beni nereye isterseniz yazabilirsiniz' dedi. Daha sonra Serok Ahmet dendi. AK Parti'nin ne kadar zor çözüleceğini biliyorum. Çözülmeseydi keşke. Keşke doğru iş yapsalardı. Ama ülkeyi kötü yönettiler. Çok ah aldılar. Her yerden adaletsizlik feryatları yükseliyor. Gücün insanları birbirlerine nasıl yapıştırdığını biliyorum. İsraf, kibir, dört maaşın nasıl bir yapışkan rolü oynadığını biliyordum. Ama şunu da biliyorum, halktan kopuk olan iktidarların çökmesi mukkadderdir. Bundan sonra bu ivmenin artacağını düşünüyorum. AK Parti'den kopma ivmesi. Bir an için kısa bir sürede büyük sıçrama yapan parti olmaya çalışmadım. Önemli olan Süleymani'ye'nin temeli 7 yılda atılmıştır. Türkiye'de yeni bir siyasi hareketin temellerini doğru atmak. Sonra nasıl olsa yükselir. "BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ ANKETÇİLER BELİRLEMEYECEK" Dürüst çalışan anketçileri bir kenara koyalım. Anketçilerle konuştuğumda, alanda gördüğüm tablo bu diyorum. Siz bizi nasıl yüzde 2-3 görüyorsunuz diyorum. Dedikleri şey şu; efendim 10 kişiden 3 kişi cevap veriyor. Önemli olan o 7 kişi. Telefonla cevap vermekten korkanlar da olabiliyor. Burada metodolojik bir sapma var. Anketçilere şimdiden kara haberi vereyim. Yaptıkları maniplasyonlar sonuç vermeyecek. Son 1 ay içinde 3 kurucumuzun yaşadığı olay var. Sevda Hanım, kurucumuz. Bir gün telefonu çalıyor, 'hangi partiye oy vereceksiniz' diyor. 'Gelecek Partisi'ne vereceğim' diyor. Diyorlar ki, 'Gelecek Parti listede yok, siz bir başka partiyi tercih edin'. Sayın Cumhurbaşkanının sözü vardı. 'Manşetlerle çarpışa çarpışa geleceğiz' demişti. Allah ve millet şahit olsun bu anketlerle, manşetlerle çarpışa çarpışa geleceğiz. Sahada görecekler. Bir kısmı doğrudan iktidar tarafından yönlendiriliyorlar. Biliyorlar o tabanın bize kaydığını. Bu ülkenin geleceğini anketçiler belirlemeyecek. Dürüst anketçileri tenzih ederim. Diğerleriyle seçim sonunda görüşeceğiz. Onlar bir dahaki seçimde halkın karşısına çıkıp da anket yapma cesaretini bulamayacaklar. "ERDOĞAN'IN YAPTIĞI ŞANTAJDIR" Ben 28 Şubat'tan çıktım. Eşim ihtisas sınavına girdiğinde kapısında bekliyordum. İçeride bir hakarete maruz kalmasın diye. Kızlarım da aynı dönemde aynı baskıyı yaptı. Sayın Erdoğan'ın yaptığı açık söylüyorum şantajdır. Meclis kürsüsünden tankları göstermek ciddi bir hata. Sayın Akşener rahmetli Necmettin Erbakan hocımızın kabinesinde bakandı. Aynı baskıya maruz kaldı. Sayın Erdoğan hicap duymalı. Yanında ortaklık yaptığı sayın Bahçeli 28 Şubat sonrası oluşan Anasol-D hükümetinde başbakan yardımcısı. Kur'an-ı Kerim eğitimini 8 yıl sonrasına erteleten, bu konuda yasakları imzalayan, uygulayan sayın Bahçeli'nin hükümetidir. Şimdi siz onunla ortaklık yapacaksınız. Ben bu riyakarlığı endişeli muhafazakar dediğimiz kitlenin önüne koymak istiyorum. Doğu Perinçek gibi başörtüsü yasaklansın, ezan Türkçe'ye dönsün, şapka devrimi uygulansın diyen kanal kanal dolaştıracaksınız. Sonra 28 Şubat'tan bahsedeceksiniz. 28 Şubat'ta zulmü yaşayan her evdeki kızların sığındığı yer Bilim Sanat Vakfı'ydı. Üniversiteye gidemeyen kızlarımız Pazar günleri hiçbir gün tatil yapmadım. Başörtülü öğrencilere bu eğitim döneminde acısını unutturabilmek için. O zaman vakıflara baskın yapılacak, bir müddet kapatın diye telkinde bulunulduğu dönemde, gelip bizi götürsünler, biz bu kızlara sahip çıkacağız dedim. 28 Şubat'ta sayın Erdoğan'la Bilim Sanat Vakfı'nda oturup konuşmuştuk. Şimdi sayın Erdoğan 28 Şubat'ın yapmadığını yaptı, Bilim Sanat Vakfı'na kayyum atadı. Şehir Üniversitesi'ni kapattı. Şimdi Allah aşkına kime 28 Şubat? Bu riyakarlıktı. Bütün 28 Şubat mazlumlarına sesleniyorum. 28 Şubat'ı sizin üstünüze tehdit ve şantaj unsuru yapan sayın Erdoğan'a güvenmeyin. Bugün de yarın da sizin hakkınızı biz koruyacağız."
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk TV'de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Davutoğlu, AK Parti'nin seçim planıyla ilgili dikkat çeken bir tespit yaptı. Davutoğlu, "Bugünkü iktidarın hesabı şu, öyle bir seçim düzenlemesi yapayım ki siyasi iktidarı sağlıyor gözüksün ama temsilde adaleti hiç sağlamasın, biz çok temsil edilelim, diğer partiler temsil edilmesin. Burada da matematik yapmaya çalışıyorlar." dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk Televizyonunda Nihal Bengisu Karaca, Muharrem Sarıkaya, Nagehan Alçı ve Serap Belet'in sorularını yanıtladı. Davutoğlu, "Ben matematiği çok önemserim ama matematiksel mühendisliğin geçerli olmadığı tek yer siyasettir. Siyaset psikolojilerin, süreçlerin yönetimidir. Hangi düzenlemeyi yaparlarsa yapsınlar, biz o düzenlemeleri aşarak iktidara doğru yürüyeceğiz, onlarsa o düzenlemelerin altında kalacaklar." açıklaması yaptı.

Davutoğlu'nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"TÜM MUHALEFET PARTİLERİYLE GÖRÜŞÜYORUZ"

"Arkadaşlarıma 'Siyasetin Nevruz'u 1 Ekim'dir' dedim. Siyaset önümüzdeki 10 yılı belirleyecek kadar hareketli olacaktır. Bu hareket içinde bizim Gelecek Partisi'ni kurduktan sonra tempolu yürüyüşümüz devam ediyor.

Bütün muhalefet partileriyle görüşüyoruz. Sayın Akşener misafirimizdi, geçen hafta sayın Karamollaoğlu misafirimiz olmuştu. 1 Ekim itibariyle iktidarın bazı hamleleri olacağı bekleniyordu. Siyasi mühendislik hamleleri, sosyal medya düzenlemesi bekleniyordu. Dün sayın Akşener geldiğinde parlamenter sistemi görüştük. Parlamenter sistemle ilgili Türk siyasetinde ilk kapsamlı, çerçeveli açıklamayı geçen sene 9 Kasım 2020'de Gelecek Partisi olarak yaptık.

"DİYALOG, İŞBİRLİĞİ, İTTİFAK"

Sayın Akşener ve Kılıçdaroğlu da ifade etti. En kapsamlı parlamenter sistem çalışmasının bizim tarafımızdan yapıldığını kadirşinaslıkla ifade etti. Sayın Kılıçdaroğlu ve Akşener'e teşekkür ediyorum. Sayın Akşener 26 Mayıs'ta açıklamış olduğu çalışmayı getirdiler. Karşılıklı görüşülecek.

Üç tür ilişki tasavvur ediyoruz. Sistematik bir şekilde. Diyalog, işbirliği, ittifak. Bu üçü ayrı şeyler. Diyalog konusunda kapımız kimseye kapalı değil. Bütün partilerden, sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Bahçeli'den de randevu istedim. Bize en ağır hakaretlerde de bulunsalar, memleket meselesi varsa ben Hz. Mevlana'nın torunuyum, kimseye git demem. Kimseye önyargılı bakmaksızın görüşürüz.

İşbirliği ise ilkeseldir. Parlamenter Sistem ilkesel olarak bu 6 partinin anlaştığı konudur. 6 parti bu konuda mutabakat halinde. Türkiye tek başına kişiselleştirilmiş bir Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi'yle değil kurumsallaşmış bir Parlamenter Sistem ile yönetilmeli konusunda anlaşıyoruz. Başka partilerle de çalışma yapıp açıklama yapmayı planlıyoruz. İttifak ise farklı bir şey. Bir seçimle ilgili kader birliği yapmaktır. Parlamenter Sistem ile ilgili işbirliği bir ittifak asla değil.

"DÜZENLEME YAPAR, ALTINDA BOĞULURSUNUZ"

Bir, temsilde adalet, iki, siyasette istikrar. Bu iki hususu gerçekleştiren her seçim yasası faydalıdır. Bugünkü iktidarın hesabı, öyle bir seçim düzenlemesi yapalım ki siyasi istikrarı sağlıyor gibi olsun ama temsilde adaleti sağlamasın. Biz temsil ederim, diğer partiler temsil edilmesin. Burada bir matematik yapmaya çalışıyorlar. Matematiksel mühendisliğin geçerli olmadığı yer siyasettir. Öyle bir hesap yaparsınız ki, statik bir varsayımda bulunur, düzenleme yapar ama altında boğulursunuz.

Önce dereyi görelim sonra paçayı sıvarız. Siyasi parti kurmuşsam, bir siyasi ekibi harekete geçirmişsem, 'Gelin demokrasiyi, devleti ayağa kaldıracağız' diye çıkmışsam, arkadaşlarımla birlikte hedefim Türkiye'yi tek başına yönetme iddiasıdır. Ama tablo ne şekilde tecelli ederse memleket hizmetinden asla kaçmam."

"CUMHURBAŞKANI SORUMLU DEĞİL AMA YETKİLİ"

6 partinin istişaresi devam ediyor, bir deklarasyon yapılmadı. Ortada şu anda ortak açıklaması var. Partilerin görüşleri var. Çerçeve belli, Parlamenter Sistem. Sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Bahçeli milleti korkutmak için 'Eskiye mi gideceksiniz' diyor, asla geriye gidilmez. 12 Eylül sonrası ortaya çıkan çarpık bir sistem. Ceremesini Başbakan olarak ben çektim. Bir genel müdür yardımcısını atamak için seçilmiş başbakan ve cumhurbaşkanının çatışma alanını doğurdu.

Cumhurbaşkanlığı hesap verecekse o zaman yetki vereceksiniz. Cumhurbaşkanı sorumlu değil ama yetkili. Parlamenter sistemin doğasında sembolik, yetkisiz ama sorumlu tutulmayan bir cumhurbaşkanı makamı vardı. Almanya, İngiltere ve birçok yerde böyledir. Parlamenter sisteminde tüm yetkiler Başbakanlık makamında olmalı. Dolayısıyla hesap vermesi gereken, sorumlu da Başbakan olmadı. Cumhurbaşkanı makamı bütün toplumun temsili, vicdani ve psikolojik, moral bir ağırlığı olacak. Hesap sorulmayacağı için yetkili olmayacak. O zaman halk tarafından seçilmesi doğru olmaz. Ayrıca seçim kampanyasında ne diyecek? Ben Türkiye'ye şunları getirmek istiyorum dediğinde bunları yapacak gücü olacak mı? Olmayacak.

12 Eylül Anayasası'nda Evren hep şöyle düşündü, bundan sonra hep genelkurmay başkanları olacak diye düşündü. Ama rahmetli Özal o dengeyi bozdu. En son sayın Erdoğan onu bir güç haline getirip ele geçirmeye çalıştı. Sayın Erdoğan ile sayın Bahçeli bir araya geldiklerinde kısa süreli çay içmeleri oluyor. Kurumsal bir bir araya geliş yok. Biz siyaseti bu anlamda farklı geçmişte farklı ırmaklardan akan siyasi partilerin bir araya gelmesi bizatihi önemlidir. Biz Türkiye'nin geleceği için elimizin taşının altına koyabiliriz. Bu mesaj önemlidir topluma. Bunları konuşarak karşılıklı anlayışla yürütürüz. Parlamenter Sistem'i kabul ettikten sonra o sistemin doğasına uygun bir Cumhurbaşkanlığı oluşur. Orada bir sıkıntı yaşanacağını tahmin etmiyorum.

"TÜRKİYE BİR KİŞİNİN BAŞARI VE BAŞARISIZLIĞINA ENDEKSLİ GİBİ"

Son dönemde yapılan tartışmaların en büyük zaafı, sayın Erdoğan'ı tek adamlığa alıştırdığı için herkes tek adam arıyor. Sanki Türkiye ve geleceği bir kişinin başarı ya da başarısızlığına endeksli gibi. Türkiye bir kişiden büyüktür. Dünya beşten büyük olduğu gibidir. Benim için gelecek dönemin garantisi Meclis'in oluşumudur. Biz tek kişiyi seçmeyeceğiz, bir de Meclis seçecek. Dikkatlerimizi tek kişiye odaklamak, cumhurbaşkanı kim olacak diye muhalefet içinde tartışma başlatmak yanlış. Önemli olan seçilmiş Meclis'te parlamenter sistemi inşa edecek olan partilerin belli bir sayıya ulaşması.

O zamana kadar yanlış yapılmazsa, taraflar kendi şahsi hesapları içinde davranmaya kalkışmazlarsa o sayıya ulaşılır. Diyelim ki şu anda Cumhur İttifakı'nı oluşturanların istemediği bir Cumhurbaşkanı seçilmişse onlar da o yetkilerin kullanmasını istemeyeceklerdir.

"O KURUMLARIN ŞİMDİ NASIL ÇÜRÜDÜĞÜNÜ GÖRÜYORUZ"

Gelecek dönemde kimse tereddüt etmesin. Bir seçimler adil ve normal şekilde yapılacak. İki seçim neticesinde çıkacak tablo Türkiye'yi yeni döneme taşıyacak. Bir daha bu ülkede kimse hesap veremeyeceği yetkiyi kullanamayacak. Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz. Devlet mimarisini yeniden kuracağız. Kurumları ayağa kaldıracağız. Ben o kurumlarla çalıştım. O kurumların şimdi nasıl çürümüş olduğunu görüyorum. O kurumları ayağa kaldırdığımızda başta bulunan Cumhurbaşkanını eğer otoriteye yönelirse durduracak o kurumlardır. Bu konuda halkın önce rahatlaması lazım. Önümüzdeki seçimler adil olacak. Bu adalete halel getirecek tutum sergilenirse onu engellenmek için her türlü mücadeleyi vereceğim.

Bütün Türkiye'de seçim eğitimi veriyoruz. Sandık müşahitlerimizi atamaya başladık. Bizim olduğumuz Meclis'te bir daha kimse tek adam idaresini Türkiye'ye getiremeyecek.

Geçen sene 9 Kasım 2020. Çarpıcı bir tarih. Pazar akşamı damat bakan Instagram'dan istifa etti. Damat bakanının gitmesi tek adamın çöküş yönetimi olduğunu gösteriyor. Biz ise yarın sabah aydınlık gelecek için plan hazırlayacağız dedim. Gelin konuşalım dedik. Sayın Cumhurbaşkanı sırf bana öfkesi dolayısıyla, can evimden vurarak Şehir Üniversitesi'ni kapattı. Benim için yastır ve en büyük zulümdür o üniversitenin kapanması. 40 yıllık emeği yok eden barbarca bir şey. Buna rağmen sayın Cumhurbaşkanından randevu istedim. 1 yıldan bu yana cevap gelmedi.

"İKTİDAR 'GELİN KONUŞALIM' DESE HİÇBİR MUHALEFET PARTİSİ İTİRAZ ETMEZ"

Konuşmak isterlerse diyalog açık, her an konuşurum. 'Tecrübe ettik, gelin beraber konuşalım' dese hiçbir muhalefet partisi buna itiraz etmez. Ben hiç etmem. Etyen Bey (Mahçupyan) bu işin ne kadar zor olduğunu realist bir şekilde ortaya koyuyor. Ben de bu zorluğu aşarız diyorum. Bu zorluğu aşmaktan kastım, karamsar bir tablo sergilemek isteyenler var. Türkiye'de öyle gerilim ortamı oluşacak ki, Türkiye adil bir seçim yapamayacak. Böyle bir ihtimal anında biz buradayız. Demokratik yollarla bu ihtimale karşı mücadele edeceğiz.

1961 senesi, 27 Mayıs'tan 1 yıl sonra. Adnan Menderes ve arkadaşları şehit edilmiş. 1965'de Adalet Partisi'nin tek başına iktidara gelebileceği düşünülebilir miydi? Sene 1983 Özal. Bütün baskılara rağmen seçiliyor. Sene 1999 Türkiye Anasol-D hükümeti ile yönetiliyor. Bir anlamda darbe hükümeti. Başbakan Yardımcısı sayın Bahçeli. '28 Şubat bin yıl sürecek' diye yaygara kopuyor. O dönemde 2002'de içinde bulunmaktan gurur duyduğum Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye demokratik bir süreci başlatmıştır. Bütün bu tarihi görmüş biri olarak ifade ediyorum, biz bu zorluğu aşarız. Otoriterlerin kaybedeceği, demokratların tekrar Türkiye'yi şekillendirecek gücü olduğu bir seçim olacak.

Partiyi kurarken seçmene bakarak kurmadım. Türkiye'nin bütün kanatlarından kuvvetli bir ekip kurdum. Bunu zamanla fark edeceksiniz. Her siyasi kanadın en cesur insanlarını toplamaya çalıştım. Partimin içinde her kanat var. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, Çerkes, Süryani, Ermeni, Rum. Musevi arkadaşlarıma da teklif ettim. CHP, MHP kökenliler var. Seçmen olarak bakıldığında, Anadolu'yu yatay ve dikey olarak tarıyorum. Ankara'dan siyaseti takip ediyor değilim. Hakkari, Aydın, Diyarbakır, Bingöl, Yüksekova, Şemdinli, Derecik, Büyükçiftlik, Sadaklı, Solhan. Genç, Lice, Hani, Kulp, Uşak, Denizli, Muğla, Sivas, Kırşehir. Sabah 7'de Kayseri'ye gidiyorum. Gelecek hafta Ağrı, Van, Mersin ve daha sonra Amasya'ya gidiyorum.

"HER PARTİDEN OY ALIYORUZ"

Büyük bir segment AK Parti tabanından, gidişattan memnun olmayanların oluşturduğu bir segment var ama her partiden oy alıyoruz. Uşak'ta tam da sayın Bahçeli bana sert şekilde tweet attığı zaman, bazı hakaretlerine güler geçerim. 1 gün önce sert açıklama yapmış. Benim Diyarbakır'da yaptığım konuşmalar üzerine. Uşak'ta yolda beni biri çevirdi, 'Sayın Başkanım 65 yaşındayım, 60 yıllık ülkücüyüm. Sizi de tanıyorum, Bahçeli'yi de tanıyorum. Bundan sonra asla vermiyorum, beni nereye isterseniz yazabilirsiniz' dedi. Daha sonra Serok Ahmet dendi.

AK Parti'nin ne kadar zor çözüleceğini biliyorum. Çözülmeseydi keşke. Keşke doğru iş yapsalardı. Ama ülkeyi kötü yönettiler. Çok ah aldılar. Her yerden adaletsizlik feryatları yükseliyor. Gücün insanları birbirlerine nasıl yapıştırdığını biliyorum. İsraf, kibir, dört maaşın nasıl bir yapışkan rolü oynadığını biliyordum. Ama şunu da biliyorum, halktan kopuk olan iktidarların çökmesi mukkadderdir. Bundan sonra bu ivmenin artacağını düşünüyorum. AK Parti'den kopma ivmesi. Bir an için kısa bir sürede büyük sıçrama yapan parti olmaya çalışmadım. Önemli olan Süleymani'ye'nin temeli 7 yılda atılmıştır. Türkiye'de yeni bir siyasi hareketin temellerini doğru atmak. Sonra nasıl olsa yükselir.

"BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ ANKETÇİLER BELİRLEMEYECEK"

Dürüst çalışan anketçileri bir kenara koyalım. Anketçilerle konuştuğumda, alanda gördüğüm tablo bu diyorum. Siz bizi nasıl yüzde 2-3 görüyorsunuz diyorum. Dedikleri şey şu; efendim 10 kişiden 3 kişi cevap veriyor. Önemli olan o 7 kişi. Telefonla cevap vermekten korkanlar da olabiliyor. Burada metodolojik bir sapma var. Anketçilere şimdiden kara haberi vereyim. Yaptıkları maniplasyonlar sonuç vermeyecek. Son 1 ay içinde 3 kurucumuzun yaşadığı olay var. Sevda Hanım, kurucumuz. Bir gün telefonu çalıyor, 'hangi partiye oy vereceksiniz' diyor. 'Gelecek Partisi'ne vereceğim' diyor. Diyorlar ki, 'Gelecek Parti listede yok, siz bir başka partiyi tercih edin'.

Sayın Cumhurbaşkanının sözü vardı. 'Manşetlerle çarpışa çarpışa geleceğiz' demişti. Allah ve millet şahit olsun bu anketlerle, manşetlerle çarpışa çarpışa geleceğiz. Sahada görecekler. Bir kısmı doğrudan iktidar tarafından yönlendiriliyorlar. Biliyorlar o tabanın bize kaydığını. Bu ülkenin geleceğini anketçiler belirlemeyecek. Dürüst anketçileri tenzih ederim. Diğerleriyle seçim sonunda görüşeceğiz. Onlar bir dahaki seçimde halkın karşısına çıkıp da anket yapma cesaretini bulamayacaklar.

"ERDOĞAN'IN YAPTIĞI ŞANTAJDIR"

Ben 28 Şubat'tan çıktım. Eşim ihtisas sınavına girdiğinde kapısında bekliyordum. İçeride bir hakarete maruz kalmasın diye. Kızlarım da aynı dönemde aynı baskıyı yaptı. Sayın Erdoğan'ın yaptığı açık söylüyorum şantajdır. Meclis kürsüsünden tankları göstermek ciddi bir hata. Sayın Akşener rahmetli Necmettin Erbakan hocımızın kabinesinde bakandı. Aynı baskıya maruz kaldı. Sayın Erdoğan hicap duymalı. Yanında ortaklık yaptığı sayın Bahçeli 28 Şubat sonrası oluşan Anasol-D hükümetinde başbakan yardımcısı. Kur'an-ı Kerim eğitimini 8 yıl sonrasına erteleten, bu konuda yasakları imzalayan, uygulayan sayın Bahçeli'nin hükümetidir. Şimdi siz onunla ortaklık yapacaksınız. Ben bu riyakarlığı endişeli muhafazakar dediğimiz kitlenin önüne koymak istiyorum. Doğu Perinçek gibi başörtüsü yasaklansın, ezan Türkçe'ye dönsün, şapka devrimi uygulansın diyen kanal kanal dolaştıracaksınız. Sonra 28 Şubat'tan bahsedeceksiniz.

28 Şubat'ta zulmü yaşayan her evdeki kızların sığındığı yer Bilim Sanat Vakfı'ydı. Üniversiteye gidemeyen kızlarımız Pazar günleri hiçbir gün tatil yapmadım. Başörtülü öğrencilere bu eğitim döneminde acısını unutturabilmek için. O zaman vakıflara baskın yapılacak, bir müddet kapatın diye telkinde bulunulduğu dönemde, gelip bizi götürsünler, biz bu kızlara sahip çıkacağız dedim. 28 Şubat'ta sayın Erdoğan'la Bilim Sanat Vakfı'nda oturup konuşmuştuk. Şimdi sayın Erdoğan 28 Şubat'ın yapmadığını yaptı, Bilim Sanat Vakfı'na kayyum atadı. Şehir Üniversitesi'ni kapattı. Şimdi Allah aşkına kime 28 Şubat? Bu riyakarlıktı. Bütün 28 Şubat mazlumlarına sesleniyorum. 28 Şubat'ı sizin üstünüze tehdit ve şantaj unsuru yapan sayın Erdoğan'a güvenmeyin. Bugün de yarın da sizin hakkınızı biz koruyacağız."

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.