Geçmişten günümüze kadar uzanan tarihsel süreç içinde ne çok şey değişti. İlk başta doğaya bağımlı yaşayan insandan, günümüzün teknoloji üretebilen, hatta uzayda da yaşam şartlarını oluşturabilen insan aşamasına gelindi. Elbette ki bu değişim hiç kolay olmadığı gibi binlerce yıllık birikimin sonucunda ancak gerçekleşebildi.

İnsanın yeryüzündeki ilk tecrübeleri ile ilgili maalesef elimizde yeterli ve kanıtlanabilir bilgi bulunmamaktadır. Yazının Sümerliler tarafından icat edilmesinden sonra geçmiş uygarlıklar ile ilgili daha güvenilir bilgilere sahip olmaya başlıyoruz. Zaten bu nedenledir ki “tarih Sümer’de başlar” ifadesi kullanılır. Yazının icadından önceki dönemle ilgili Arkeolojik buluntulardan hareketle bazı bilgilere ulaşabiliyoruz.

 İlk başta avcı ve toplayıcı yaşam süren insanoğlu, uzun bir zaman sonra tarım yapmayı ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrenmiştir. İnsanların tüketici durumdan üretici olmaya geçmesinden itibaren köyler kurulmuş, işbölümü zorunlu hale gelmiştir. Tarımsal üretim sonucu elde edilen fazla ürünün toplandığı kişiler, yönetim gücünü de ele geçirmişler ve böylece yöneten-yönetilen ilişkisi ekonomik güçle doğru orantılı biçimde gelişmeye başlamıştır. Şehirlerin kurulması, imparatorlukların doğması, kolonici devletlerin ortaya çıkması ile birlikte siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler farklı bir boyut kazanmış ve geniş insan kitlelerini devlet gücü ile muhatap bırakmıştır.

         Devlet gücü, yöneten-yönetilen ilişkisi tarihsel süreçte ve günümüzde cevaplanmayı gerektiren pek çok soruyu da beraberinde getirmektedir. Bu durumun nedeni ise insanın yaşama hakkını ve mutluluğunu doğrudan ilgilendirmesidir.

            Tarih boyunca birçok devlet kurulmuştur. Kimileri Osmanlı Devleti gibi uzun yüzyıllar var olmayı başarmış kimleri ise neredeyse bir insan ömrü kadar yaşayamamıştır. Kimi uygarlıklar sonradan gelişmiş, kimileri kadim bir uygarlık olarak iz bırakmış, devlet geleneğini sonraki nesillere aktarmıştır. Türk devlet geleneği ve kültürü de tarihin süzgecinden geçmiş, günümüz insanlığına katkı sunmuştur. Türklerdeki devlet telakkisini anlamamız açısından Karahanlı Devleti Döneminde Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig adlı eser önemlidir.11. Yüzyılda Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Uluğ Buğra Han’a takdim edilenHakaniye lehçesi ile yazılan eser devlet yönetiminde adaletin önemine vurgu yapar. Kutadgu Bilig’e göre adalet hükümdarın lütfu değildir. Töre adı verilen hukukun tarafsız bir biçimde uygulanmasıdır. Adalet,  ideal devlet yönetimini gerçekleştirmek için şarttır ve merkezdedir. Yusuf Has Hacib’in adalete bu kadar önem vermesinin nedenini eserinde hükümdarlara verdiği tavsiyede bulmak mümkündür. Hükümdarlara, ey hâkim!  Diye hitap eden Yusuf Has Hacib,  “Memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru uygulamalı ve halkı korumalısın. Kanun ile ülke genişler ve dünya düzene girer, zulüm ile ülke eksilir ve dünya bozulur. Zalim, zulmü ile pek çok sarayı harap etmiş ve sonunda kendisi de açlıktan ölmüştür.” beyitiyle adaletin önemine dikkat çekmiştir. Ayrıca halkı adil kanunlarla idare etmek gerektiğini, kuvvetlinin, zayıfı tahakküm altına almasına müsaade edilmemesi gerektiğini de belirtmiştir.

Devlet yönetiminde adalet, Yusuf Has Hacib’in belirttiği kadar önemli midir?

Adalet devletin merkezinde olmak zorunda mıdır?

Adaleti sağlanamazsa ne olur?

Geçmişten günümüze adalet anlayışı değişti mi?

Hukuk devleti olmak adaleti sağlamak için gerekli mi?

Bu soruların cevabını yazının ikinci bölümünde ele alalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.