Cumhuriyet Bayramında gördük ki, yöneticilerimiz Cumhuru kuşatacak bilgiden yoksun vaziyette;

Bunu nereden anlıyoruz?

Cumhurbaşkanımızla vatandaş ve gazetecilerin arasında geçen diyalogdan.

Cumhurbaşkanımız, 'Eve ekmek götüremiyorum' diyen vatandaşına 'Yok böyle bir şey abartıyorsun' diyor.

Bu diyaloğu hatırlatan gazeteciye de 'Yok böyle birşey' diyor ve ekliyor, 'Bugün ülkemizde asgari ücret seviyesi birçok ülkeden iyi durumda.'

Evet bir Avrupa ülkesi olan Arnavutluk'un gerisinde olduğumuza göre bu ülkeler yeryüzünün hangi kıtasında onu siz bulun.

Ülkemizin yöneticileri bizi hangi ülkelerle kıyaslıyor öğrenmiş olalım.

Evet, ey okur!

Ortada bir abartma var ama onu kimin yaptığını takdirlerinize bırakıyorum.

Ben şu kadarını söyleyeyim;

'Eve ekmek götürememek' durumun vahametini anlatmak için asırların içinden süzülerek gelen bir deyimdir.

Hayatı sürdürme imkanının çok zorlaştığını, yatağa yarı aç yarı tok girildiğini, zihinlerde hep yarın kaygısı yaşandığını ifade etmektedir bu deyim.

Vatandaşın halini arzetmesi, 'Bıçağın kemiğe dayandığının' makul ifadesidir.

İşte bu gösteriyor ki, yöneticilerimiz vatandaşı anlama yeteneğini kaybetmiş, yönettikleriyle bağını koparmış durumda.

Belirtmek isterim, evet asgari ücretliler zor durumda ve doların piyasalardaki artışından kaynaklanan fiyat artışlarıyla maaşları hızla erimektedir.

Bu doğru.

Ama asgari ücretliler yine de şanslı.

Neden?

Çünkü evlerine her ay para giriyor.

Pandemi sürecinin mağduru ve gelirden mahrum iş kolları ne yapsın?

Malum süreçten dolayı düğünler ertelendi.

Haliyle gelinlik sektörünün işleri bir anda kesildi.

Tabi orkestracılar ve düğün salonları da öyle.

Hiç düşündük mü bu insanlar nasıl geçiniyor, ne yiyip, içiyorlar?

Çalışan işçiler kayıtdışı değilse Kısa Çalışma Ödeneği'nden faydalanıyorlar.

Ya işyeri sahipleri ne yapıyor?

Bu insanlar kiralarını, elektirik paralarını neyle öderler, iş olacak diye aldıkları malzeme için çek/senet verdilerse, verilen evraklar nasıl ödenir, bilen var mı?

Geçenlerde işletmesinde 12 insana ekmek veren bir gelinlik imalatçısını dinledim.

Pandemi sürecinde iptal edilen gelinlik sayısı 120 adet dedi.

Bunun yanında nişanlık ve damatlıklar var.

Önceki yıllarda sezonda yaptıkları gelinlik satışı 300 civarında ve bir gelinliğin satış fiyatı ortalama 3.000 lira.

300x3.000=900.000 lira.

Bütün hesaplar buna göre yapılıyor ve adımlar buna göre atılıyor.

İmalatta kullandıkları malzemeyi dolarla alıyorlar ve Türk lirası üzerinden satıyorlar.

2019 yılında dolarda yaşanan yükseliş sebebiyle yılı zar zor zararsız kapatmışlar.

2020 de pandemi süreci sebebiyle yıkım olarak geçmiş.

Bugün bu sektör borçla, bankayla, icralarla, dükkan sahipleriyle boğuşuyor.

Bu imalatçının söylediklerinin doğruluğunu kıyaslamak için sektörden tanıdığım arkadaşımdan bilgi almak istedim.

Meğer o da işyerini aynı sebeplerle kapatmış.

Bu vesileyle arkadaşımın durumunu da öğrenmiş oldum.

Sektör için durum gerçekten içler acısı.

Her ikisini de sordum 'Bu süreci başka şekilde değerlendirme imkanınız yok mu?' diye, olmadığını söylediler.

Bu sektörde iş yapan orkestracılar ve düğün salonu işletmecilerinin durumu da aynı.

Birbirlerinden hiç farkları yok.

Giderleri devam ediyor ama gelir yok.

Devlet ise, işletmelerin sicili temizse kredi veriyor, temiz değilse vermiyor.

Yani destek alamayanlar da var.

Kısacası bu insanlar bırakın eve ekmek götürecek gelire sahip olmayı, borçla yaşıyorlar, tabi onu da bulabilirlerse…

Bu arada devlet alacaklarını tahsil etmek için birikmiş SGK ve vergi borçları için herhalde altıncı yapılandırma yasasını çıkarma derdinde.

Hesap, yöntem belli.

Birikmiş faizleri peşin ödemelerde siliniyor.

Peşin ödeme yapılmayan pirim ve vergi borçları yeniden faiz yükü eklenerek  bir boş, bir dolu ödeme yöntemiyle borç otuzaltı  aylık süreye yayılıyor.

Sık aralıklarla borç yapılandırılmasından anlıyoruz ki, vatandaş borçlarını ödeyemiyor.

Devletimiz  alacaklarının tahsilatının derdinde...

Vatandaş ise, evine ekmek götürme ve çarkını çevirme telaşında...

Bu sorunu çözecek irade ise bildiğini tekrarlıyor, yapılandırmadan başka bir öneri getirmiyor, soruna kalıcı çözüm üretemiyor.

Malum pandemi süreci devam ediyor ve risk günden güne artıyor.

Ne pandemi için çözüm var, ne de piyasaların canlanmasına dair...

Biri 'Eve ekmek götüremiyorum mu' dedi.

'Hadi canım sende!' dedi diğeri.

Öteki, 'Halimiz ahvalimiz böyle!' dedi

Anlayacağınız ahval hakkında; bir tarafta duyarsızlık, öbür tarafta, çaresizlik, yılgınlık, umutsuzluk ve sessiz bir öfke var.

Güven mi? dediniz o ülkeyi terk edeli çok oldu.

Çok acele güven aranıyor.

Görenler söylesin bizim ülkeye de uğrasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.