“Abartmayalım” yazımı sonradan okuyan bir arkadaşımız bana ulaşarak Çin’i eleştirdiğim için sitemlerini iletti. Kendisi Vatan Partili falan da değil ha yanlış anlaşılmasın. Evet, Türkiye’den çok Çin sevdalısı olduğu için girebileceği bir parti de olmasına rağmen partilerle yakınlaşmayan bu arkadaş sosyalist bir düşünce yapısı içinde kimliğini arayan bir genç. Başka ülke yok muydu diye sorunca elbette var dedim. Abartma olarak da değil resmen kendi topraklarında yaşayan başka milletten de olsa vatandaşlarına zulmetmeyi güç sanan o devletin adı Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetler Birliği (S.S.S.B)dir dedim. Nasıl yani diye de sorunca bu hafta yayımlanacak olan yazımı da oku, sonra yine sohbet edelim dedim…

Sene 14 Kasım 1944… Yer Türkiye’nin kuzey doğu sınırında yer alan Ahıska bölgesi… Bölge SSCB sınırları içinde güzide bir coğrafya çünkü Karadeniz’e sınırı var. SSCB’nin de başında “Koba” lakabıyla anılan Stalin hüküm sürmekte. Tarihin görüp görebileceği en vahşi liderin lakabının anlamı “çivi” demek. Stalin lakabının hakkını veren icraatlerde bulunmuş; Hitler’in soykırımını geçecek katliamları insanlık tarihine çivi gibi çakmıştır.

Stalin, Karadeniz etrafında Türk istemiyordu. İkinci dünya savaşına katılıp can veren Ahıska Türkleri ise Stalin’in kendilerine dokunmayacağına inanıyordu. İnanıyordu diyorum çünkü aynı zamanda şeref noktasında sıkıntılı olan Stalin, Ahıska Türklerini de diğer tüm S.S.C.B halkları gibi kandırarak savaşa ikna etmiştir.

Hitler, geri çekilmeye başlayıp Sovyetler rahatlayınca zaferden emin olan Stalin yıllardır uygulamak için beklediği planını bir anda hayata geçirdi. Bir anda derken abartmıyorum; 86 bin Müslüman Türk, evlerinde otururken Sovyet ordusu kapılara geliyor ve kırarak evlere giriyor. Çoluk çocuk, ihtiyar genç, hastası yatalağı fark etmeksizin hayvan taşınan vagonlara binilmesini emrediyor. Ahıskalılar ne yapsın baskın karşısında, en azından birkaç gün süre istiyor hazırlanmak için. Stalin’de merhamet ne gezer; kollarından tutuyorlar trenlere atıyorlar. Trenler birbiri ardına yola koyuluyor…

Ahıskalıların zorunlu yolculuğu bir aydan fazla sürdü. Zorunlu yolculukta yaklaşık 17 bin Ahıskalı Türk, açlık, soğuk ve hastalık nedenleriyle hayatını kaybetti. Hayatta kalan Ahıskalılar, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan sınırları içinde bırakıldı.

Sovyet yönetimi, kurduğu çalışma kamplarında kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapmadan Ahıskalıları en ağır işlerde çalıştırdı.Ahıska Türklerinin şehirlere yerleşmeleri yasaklandı. Bulundukları yerlerden izin almadan ayrılmama kuralı konuldu, kuralı ihlal eden Ahıskalılar, yakınlarıyla birlikte Sibirya'ya 25 yıllık sürgüne gönderilerek cezalandırıldı. Açlık, salgın ve bulaşıcı hastalıklar nedeniyle 30 bin Ahıskalı daha Orta Asya'nın çeşitli bölgelerinde hayatını kaybetti.

Genç arkadaşım, bu yazdıklarım sana abartı gelebilir. Okuyunca canın çok sıkılabilir. Canının sıkılma lüksü yok arkadaşım. Yazıyı okuyunca önce Dünya Ahıska Türkleri Birliği’ne ziyaret git sonra da sürgünün artık son bulması için elinden ne geliyorsa fazlasını yap.

Kısa Kısa

Türk Ceza Kanunu neden var? Çok saçma soru değil mi? Elbette toplumsal nizamı sağlamak için eylemlere karşılık gelen yaptırımların olması için var. Mesela yöneten erk çıkıp da “ben halkıma güveniyorum; onlar adam öldürmez, hırsızlık yapmaz” deyip de el birliğiyle Türk Ceza Kanunu kaldırılırsa, işlenecek suçlara karşılık yaptırım gelmezse halimiz nice olur? Bunu şundan söyledim: Corona virüsü illetiyle mücadelede de tıp kı suçla mücadele eder gibi mücadele etmeliyiz. Halkımıza elbette güvenelim ama toplumsal düzeni sağlamak halkın değil devletin görevidir. Unutmamak gerek, zafiyet göstermemek gerek çünkü iş işten geçmek üzere…

***

Bu hafta Atamızın kalbimizle hemhal olmasının yıl dönümü olması sebebiyle vefatıyla ilgili kafamdaki soru işaretlerine cevaplar içeren bir yazı yazacaktım sonra vazgeçtim. Atatürk’ün İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı olmamasını istediğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Devletin 1938 yılında Atatürk’ün etrafındakiler ile İnönü’nün etrafındakiler olarak ikiye bölünmüş olduğunu öğrenince şaşkınlığım bir kat daha artmıştı. Hele ki İsmet İnönü’nün Atatürk ölüm döşeğinde Dolmabahçe’de yatarken bir kez bile ziyarete gitmeyip hemen 11 Kasım sabahı seçim neticesinde cumhurbaşkanı seçilince “meclis 24 saat zor sabretti” yazısını okuyunca şaşkınlığım yerini dumura uğramışlığa bıraktı…

***

Berra kızımız… Onun bir annesi ve babası var evet ama o hepimizin evladı… Kendisi iki yaşını göremeyecek bebeklerimizden bir tanesi… Burnunda hotumlarla ölüp giderse de en büyük utançlarımızdan biri olacak… Hani ekonomide ve hukukta başka bir boyuta geçiyoruz ya, milli seferberlik ilan ediyoruz ya, ne olur bir sefer de bu yavrular için milli seferberlik ilan edelim… “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.