Ülkemiz uzunca bir süredir demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ile ifade hürriyeti konularında ciddi bir çöküş yaşamakta, tek bir karar verici iradenin onulmaz trajedisi içinde bir türlü yolunu bulamamaktadır.

Ülkemiz kurumlarının hiçbir öneminin kalmadığı, kuvvetler ayrılığının hiç edildiği, sistemin sadece sorun ürettiği bu antidemokratik yönetimin ilk hedefi basın ve ifade hürriyetinin alanını daraltmak olmuştur.

İktidar, görünür ve görünmez bileşenleri eliyle kendine ait bir medyanın temellerini atarken nasıl bir gelecek öngördüğü bugün yaşanılanlara baktığımızda artık herkesin malumu haline gelmiştir. Kamuoyunda “havuz medyası” olarak adlandırılan bu yapının ne kadar meşru temellere sahip olduğu hususu ise ilk iktidar değişikliği ile bağımsız yargının konusu olacaktır.

Bir siyasi yapının kendisini destekleyen ve görüşlerini kamuoyuna yansıtan bir basın arzu etmesi ayrı bir konu ve fakat bizzat iktidar eliyle ve imkânlarıyla kendi kontrolünde bir medya oluşturmak istemesi apayrı bir konudur. İlkinin kamuoyu nezdinde bir meşruiyeti olsa da diğeri için bundan bahsetmek manasızdır. Millete rağmen millet adına amaç ve ajandaya sahip olduğu kanısı, söz konusu iktidarların tek adamlığa evirilmesinin de yolunu açan “yüce-davalar-hamaset ve otoriterlik” kılıfının mayasını oluşturur.

İşte bu mayanın tutması için, tek sesli ve sadece iktidar propagandası yapan bir medyaya ve kalemşörlere ihtiyaç vardır. Bu maya, sadece kendi propagandasını yapan bir medyaya sahip olmakla sağlanabilir mi? Elbette hayır… Devlet sopası ve iktidar nimetlerini kullanarak muhalif kesimlerin ve bağımsız medyanın da önünü kesmek gerekmektedir. İşte burada iktidarın arka bahçesi yaptığı başta yargı olmak üzere RTÜK ve diğer kurumlar devreye sokulmaktadır.

Bağımsız medyanın zaten ekonomik manada ne şartlar altında olduğu malum. İktidar burada devletin ekonomik imkânlarını eşit bir şekilde kullanmak yerine anayasaya da aykırı bir şekilde kendi medyasına imkan sağlamakta, bağımsız medyayı kendince cezalandırmaktadır.

Sadece kendine ait medyası mı hayır, devletin AA ve TRT’sini de tamamen kendi propagandasını yapan bir organ haline getirmiştir. Adına iletişim Başkanlığı dedikleri yapının ve şimdiki sözcüsünün ne yaptığını, amacının ne olduğunu burada anlatmama gerek yok sanırım. Sadece şunu ifade etmem gerekirse kendisine “siyasi memur” denilen bu şahıs ve yönettiği kurumun da yanlış bilgi vermek suretiyle halkı yanıltarak telafisi imkânsız sonuçlara imza attığı her bir iş ve eylemden dolayı bağımsız yargıda hesap vermesinin mukadder olduğunu belirtmek isterim.

İktidar sözcüleri, Türkiye’de basının geçmişe oranla çok daha özgür ve bağımsız olduğunu söylerken bizi aptal yerine koymak gibi bir nadanlığa niçin tevessül eder? Ben söyleyeyim: çünkü Gobbels’den aldıkları ilhamı ve ezberi terennüm ediyorlar.

Ne kadar saçma olursa olsun öyle yalanlar söyle ki bir gün karşılık bulur. Zira devamlı surette söylenen büyük ve tumturaklı yalanlar bunun içindir, kendi tabanları içindir, bizler için değil. Ne demişti sabık sözcülerinden biri: Bizim tabanımız Ay’a dört şeritli yol yaptığımıza bile inanır.

Peki böyle bir zihniyet, gerçeklerin ortaya çıkarılmasından ve halka duyurulmasından haz eder mi? Hayır tabi ki… Tam da bu yüzden iktidar havucu ile yandaşı yapamadığı bağımsız medyayı, devletin sopasını ve “altın dönemini yaşayan!!!” yargısını kullanarak terbiye etmektedir. 

Sistem öyle bir ceberut hale gelmiştir ki sokakta derdini anlatmaya çalışan sıradan vatandaşların sesi bile kesilmekte, sabahın köründe evlerinden gözaltına alınarak tutuklanmakta ve yargılanmaktadır. Sıradan vatandaşın bile derdini anlatmasından korkan iktidarın profesyonel medya mensuplarına ne yaptığı ortadadır.

Bu otoriter sistemde cesur ve hamiyetli bir şekilde mesleklerini icra eden medya mensuplarına asla tahammül edemeyen iktidar, hapishaneleri basın mensupları ile doldurmuştur. Batı dünyasının esasen ikiyüzlü bir tavırla karşı çıkıyormuş gibi görünmekle beraber bu iktidara verdiği örtülü destek sayesinde iktidar iyice pervasızlaşmıştır. Kamuoyu karşısında milleti aldatmak için birbirlerine hamaset yüklü ifadelerle yüklenen bu iktidar ve batılı yöneticiler, elbirliği ile ülkemizi dünyanın en büyük gazeteci ve aydın hapishanesine dönüştürmüştür. AİHM ve AYM gibi kurumların göstermelik verdikleri olumlu bazı kararların ise hiçbir hükmü yoktur maalesef.

Netice olarak, bu iktidar zihniyetinin ülkemize verdiği zararların şeceresini tutmak için hayli kabarık bir külliyata ihtiyaç var. Lakin yaptıkları son işler ise bunların medyaya vermek istedikleri nizamatın bizlere  köprüden önce son çıkış olduğunu haber vermektedir. Medyanın sesini kesen iktidar, sokağın da sesini kesmek için güya kamu hizmeti yapan kolluk kuvvetlerinin özel hayatını bahane ederek bir genelge çıkarmıştır. Ne anayasa ne kanun bunların umurunda değil. Biz yaptık oldu biz eyledik bitti anlayışı bunlarınki…

Esasen tüm bu yapılanalar zorbalıkta level atlayan iktidarın tek yolunun baskı ve sindirme olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu arkadaşlar ve zihniyetini artık hiçbir kanun ve kural bağlamıyor. Hatta ellerine boş bir A-4 kağıdı verin istediğiniz kuralı yazın deyin, bu zihniyet bir süre sonra ona bile uymayacaktır. Çünkü kuralsızlık büyük bir top çevirme alanı olmuştur bunlara.

Bu iktidarı ve liderliğini tanımlayacak tek yönetim şekli uzunca bir süredir adına  “KEYFOKRASİ”  diyeceğimiz tarzdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.