google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Demokrasi dedikleri yapılanmanın en önemli unsuru madem seçimdir, o halde sonucuna saygı göstermeyenlerin tavrı doğrudan  millete karşı ayaklanmadır.

Başka türlü izahı olamaz.

Her ayaklanma, kara gündür.

Hortlamadır…

31 Mart ayaklanması ile  28 Şubat darbesi aynı noktada kesişiyor.

İkisi de kara…

O gün rahmetli Abdülhamit’e karşı ayaklananların gayesi ülkenin kalkınması idi. En başta; İstanbul’u Medine’ye bağlayan tren yolu.

 Cennet mekân Sultan Hamit Han , ülkeyi tam da refaha kavuşturacağı esnada İngiliz istihbaratı içteki hainlerle işbirliği yaparak tahtını alaşağı ettiler.

Ondan sonrası yıkım, felaket, parçalanma…

28 Şubat için de gaye aynıydı.

Ülkenin güneyinde baş gösteren bölücülüğün ayrı bir devlet halinde oluşması için Abdülhamit neslinin iktidarlardan uzak tutulması gerekiyordu.

Refah Yol hükümetinin almış olduğu ekonomik tedbirlerle hazine tam da açıklarını kapatacağı esnada aynı zihniyetin hortlamasıyla ülkede aylarca hükümet krizi yaşandı, düzelen ekonomi bozuldu.

290 milyar dolar hiç edildi…

Tarih 1997 Şubat ayı.

1980 öncesi olduğu gibi, Genel Kurmay Başkanlığındaki darbeci bir takım subayların  brifingler tertiplemek suretiyle iktidar aleyhine alenen bayrak açmışlardı.

O dönemin Adalet bakanı merhum Şevket Kazan.

Ülkenin hâkim ve savcıları brifinge çağrılıyordu.

Ben de Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı idim.

Bakan savcılıklara yazı yazarak hâkim ve savcıların brifinge katılmamalarını istemiş fakat o yazı ters tepmişti. Zaten zihniyeti bozuk olan birçokları duruşmalarını yarıda keserek  Genel Kurmayın toplantı salonunda yerlerini almışlardı. Geç kalanlar ise merdivenlerin altına sıkışarak, millete isyan edenleri dinlemekten haya etmediler, mesleklerinden de utanmadılar.

O toplantıya, benim gibi az sayıda kişi katılmamıştı.

“Laiklik elden gidiyor..!”

Oysa ki Refah Yol iktidarı tam bir uyum içerisinde çalıştı.

Kalkınma %8’lere varmışken araya Batı Çalışma Gurubu’nun yasal olmayan fişlemeleri girdi.

Kimin kızı hanımı örtülü!

Kim ibadet eder, rakı içmez…

Hangi okuldan mezunsun?

Bir yaygara, bir şamata…

Ali Kalkan ile Fadime Şahin olayları isyana kalkışmanın bir numaralı gerekçesi.

Oysaki perde arkası bu olayların kurucuları ta kendileri,  yanı  darbeciler.

Sincan’da belediyenin tertiplemiş olduğu gecenin doğrudan hedefi, Filistin halkına zulüm yapan İsrail terör devletini lanetlemekti.

Rejimle, laiklikle  uzaktan yakından alakası olmadığı halde, bunu da cumhuriyet ilkelerine kalkışma göstererek sahne alanlarla Belediye başkanı Bekir Yıldız tutukladılar. Bekir’in Ankara Kapalı cezaevinde ziyaretine gittim.

 Bakan Şevket Kazan da gidince yer yerinden oynadı.

Belediye Başkanı teröristmiş, Adalet bakanı öyle birisinin ziyaretine gider miymiş!  Bunu da laiklik tehlikesi hanesine yazdılar.

Daha sonra avukat olarak AİHM’ sinden yargılamanın adil olmadığına dair kararı ben aldım.

İşin aslı, Siyonistler ülkenin kalkınmasını istemiyordu.

Madem Tansu Çiller Erbakan’a destek verdi bitirilmeliydi.

Madem Erbakan, havuz sistemi kurarak yurt dışındaki işçilerin paralarını yurda getirmeyi başardı onun da siyasi hayatı bitirilmeliydi.

Yerine daha ılımlısı, daha sadakatçisi.

Öyle oldu nitekim ikisine de siyasetten el çektirdiler.

O günler Çiller ailesi, sırf hükümet ortağı oldukları için oldukça zor durumdaydı.Tansu hanımın  dik durması darbecileri kızdırdı.

Amerika’daki mal varlığı diye tutturarak sıkıştırmaya başladılar.

Maksat, cezalandırarak hattını bildirmek.

Masonık  odaklar bir taraftan, basın bir taraftan insafsızca üzerlerine gidiyordu.

O tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili idim.

Rahmetli hısımım Ayvaz Gökdemir telefon ederek, Tansu hanımın beyi Özer Çiller,  basından çekindiği  için ifade vermeye gelemediğini söyleyince sorgulama saatini değiştirdim.

Geç saatlerde avukatı ile gelerek savunmasını verince de, o olay tarafımdan  “takipsizlik” kararı ile sonuçlandırıldı.

Argümanları bir buçuk asırdan beri irticadır.

Refah partisinin ileride kapatılma nedeni, irtica odağı haline gelmesi suçlaması ile ile alakalı idi. Yargıtay Başsavcısı durmadan delil topluyordu.

Tabi ki  örtülü öğrenciler, örtülü memur aileler, örtülü avukatlar  birer delil.

Bakan Şevket Kazan, başörtülü avukatlar duruşmalara kabul edilecekler diye savcılıklara tamim gönderince de Barolar Birliği’nin eline koz vermiş oldu. Hemen idari mahkemeden hem durdurma, hem de iptal kararı alarak yasağı meşrulaştırdılar.  Sözde basın mensubu, sözde aydın geçinen Uğur Dündar,  öğretmen öğrencilerini Cuma namazına götürdü diye ekranlardan kıyametleri koparıyordu. Namaza giden tam elli öğrenci imiş!

Bu gün de ilkokul çağında körpe çocukları otobüslere bindirerek Anıtkabir’e götürüyorlar, kimsenin sesi soluğu çıkmıyor…

Hasan Mezarcı güya Mustafa kemal’e hakaret etti diye(aslında yok öyle bir şey)  Türkiye genelindeki Başsavcılar işlerin güçlerini bırakarak, Antalya’da  yaptıkları bağlılık toplantısı sonucu bildiri yayınladılar.

Bu ülke nerelerden buralara geldi.

Ankara’da bulunan tüm hâkim ve savcılar cüppelerini giyerek, Anıtkabire kadar  yürüyüşe zorlanıyordu. Gitmeyenler olursa, sonucuna katlanacaklardı.

Bakanlık hâkimi olarak iki kişi cüppe giymemişti, birisi benim diğeri de sol görüşlü olan oda arkadaşım. “Hâkim taraf değildir”  diyerekten yürüyüşü açıktan kınıyorduk. Anıtkabir’e vardığımızda Mustafa Kemal’in lahdine selam vermek doğrusu içimden gelmiyordu. Tam da sıra bana geleceği esnada ne olacaksa olsun düşüncesiyle yana kayarak  yürüdüm.

 Ne hikmetse gören olmadı.

Değilse defterim o gün dürülmüştü.

Her devir “kara gün” yazan bir takım zihniyetleri bozuk darbecilerin, askeri kuvvetlerde kadrolaşmalarının halen önü alınmış değildir.

Askeri vesayet düne göre her ne kadar etkisini kaybetmiş görülse de, sistem aynı kurallarla devam ettiği sürece bir gece ansızın darbe olmayacağını kimseler garanti edemez. Madem bir yerlere kadar gelindi, o halde tecrübelerin ışığında yeniden askeri yapılanmanın gerçekleştirilmesi şarttır.

Değilse, 28 Şubatlar her an kapıda bekliyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.