12 Eylül'ün üzerinden tam 40 yıl geçti. Bu bir kuşak demek. Bugün yaşı 55/60'ı bulmayanlara, o dönem yaşananlar hikaye gibi gelebilir. Geçmişini bilmeyen geleceğini sağlam temeller üzerine inşa edemez.

En büyük problemimiz okumamak. Bunun için, dün yaşananları geleceğe aktarmamız, hafızaları diri tutmamız mümkün olmuyor. Darbelerin ne olduğunu, ülke ve millete neye mal olduğunu anlamak için her defasında zihin tazelemesine ihtiyaç var.

70'li yıllar bu ülkenin en karanlık, en kanlı yılları idi. Bugün bazıları sağ-sol kavgası diyerek basit bir yaftalama ile işin içinden çıkıyor. Kimse o kavganın içine, ruhuna, nedenlerine, niçinlerine girecek basireti göstermiyor. Bu ülkede hiç sağ-sol kavgası olmadı. Oldu diyenler, o gün sorumluluklarından kaçmaya mazeret uydurmaya çalışanlar, ülkeye karşı sorumluluklarını yerine getirmeyenlerdir. Kavga vatan kavgasıydı, Türkiye'nin Komünist Sovyet hegemonyasına sokulmasına engel olma kavgasıydı. Bizi millet yapan değerleri çiğnetmeme kavgasıydı. Ne yazık ki bunu millete anlatamadık. Bırakınız milleti sonraki kuşaklara, kendimize bile anlatamadık.

Çünkü yazmak, okumak gibi bir derdimiz yok. Tarihini bile başkalarına yazdıran bir hareket asla geleceğe dair umutlarını muhafaza edemez. Entelektüel alanda yok olanlar, zamanla gerçekte de yok olurlar. Nitekim bugün ülkücü/milliyetçi hareket adıyla bir topluluk bulunmasına rağmen gerçekte dünün aynı etiketi taşıyanları ile aralarında neredeyse hiç bir benzerlik yok. Her gün biraz daha kendi iklimimizden savrulup, uzaklaşıyoruz.

Aradan bunca zaman geçtikten sonra 12 Eylül'ün daha sağlıklı, daha bilimsel tarzda değerlendirilmesi gerekirdi, değil mi ama nerde?  Sebepleri, nedenleri, hele ülkücülerin onca fedakarlıklarına rağmen niçin işkencehanelerde, sehpalarda soldurulduğunun sorgulanması gerekirdi. Hiç unutmuyorum, bundan bir kaç yıl önce sol gruplar Ege'nin bazı illerinde 12 Eylül'ü protesto yürüyüşü yapmak istediler, buna bazı ülkücü kuruluşlar engel oldular. Ülkücüleri asan, işkencehanelerde perişan edenleri korumak ülkücülere düştü. Bu, nasıl bir aymazlık ve bilgisizlik ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Oysa omurgalı, bilinçli bir harekete düşen ülküdaşlarına ölümü reva görenlerden hesap sormak, darbelerle hesaplaşmak olmalıydı. Ancak lider-teşkilat-doktrin eleştirilmez yalanı ile  kendi aklıyla hareket etmeyecek hale getirilen bir hareket bunu yapamazdı, hiç bir zamanda yapmadı.

Bugün geriye dönüp baktığımızda keşke o kavga olmasaydı demenin bir anlamı yok. Her olayı kendi şartları içinde değerlendirmek gerekir. Olmasaydı temennisinden önce niçin oldu sorusunu sormak gerekir. Sovyet yayılmacılığı, gençliğin sola kayması, bir çok ilde kurtarılmış bölgelerin oluşturulması cari sistemin devamından yana olan iç ve dış güçleri harekete geçirdi. Darbe yapmak için önce halkın ikna edilmesi gerekiyordu. Bunun yolu da, çatışmaların sürmesi, vatandaşın illallah diyecek noktaya gelmesiydi. Marksist sol, zaten -devrim kanla yazılır- zihniyetinde ve çatışmacıydı. Ancak kavga için çatışan iki tarafın olması gerekirdi. Bunu da darbeye karar veren güçler bir ondan bir bundan vurarak yaptılar. Tehlike büyüktü, halk kanla ikna edildi. 12 Eylül düdüğü çaldığında artık vatandaşın büyük kısmı darbeyi bekler, hatta ister durumdaydı. Darbeyi yapanlar, darbe yapmak için sokağa sürükledikleri insanlardan da hiç bir ayırım yapmadan hesap sordular. Allah, vatan, bayrak diyenleri darağaçlarına gönderdiler. Aslında darağacına giden bir neslin direnme iradesi, vatan sevgisi idi. Tehdit ortadan kalktıktan sonra da sistemin sillesini yiyen ülkücüleri planlı bir şekilde etkisizleştirip, hareketi kendi adamları üzerinden yeniden şekillendirmeye çalıştılar. 12 Eylül'ün bu millete en büyük kötülüğü bu oldu. Okumayan, araştırmayan, sormayan, sorgulamayan, aklını kiraya vermiş, nereye çekilirse oraya giden nesiller ortaya çıktı. Bugün milliyetçilere ve milliyetçiliğe sövenlerin peşinde milliyetçilik yapmanın arkasında işte bu gerçek yatıyor. 12 Eylül arkadaşlarımızı ipe çekti. Bahçeli fikirlerimizi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.