POPÜLİST CUMHURİYET’TEN DEMOKRATİST CUMHURİYETE

Cumhuriyet tarihinin ne önemli referandumlarından ikincisini yaşıyoruz. İlki 2007’deki Cumhurbaşkanını halkın seçmesi idi; şimdi ise, 1923’ten beri uygulanan “popülist cumhuriyet”ten, “demokratist cumhuriyet”e geçiyoruz. (Bu konuda Yusuf Akçura ile Mustafa Kemal’in tartışmalarını okuyunuz lütfen.) Bu geçiş gerçekten de bu ülkenin en önemli evrelerinden biridir ve gerçek “eksen kayması” (Bana göre “eksenin gerçek yerine oturması) şimdi yaşanıyor.

Şu ana kadar yaşadığımız cumhuriyet ve kurumlarının işleyişi, Batı’nın “terbiye edilmiş sistemleri” idi. Neyi nasıl yapacağımıza onlar karar vermişler, nasıl olmamız gerektiğini onlar belirlemişler ve hangi durumlarda çizme aşılmaz, onu çok iyi öğretmişlerdi. Yani sistemi her ne kadar “popülist cumhuriyet” olarak adlandırsak da, mevcut cumhuriyet “terbiye edilmiş cumhuriyet”tir. Mesela terbiye edilmiş arslan gibidir… Arslandır ama terbiyecisinin yap dediklerini yapar… Başka bir şey yapamaz. Kendi iradesi yoktur; sahibinin iradesine ve öğrettiklerine göre hareket eder.

Bu cumhuriyet dönemi bitti!...

Batı’da kopan yaygara, terbiye ettikleri cumhuriyetin devam etmesi içindir.

Almanya, Hollanda, İsveç, Danimarka… Daha arkası gelecek önümüzdeki günlerde. Bu halkaya İtalya, Fransa, İspanya, Avusturya ve hatta Macaristan bile eklenirse, şaşmayın. Merhum Akif’in dediğini hatırlayın:

Ostralya’yla berâber bakıyorsun Kanada

….

          Kimi Hindû kimi yamyam kimi bilmem ne belâ

Taa haçlılardan 20. yüzyılın başına kadar bu topraklara bakarak kimlerin iştahları kabardıysa, gene aynı güruh ağzından sular akıtarak bakıyor bu topraklara. PKK’yı destekleyenler, IŞİD’i piyasaya sürenler, PYD/YPG’yi koruyup kollayanlar, FETÖ’yü  kullananlar hep bunlar!...

Türkiye şu anda tıpkı 1915 şartlarını yaşıyor. Ha Çanakkale ve Sakarya-Kocatepe, ha 15 Temmuz, ha 16 Nisan!...

İç siyaset aktörleri ve aydın olduklarını iddia edenler şunu bilmeliler: Türkiye’nin, terbiye edilmiş cumhuriyetten şahsiyetli cumhuriyete geçmesi gerekir ve son zamanlarda Avrupa’da yaşananlar, buna engel olma operasyonlarının birer parçasıdır. Biz Türkiye’de Anayasa referandumu yapacağız; sesi PKK ve Avrupa’dan geliyor. PKK da çok iyi biliyor ki, yeni sistem PKK’nın çanına ot tıkayacak. PKK’nın çanına ot tıkanması demek, PKK’yı maşa olarak kullananların ellerinden maşaların alınması demektir. O yüzden diğer ses de Avrupa’dan geliyor. Almanya, Hollanda, İsveç ve Danimarka’da olanlar, Tayyip beyin muhaliflerinin ülke içinde değil Avrupa’da ve hatta bütün dünyada olduğunu gösteriyor.

Bu referandum, sıradan bir referandum değil. Bunu Avrupa devletlerinin takındıkları tavırdan da anlıyoruz.  Bazı açılardan eleştirdiğim Devlet Bahçeli’nin boşuna “beka sorunu” demeyeceğinden adım gibi eminim. Türkiye’nin özellikle 2019 seçimleri ve sonrası ile ilgili olarak Batılıların planları masaya yatırıldı ve orada görüldü ki, Anayasa meselesi, iç siyasete değil, tamamen dış siyasete yönelik bir millî irade tavrıdır. Meseleyi sadece bir iç siyaset meselesi olarak görmek, konunun önemini kavrayamamak demektir. Maalesef iç siyaset aktörleri ve figüranları, meseleyi sadece Tayyip Erdoğan etrafında yorumluyorlar veya onlara böyle yorumlamaları söyleniyor ve kısır bir döngünün içinde yuvarlanıp duruyorlar. Fakat iktidar mensupları da zaman zaman muhaliflerin koydukları kurala göre oyun oynuyorlar ki bu son derece yanlış bir tavırdır. Referandum sürecinde rehabilite eden ve herkesi kucaklayan bir şefkat dili tesis edilmeli; ülkenin dünyada karşı karşıya bırakılmak istenen durumun vehameti bu dil ile anlatılmalıdır. Günlük iç politika kısır çekişmesi, iktidara bir şey kazandırmaz.

Aman ha birbirimize düşüp elin oğluna el oğuşturtmayalım.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/964/populist-cumhuriyetten-demokratist-cumhuriyete.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar