AVRUPA VE KRİZ

Avrupa, adını mitolojiden alır. Europa, Fenikeli’dir. Güzel bir kızdır. Zeus onu görür ve beğenir. Bir gün, Europa arkadaşlarıyla birlikte gezintiye çıktığı sırada Zeus, boğa kılığına girer ve kızı kaçırır. Avrupa, dünyanın yaşlı kızıdır. Tanrı’nın kaçırdığı efsane bir kadının adıdır. Onlar, her alanda olduğu gibi kendilerini Grek kültür ve medeniyetine bağlı görmek isterler.

Avrupa gerçekten Grek kültür ve medeniyetine, daha doğru bir ifadeyle felsefesine ne kadar bağlıdırlar? Grekler, kendi dillerini bilmedikleri için ne konuştuklarını anlamadıkları kendi kuzeylerindeki halklara -ki onlar Avrupalılardır- barbar derler. Barbar, Greklerin Avrupalılar için kullandıkları bir sıfattır. Bugün, tarih boyunca olduğu gibi, kendilerinin tarihsel ve kültürel köklerini Greklerde gördükleri için medeni olduklarını düşünürler.

Felsefe adını verdiğimiz ve hakikat peşinde aşkla koşma işi, Batı Anadolu’daki kıyı kentlerinde başlamıştır. Millet, Efes, Çanakkale çevresi, Sinop ve sayabileceğimiz daha pek çok yer Anadolu topraklarındadır. Hesiodos, İşler ve Günler adlı eserinde bir çiftçinin yılın hangi mevsiminde ne işlerle uğraşması ve nasıl yaşaması gerektiğini anlatır. Komşularla olan ilişkilerden tutun da, yardımseverlik, çalışmanın önemi, haksız kazancın kötülüğü v.b pek çok konuda bize bilgiler verir. Bugün bile Anadolu’nun pek çok yerinde geçerli olan yaşama ve hayatı devam ettirme ile ilgili yaşama ilişkin kurallardır bunlar. Bunların hiçbirisi, barbar olan Avrupa’nın herhangi bir bölgesinde rastlanmayan meziyetlerdir. Avrupa, tabiat ile bağını gerçeklik üzerinden kurmuş ve tek derdi hakikat olan, mutlu yaşamanın yollarını araştıran ahlak okullarına sahip Grek felsefesini Hıristiyanlık ilkelerine göre işleyerek bozmuş ve Grek felsefesine de yabancılaşmıştır. Pek çok filozof bunun farkındadır ve Avrupa, kendisine göre sahte bir kültür oluşturmuştur.

Avrupa’nın savunduğu değerler, sahte bir kültürün kavramları olduğu için inandırıcı olmaktan uzaktır. Çünkü Avrupa,  zenginliğini yeni kıtaların keşfi ile birlikte oluşturdukları kolonilere, sömürgelere, köle ticaretine, tabiatın sömürülmesine borçludur. Derisi yüzülerek öldürülen bilim insanları, idam edilen filozoflar, dünyada yaşanan savaşların müsebbibi olmaları, dünyanın adalet ve hakça bölüşümden mahrum oluşun sebepleri, tarihlerinde insan yerine bile koymadıkları Kızılderililer, zenciler ile ilişkileri v.b pek çok şey düşünüldüğünde barbarlıklarının devam ettiğini görmemek mümkün değildir. Dünyanın başına bela olan bütün fikir akımlarının sahibi onlardır. Avrupa tarihinin ortaya çıkardığı emperyalizm ve kapitalizm, bugünkü eşitsizliğin yegâne sebebidir.

Kültür ve medeniyet, insan varlığının evrenselliğine ve haysiyetine hizmet etmiyorsa, böyle bir kültür ve medeniyet ebedi olamaz. Avrupa, 1990’lü yıllardan itibaren fikir adına kriz içindedir ve söyleyebileceği ne varsa söylemiş görünmektedir. Artık bütün bir varlığı muhatap alarak felsefe yapan filozof çıkaramamaktadır. Dinleri, aşkınlığını kaybetmiş bir Hıristiyan tanrısı yüzünden insanlar üzerinde ideal amaçlar koyan ahlak üretememektedir. Madde üzerinde egemenlik kurmaya yönelik bir bilim ve teknoloji, insanlığı mutlu etmek şöyle dursun, insanlardan ve dünyadan uzaklaştırmaktadır. Akıl ve madde zemininde kurulan Avrupa İmparatorluğu, mutsuz insan yığınları, açlık ve sefalet içinde yaşayan Avrupa dışı toplumlar yaratmıştır. Adaletsizliğin olduğu bir dünyada barışın olmayışının sebebi, adaletsizliği yapanlardır. Onlar eliyle barış sağlanamaz.

Dünyayı etkileyen fikirlerin gelişimi açısından Avrupa’nın rolü inkâr edilemez. Hıristiyanlığın etkisi insanlar üzerinde kırıldıktan sonra onun yerine ikame edilmeye çalışılan ideolojiler, din yerine geçemeye başladı. Komünizm, faşizm, ırkçılık, emperyalizm, kapitalizm, sosyalizm hepsi boşluğu doldurma gayretleriydi. Bunlar, Avrupa’nın kültürü denildiğinde bugün akla gelen kavramlardır. Sanat, felsefe, din Avrupa’da yerini ideolojilere bıraktıktan sonra onları kontrol edecek ve ideal amaçlara bağlayacak bir şey kalmadı.

Bugün, Greklerin barbar olarak adlandırdıkları noktaya dönüşün izleri mi canlanıyor acaba demekten insan kendisini alamıyor. Çünkü yakın tarihlerinde nazilerin ve komünistlerin aldıkları can, şuur altlarında yatan duyguların ifadesidir. Onlar, öteki olmadan tarihte kalamazlar. Bizim öteki’miz yoktur ama onların öteki’si biziz. Bizden başka da öteki’leri yoktur. Mesele, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan meselesi değildir; mesele Türk olmak meselesidir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/954/avrupa-ve-kriz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar