İNANMAK ZOR ŞEYDİR

“Bu cüceler asrı,

ne dehaya inanıyor, ne fazilete.”

Cemil Meriç

Şüphesiz inanç en muharrik güçtür. İnanmak, dinamik ve hür bir irade demektir. Bu yüzden bir Allah dostu, “inan da, istersen bir odun parçasına inan” der. İnanan biri olarak Sokrates, kendisini idama mahkûm eden mahkeme heyetinden, şahsına bir emekli maaşı bağlanmasını isteyecek kadar alaycıdır; çünkü hür bir fikrin sahibi ve yüce idealleri olan biri ancak böyle konulur. Bu yüzdendir ki Sokrat, ideallerine ihanet etmemek ve kendisiyle çelişmemek için baldıran zehrini tereddüt etmeden içmişti. Atina’nın, Yunanistan’ın en demokratik kenti ve Sokrates’in en büyük filozof olması, bu akıbeti engellememişti. Çünkü çakallar daima leşlerle beslenirler.

Adeta sırtlanlar, çakallar ve kurtların hükümran olduğu bir diyar, bu dünya. Dünyaya ders veren ünlü masal kitabı Kelile ve Dimne de, iki çakalın adı değil midir? “Kahramanlarımız: Kral aslan, müşaviri boğa ve nedimleri iki çakal: Karataka ve Damanaka. Doğu dillerine çevrilirken, esere bu iki çakalın adı verilmiş: Kelile ve Dimne.” Bu sebeple Hz. Ali: “Dünya bir cife (leş)dir. Ondan bir şey isteyen, köpeklerle dalaşmaya hazırlıklı olmalı” demiyor mu?

Bütün varlıklar içerisinde, bilinçli olmanın avantajını ve düşüncenin konforunu yaşayan yegâne varlık insan. Bu avantajının sınırlarını bilen insan, bir üst ve sınırsız bilincin farkına varır; bu da bir yaratıcıya giden yolun nirengi taşıdır. Yaratıcının varlığını hissetmek, geleceğe dair ümitler beslemek, yani inanmak demektir. Aksi takdirde insan, boşluğa düşer ve hiçliğe gider. Kimi zaman da iman diye, aklı çıldırtan hurafelere bel bağlar insanoğlu. Bir dönem Peygamberlere ve azizlere ait bir takım emanetleri sakladıklarını iddia eden manastırlar, bu emanetler sayesinde nice servetler toplamışlardı. Bu yüzden uzun müddet şifabahş tesirlerini halk nazarında kaybetmiyorlardı. Mesela Palermo’da Saint Roslia’ya ait iskeletin bir keçi iskeleti olduğunu İngilizlerin meşhur jeologlarından Profesör Bucland’ın meydana koymasına rağmen, bu kemiklerin icazkâr tesirine zere kadar halel gelmemişti. Çünkü kimi kez insanoğlu, kulaklarının üstüne yatarak ve aklını altına büzerek iman eder.

Yüce duygu ve değerler taşımayan insanın hayvandan pek de farkı yoktur. Hayvanî bir yaşantıya, yarına dair bir ümit taşımayanlar taliptirler. Bu yüzden Orhan Veli, “düşünme, arzu et sade; bak böcekler de böyle yapıyor” derken, düşüncesizliğin böcekçe hayat bahşettiğini de ikrar etmiş oluyordu. Allah’a iman, insana değer katan bir düşüncedir. Neitzschce “tanrı öldü” diye haykırırken, belki de Hıristiyanlığın insanileştirdiği tanrının ölümünü müjdeliyordu, ama kendi ruhunda da bu inancı öldürdüğü için intihar etmişti.

İzoulet Jean haklı olarak, “Güneş tutulunca yabaniler ışık öldü diye dövünürlermiş. İdeal kararınca da biz medeniler, ellerimizi göğe kaldırarak çığlığı basıyoruz: Tanrı öldü” diyor ve ekliyor: “Güneş tutulması birkaç dakika sürer, idealinki ise yüzyıllarca sürebilir.” Gerçekten de Batı dünyasının maveraya karşı akıl tutulması hâlâ sürmektedir. Daha ne kadar devam edeceği de bilinmez. Cemil Meriç, “Aydın zümreler Tanrı’nın yerine insanı oturtmuşlardır. Avrupa insanı Tanrının defnine Neitzsche’nin davetinden önce koşmuştu” der. Haklıdır. Aslında Hristiyan Batı, Hz. İsa’yı Tanrı ilan ettiğinde, bu ölümü çoktan ilan etmişti.

“Bizi bağlayan zinciri taşımak, onu kırmaktan daha fazla yürek ister” diye seslenir Montainge. Neitzschce de pek çok kimse gibi kalbine ve gönlüne taktığı zincirlere yenilmişti. Kalbe vurulan zincir, aslında derin ufukları bağlayan birer prangadır. Hakk’a  ve hakikate  açılan ufukları.. Bu zincirleri kıran nadir insanlar da vardır. Alman şair ve düşünür Geothe bunlardan biridir. Friedrich von Schlegel, onu “Müslümanlığa iman eden putperestin teki” olarak nitelendirir. Keza Pascal, aklı sonuna kadar germiş, çıkış yolunu imanda bulmuştu ve şunları haykırmıştı: “Bana filozof ve bilim adamlarının haber verdiği Tanrı değil, İbrahim, İshak ve Yakub’un anlattığı Tanrı lazım.” Merhumun Necip Fazıl’ın deyimiyle, Hz. Muhammed’i anmadığından dolayı, atılmayan tek ve son adım yüzünden hakikat gemisini kaçırmıştı Pascal.

İman nasip işidir. Bazen bir nefes kadar insana yakın, bazen de erişilmez bir ufuk kadar uzak kalır. Gerçekten inanmak zor iştir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/910/inanmak-zor-seydir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar