BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE

Eklenme Tarihi: 26.02.2017 00:28:24 - Güncellenme Tarihi: 28.03.2020 12:24:46

Bilim, her şeyden önce bilme isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Aristoteles, ?her insan doğal olarak bilmek ister? der. Bu, her insanın doğal olarak bilme isteğine sahip olması nedeniyle bilim yapma kapasitesine de sahip olduğu anlamına gelir.

Bilme isteği, varlık yapımızın bir sonucu olarak ortaya çıksa da, bu isteğin hangi nedenler tarafından belirlendiği ve sonuçları bakımından nasıl ele alınması gerektiği meselesi, önemli ölçüde bilim ile olan mesafemizi de belirler. Çünkü her bilme fiili, bilimsel bir fiil olmadığı gibi her bilme fiili neticesinde ortaya çıkan bilgi de bilimsel olma niteliğine sahip değildir.

Sırf bilmek için bilmek olarak da ifade edebileceğimiz hasbi bir bilme meselesi kadar bilme fiilini ve bu fiilin neticesinde elde edilen bilginin safiyetini mukayese edebilecek başka bir bilme fiiline ve bizatihi bilginin kendisine rastlamak pek mümkün görünmemektedir. Bilme meselesini hasbi olarak nitelememize en büyük gerekçe de, bizi bilme fiiline yönelten daha çok kendi varlık yapımızdan ortaya çıkmış olan hayret, şaşma, merak, korku, şüphe gibi durumların olduğunu da söylemek gerekir. Hatta Platon felsefeyi hayret ile başlatır ve Heidegger de hayret ve şaşmayı, felsefenin hem arkhesi hem de bütün bir felsefe yapma sürecine hâkim olması gereken en önemli duygu hali olarak görür.

Bilim ve felsefe, tamamen akıl işi olmasına rağmen ve akli olandan uzaklaşıldığında bilim ve felsefeden de uzaklaşılmış olacağını düşündüğümüz halde her iki disiplin için de muharrik durumunda olan bir duyguyu başlangıç ilkesi olarak kabul etmek, insan doğasının bilme isteğinin hangi gerekçelere bağlı olduğunu da açıkça gösteriyor denilebilir.

Hayret ve şaşmayı korku ve şüpheden ayırmadan ele almak ve bu insani durumları bilim ve felsefe için olmazsa olmaz varoluş halleri olarak hayatın bütününe yaymak gerekiyor. Hayret ve şaşma bütün bir bilim ve felsefe yapma sürecine diğer iki halin, korku ve şüphenin eşlik etmesi sayesinde hâkim olma imkânına sahip olabilir.

Felsefe, kesinlik iddiasını taşımasa da, genellik derecesinde bir bilgi arayışı ve hakikat tutumu olmak, bilim de insanın kesinlik iddiasını gerçekleştirmek için en uygun ve doğru bir disiplin olmak bakımından elde ettikleri sonuçlara karşı sürekli bir biçimde temkinli tavır almak zorundadırlar. Temkinli tavır almak, doğruluk ve kesinlikten emin olamamak ile ilgilidir ve bu tavır, dogmatik düşünüşe karşı da panzehirdir. Burada temkinli tavırdan kastım, sürekli bir biçimde ?acaba?? sorusuyla kendimizi muhatap kılmaktır. Devam ettirici ve arayışı sürdürücü olanın bu soru olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Acaba sorusu, bir şüphenin derinden derine varlığına işaret ederken içimizdeki bir korkunun da, hakikat araştırmasına girmiş olanın etik sorumluluğunun omuzlarına yüklediği bir korkunun da dışa vurumudur. 

Cesaretin yerine korkunun geçmesi dediğimiz bir hal olmadıkça cesaret, bazı durumlarda yanlışın nedeni haline dönüşebilir. Filozof ve bilim adamı hakikat olanı ifade ve ifşa etmek bakımından cesur olmalıdır ama ifade ve ifşa edilenin hakikat olup olmadığı konusunda da şüpheye dayalı bir içsel korku ona eşlik etmelidir. Bilimsel ve felsefi yolculuğu sürdüren ve hayret ile şaşmayı bütün bir sürece yayan da korku ve şüpheden kurtulma isteğidir. Burada bir paradoks vardır: Sürekli korku ve şüphe hali, yaşamın çekilmezliğine destek olur. Ama bu iki hal olmadan da bilimsel ve felsefi tavrın süreklilik kazanması mümkün değildir. Paradoks ve çekilmez denilen bu durum, şüphe ve korkunun mahiyetinin ne olması gerektiğinin belirlenmesi ile ortadan kaldırılabilir.

Korku, ormanda karşımıza çıkan ve bizi ölümle karşı karşıya getiren yırtıcı bir hayvandan korkmak gibi bir korku değildir. Buradaki korku, hakikat karşısında bizi dinç ve dinamik tutan, bilincimizi açık hale getiren ve heyecanımızı en üst seviyede yaşamamıza imkân veren bir duygu halidir. Şüphe ise, düşünceyi yeni yollar açmak için yeni sorular bulmaya zihni zorlayan bir neden olarak görülmelidir.

Bir ülke, şüpheden korkuyorsa, hayret ve şaşma duygularını anormal davranışlar olarak görüyorsa, korkuyu da insanı dinç ve dinamik olmaktan ziyade kendini garantiye almak için bir alet durumuna getiriyorsa orada, söz konusu etmeye çalıştığımız bilim ve felsefeye de uzak bulunuluyor demektir. Bilim ve felsefenin olmadığı yerde, Cumhurbaşkanımızın isabetle ifade ettiği ?malumatfuruşluk? boy gösterir ve derin bir teemmüle dayalı fikirlerin yerini içi boş söz oyunlarından ibaret olan şiirsel ifadeler alır. Bu ifadeler, içi boş olduğu için aforizma da değildir.

Hayret ve şaşmanın yerini hissizlik, korkunun yerini cahil cesareti, şüphenin yerini temelsiz ve gerekçelendirilmemiş boş inançlar hayatımıza hâkim olmaya başladığı andan itibaren medeniyetimize kaynaklık ve eşlik eden fikirler ve müsesseler bütünüyle içi boş hale gelir. Türkiye?nin artık yürümesi gerekn yol, kültür ve medeniyet yoludur. Bu yola bilim, felsefe, sanat ve din kaynaklık edebilir. Bu dört disiplin kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/893/bilme-istegi-bilim-ve-felsefe

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI