BEYAZ ELBİSELİ MEHDİ

Samuel Beckett'in batı insanının içerisinde bulunduğu anlamsız boşluğu ve tekdüzeliği en iyi anlayan ve anlatanlardandı.

Godot’u Beklerken isimli eserinde kişilerin içinde bulundukları durağanlığı anlatıp Godot’un gelmeyeceği, bir şeylerin değişmeyeceği, gelişimin varolmadığı temasını işler. Sırp yazar Miodrag Bulatoviç ise Godot Geldi eserinde ise Godot’u getirir. Ama gelen Godot onu bekleyenlerin hayallerindeki gibi değildir; paçavralar içinde bir fırıncıdır, sıradan, üstelik sümüklü bir ihtiyardır... Umutlarını, hayallerini katlettiği için Bulatoviç Godot’u yargılatır ve ölüme mahkum ettirir.

15 Temmuz Fetö darbesi sonrasında Türkiye’ye de bir Godot geldi. Türkiye’ye gelen de Beckett'in ve Bulatoviç’inanlattığının daha beteri idi. Sadece bu dünyayı değil müridlerinin ahiretlerini bile garanti altına alıyordu. Üstelik“Mehdi”lik gibi her insana nasip olmayacak uhrevi bir sıfatı da vardı. Merak ediyorum, Fetullah Gülen Türkiye’ye iade edilse; Sincan Cezaevine kapatılsa, hayranlarınca yargılanıp ölüme mahkum edilen Godot gibi bir kaderi yaşar mı?..

Mehdilik konusunda alimler “İslam’da mehdilik vardır, yoktur” tartışmasına devam ededursunlar toplumumuzda mehdi beklentisi her zaman var olmuştur. Fetullah Gülen mehdi midir, değil midir, orasını da bilemem. Ama Gülen mehdi olsaydı Sincan Cezaevi’ndeki Fetöcüleri bir şekilde Pensilvanya’ya ışınlardı muhakkak.

Şimdi size Konya Dutlukır Askeri Cezaevi’nde yaşanmış bir mehdilik hikâyesi anlatacağım. 12 Eylül İhtilali sonrası, bütün cezevlerinde olduğu gibi gibi “karıştır-barıştır” uygulaması ile yüz kişilik koğuşun yarısı ülkücü mahkum, diğer yarısı ise solcular.

İçeride dini kitaplar furyası başlamıştır.. Herkes yutarcasına okuyup bir kaç ayda tasavvuf ehli olmaktadır... Koğuşun en sofusu olan ülkücü mahkum istiare namazında, ilk şafakta "mehdi"nin  geleceğini, onları cezaevinden kurtaracağını görmüştür. Buna önce en sofular sonra bütün koğuş şıppadak inanır... İnanmak menfaatları icabıdır çünkü.

"Mehdi"nin geleceğini istiare namazında gören sofu ülkücü koğuşa şöyle seslenir:

"Mehdi beyaz elbisesi ile geldiğinde sizin giyinmenizi beklemeyebilir... Onun için herkes giyinik yatacak... Çorabınızı, ayakkabınızı bile çıkarmayın... Mehdi 'Ya  Hakk!..' dediğinde peşine takılacağız..."

Denilenler aynen yapılır. Herkes giyinik olarak battaniyenin üzerine uzanır, ayaklarını da ranza demirinden dışarı sarkıtırlar.

Bu hali gören solcuların koğuş başkanı da arkadaşlarına sesini yükseltir:

"Siz de giyinin lan!.. Mehdi geldiğinde, ülkücülerin arasına biz de karışıp kendimizi dışarı atalım."

Bir iki saat sonra koğuştaki bütün mahkumların giyinik yattığını gören bir asker, yüzbaşının karşısına çıkar:

"Komutanım bu gece solcular da sağcılar da ayakkabı ile yattılar. Sanırım büyük bir olay olacak."

Yüzbaşı hemen bir manga askerle koğuşa gelip bağırır:

"Ne bu hal lan?.. Giyinik olarak üstelik ayakkabı ile yatılır mı?"

Bizim sofu ülkücü izahat verir:

"Yüzbaşım ilk şafakta mehdi gelecek buraya."

Yüzbaşı solculara döner:

"Siz niye çıkarmadınız ayakkabınızı?.."

"Komutanım biz de ülkücülerin arasına karışıp kendimizi kurtaracağız.”

"Ulan siz Allaha bile inanmazsınız... Mehdiye nasıl inandınız?.."

“Yüzbaşım, ya gelirse?...

Yüzbaşı bu defa bir manga askere dönüp sertçe bağırır:

"Duydunuz mu lan!.. Bu gece yatmak yok. Sabaha kadar elleriniz tetikte olacak. Koğuşta ya da koridorda beyaz elbiseli bir adam görürseniz vurun!.."

***

Dün cezaevlerinin güvenliği ve disiplini için “Mehdi”ye bile vur emri çıkartan yüzbaşının yerini 15 Temmuz’da “Mehdi’ye selam duran, şartsız biat eden generaller” aldı değil mi?..

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/890/beyaz-elbiseli-mehdi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Hamit Kürşat Karaca
25.02.2017 16:28
Alper hoca bence son yılların en muhteşem analizi. Hayatta önümüze gelen herşey bize rağmen oluşuyor diyemeyenler, ya susuyorlar, ama sonunda kan kusuyorlar. Ya da sessizce ölüyor ama yumrukları havada gidiyorlar.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar