YANGIN VAR DİYE KOŞUŞTULAR OYSA GÜNEŞ DOĞUYORDU

Hayat bir tezatlar maşeri. Dün makbul olanlar, ertesi gün gözden düşebiliyorlar. Bin sekizyüzlü yılların ortalarına doğru “anarşist” bir iftihar yaftasıdır, ama günümüzde bir idam fermanı. Günaha bulaşmamak adına, herhangi bir canlıyı öldürmemek için suyu bile süzerek içen Cainist, kör bir hayat yaşamak arzusuna karşı, ruhun zaferini ilan etmek için kendi canına rahatlıkla kıyabilmektedir; bu ise onun işleyebileceği en büyük sevap.

Antik Yunan’da Eflatun, çocukların şairleri okumamasını tavsiye ediyordu, oysa Eflatun’un memleketinde her Yunanlı çocuk Homeros’un şiirleriyle eğitime başlıyordu. Bir tanrı tanımaz olan Zola, bir kitaplığın raflarını çökertecek kadar kitap yazdıktan sonra Dört İncil’i yazmakla mukaddes kitaba sığınarak ağır bir tezadı yaşamamış mıydı? Yoksa hayatı yaşanır kılan bu tezatlar zinciri mi? Zaten hayat düz bir çizgide yaşansaydı, zikre bile değmezdi.

Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu Meşrutiyetin ilanında bulunanlar, saf ahaliyi buna inandırmayı başarmışlardı. Frizovik’te meşrutiyet için toplanan halk ne için toplandığını farkında bile değildi. Daha sonra Meşrutiyet Parlamentosunda kendisine has yeri olan İpek Mebusu Hafız İbrahim Efendi şöyle der: “Fakat durmadan bağıran bu kalabalığın meşrutiyet için hiçbir fikri yoktu.  İçlerinden bana gelip: “Sen Meşrutiyet Paşayı gördün mü, elini öptün mü, buraya gelecek mi?” diye soranlar vardı.” Kalabalıkların kulakları sestedir, ne olduğunu fark edemediği her gürültü onu peşinden koşturabilir. Bazen yığınlar, ışığa da sırtlarını rahatlıkla dönebilirler. Voltaire, “yığın, budalalarla, ukala dümbelekleri ile dolu” der. Haksız galiba.

Hayatın bize sunduğu tezatlar, cahillerin ikram tepsisindedir. Nice zaman insanlığı refah ve saadete götüren, onların elem ve ıstıraplarını azaltan keşif ve yeni buluşlara, bunlardan en çok istifade edecekler tarafından en sert ve müthiş itirazlar yapılmıştır. Dokumacılar, dokuma makinesini icat ederek mesleklerini daha kolay yapmalarına yardımcı olan ve işlerini kolaylaştıran Jacguart’ı, ölmesi için Ron nehrine atmak istemişlerdi. Ama kim bilir şimdi, Jacguart’ın öncülüğünü yaptığı bu makineler sayesinde zengin olanlar ve ondan istifade edenler, onun ruhuna en çok dua edenlerdir.

Nitekim yelken gemicileri de, Fulton’un ilk buharlı vapurunu parça parça etmişlerdi. Bugün okyanusların dev dalgalarıyla savaşan gemiciler, Fulton’u hayırla yâd ediyor olmalılar. Keza dikiş makinesinin mucidi Thimonnier, elişini kaldıracağı bahanesi ile terzilerin saldırısına uğramış, makineleri kırılmış, mahrumiyet ve sefalet içerisinde ölmüştür. Terziler de günümüzde Thimonnier’e mihnet borçlu değiller mi? Eğitim sahasında da aynı durumu görmek mümkün. Bugün bütün Avrupalı eğitimcilerin en önemli referans kaynağı olarak gösterdikleri büyük eğitimci Pestelazzi, okullara biraz hayat, neşe ve sevgiyi soktuğu için her türlü tahkire ve aşağılamaya maruz kalmış ve İsviçreli vatandaşları tarafından deli muamelesi görmüştü.

Nihayet insanı şaşırtan en ilginç olay ise, yalnızca içinde yaşadığı toplum ve coğrafyayı değil, nerdeyse insanlığın önemli bir kısmının hayatını değiştirecek rahmet Peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.v.) yapılanlardır. Allah’ın sevgi elçisini, düşmanları toplu halde bile öldürmeye cesaret edemezken Ömer b. Hattab, tek başına öldürmeye kalkışmıştı. Kendisine hidayet nasip olup Müslüman olduktan sonra da sarsılmaz bir bağ ile bağlanmıştı hakikat Peygamber’ine. Ve nihayet Hz. Peygamber de diğer insanlar gibi Rabbine kavuştuğunda, evvel emirde öldürmek için geldiği bu sevgi ummanının ölümünü kabullenememişti Hz. Ömer. Kılıcını çekerek, “Kim Muhammed (s.a.v.) öldü derse, vallahi onun kellesini uçuracağım” diyecek kadar kendinden geçmişti. Önceleri öldürmek istediği zatın ölümüne inanmak istemiyordu bu kez.  Nihayet bu durumu gören Hz. Ebubekir: “Ey insanlar, kim Muhammed’e tapıyorsa iyi bilsin ki Muhammed ölmüştür, kim de Allah’a tapıyorsa iyi bilsin ki O daima diri ve ölümsüzdür” diye haykırdığında, Hz. Ömer’in ayak bağları çözülmüş, dizleri kendisini taşıyamamıştı ve Hz. Peygamber’in ölümünü kabullenmek zorunda kalmıştı.

İnsan, ufukların ardını görmez; geleceğin hangi müjdelere gebe olduğunu bilmez. Elindeki oyuncak ile bir ömür geçirenlere, hakikat çelenklerini sunmanız da fayda etmez. Eteklerinizde gül satsanız neye yarar? Ahali gül kokusuna yabancı..

Unutmayalım ki çoğu zaman İNSANLAR, UFUKTA YANGIN VAR DİYE KOŞUŞLAR, OYSA GÜNEŞ DOĞUYORDUR.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/882/yangin-var-diye-kosustular-oysa-gunes-doguyordu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

İrfan ELBİR
23.02.2017 16:13
Şakir hocam, ömrünüz uzun olsun.. Bizi mest ettiniz..
Haşim Akten
24.02.2017 18:35
Teşekkür hocam anca bu kadar güzel anlatılabilirdi

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar