SİYASİ İKTİDARLA AHLAKİ İKTİDAR AYNI ŞEY DEĞİL.

Bugün en önemli meselemiz  ahlak davasıdır. Yaşadığımız her sıkıntının ardında ahlaki çürüme yatıyor. Sık sık terör eleştirileri yapıyoruz,terörün ağına düşenler,  aslında ahlaki bir bozulmayı temsil etmiyorlar mı?

Yolsuzluktan,rüşvetten,yalandan,kaypaklıktan,riyadan şikayet etmiyor muyuz? Bunların hepsi ahlaki dejenerasyonla yakından ilgili olan konular değil mi?  Bir ülke ahlakını,manevi değerlerini kaybederse her şeyini kaybeder.

Siyasete o kadar endekslendik ki, İslam'ın hayata nizam veren ahlaki ölçüleri ikinci plana düştü.  İslam'a ait hiç bir ahlaki  güzellik taşımayan bir toplumda kimin iktidar olduğu veya olacağı ne önem taşır. İnançsızlar gibi yaşa,çal,çırp,yalan söyle,zulüm yap sonra da İslam'ın iktidarından söz et. Bir yerde İslam'ın iktidarından söz edebilmek için orada İslam ahlakının iktidar olması lazım. Dürüstlüğün,merhametin,adaletin,doğruluğun milli ahlak haline gelmesi lazım.

Hani o ahlak iktidarı?

28 Şubat'ı hatırlıyorum,aramızda bir dayanışma,yardımlaşma ve içimizde bir manevilik vardı. Eziliyor,horlanıyor ama huzurluyduk. Allah için bir şeyler yaptığımıza inancımız tamdı. 28 Şubat gitti, başörtüsü serbest,iktidarda İslamcı bir parti var ama ben kendi adıma mutlu ve huzurlu değilim. Ahlaken 28 Şubat''ın çok gerisindeyiz. Siyasi mücadeleyi kazandık,ahlaki mücadeleyi kaybettik.

Bazen dost sohbetlerinde bunu daha iyi gözlemleyebiliyorum: Eskiden Hak'tan hakikatten,Allah'ın rızasından konuşurduk. Şimdi sohbet konularımız arasında ne hak var, ne hakikat. Oturup kalkıp ihalelerden,döviz kurlarından,ortak tanıdıkların aldıkları büyük işlerden,büyük adamlarla kurduğumuz ilişkilerden,Fetö'den,Başkanlık sisteminden  konuşuyoruz. Başka bir sohbet konumuz yok. İlgilerimiz değişti,beklentilerimiz farklılaştı,dünyayı fethetmek isterken dünya tarafından fethedildik.

Eskiden siyasetin her şeyi çözeceğine inanırdım. Siyasetin bizi çözdüğünden beri artık hiç bir politikaya inanmıyorum. Zora karşı imtihanımızı verdik,verebiliyoruz ama vara karşı hiç bir ahlaki barikatımız yok. Dünya hepimizi kasıp kavurdu.Allah için çıktığımız yolculuğun sonu dünya menfaatine talip olmak oldu.

Kimse iş yapmasın, para kazanmasın diyenlerden değilim, tam aksine çalışalım kazanalım ama bu bizim hedeflerimizi, ahlaki hayatımızı değiştirmemeli. kalbimizin ibresini sağa sola kaydırmamalı,kazanmak kıblemizde olmamalı... Nice büyük hareket dünya ile arasına ahlaki bir bent koyamadığı için kaybetmiştir. Nice dini yapı, siyaset ve dünyaya bulaştığı için tefessüh etmiştir. Nice pehlivan  dünya ile mücadelesinde tuş olmuştur.

Dünle bugün arasında mukayese yaptığım zaman İslami bir partinin iktidarı ile paralel bir ahlaki yükselme göremiyorum. Halbuki İslami siyasetle birlikte ahlaki iktidarın da yükselmesi icap ederdi. En azından öyle olacağını düşünüyorduk.Grafik tam tersine çalışmış,siyasette yükseldikçe ahlakta batmışız. Demek ki siyasi değişim her zaman ahlaki olgunlaşmaya,ahlaki kemale zemin hazırlamıyor,bazen tam tersi sonuçlar doğurabiliyor.

Demek ki  siyaset yoluyla ahlakileşme çok da netice veren bir yöntem değil. Siyaset öne çıktıkça ferdin terbiyesi ikinci plana düşüyor. Müslümanlar ahlakın iktidarına talip olmadıkça ellerindeki siyasi iktidarı da kaybetmeye mahkumdurlar.Ahlaken kaybeden siyaseten kazansa da er geç arkasındaki kitleyi kaybeder. Onun için İslamcılık iddiasında bulunanların  topluma önce ahlak ve adalet getirmeleri gerekir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/866/siyasi-iktidarla-ahlaki-iktidar-ayni-sey-degil.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar