ÂRİF ve ZARİF İNSANLAR NEREDELER?

Cemiyet hayatımızda irfani anlamda bir yokluk dönemi kol geziyor.

Bu duruma ise Kaht-ı rical demişler eskiler.

Unvan ve payeler öylesine kolay veriliyor öyle kolay pay ediliyor ki! Yazar olmak, yazar payesini almak böyle kolay değildi bir zamanlar. En az üç kitabı olmayana yazar denmiyordu.

Üç beş şiir yazana da şair denilmiyordu hiç kuşkusuz. Şimdi sosyal medyaya sorarsanız herkes şair, yazar ve düşünce adamı! Üniversite diploması olmayan kendine uzman diyor, sosyal medya uzmanı, evlilik uzmanı, iletişim uzmanı vs. Kıvır gitsin, yalandan kim ölmüş?

Hayatı boyunca Cemil Meriç okumayanlar, Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Necip Fazıl, Fethi Gemuhluoğlu, Ahmet Kabaklı okumayanlar, bu irfan mekteplerinden sanırsınız ki diploma almışlar, öylesine bir laf ebeliği yaparlar ki bunların yanında bizim gibi çocuklukları dahi onların ismiyle yaldızlanmış kimseler kendini cahil sanır!

Yani kendilerini öylesine fiyakalı, öylesine curcunalı satarlar ki kalabalıklar peşlerinden yıkar ortalığı! Boş fıçı langırdar, demiş ya atalar, öyle işte! Özel uğraşı ve meslekler böylesine yağmalanırken eksik olan irfan ise can vermektedir bir köşesinde.

Birer sanat, estetik, edebiyat, felsefe, tarih, medeniyet telakkileri olmayan bu kabilden insanlar çoğunlukla da yalakalık yaparak, el etek öperek, önemli ve değerli insanlara fazlaca sokularak kendilerine bir konum kapma yarışında da hep en önde giderler ve muvaffak da olurlar!

Onlar kazanır lakin irfan ve medeniyet hep kaybeder!

Çağ artık onların çağıdır, göstermelik olabilecek her şey artık onlarındır, ancak gittikleri her ortamda ve mekânda tepeden tırnağa sırıtırlar lakin üzerlerine giydikleri elbise kendilerine bir türlü uymaz. Uymaz çünkü ilmin, irfanın, sanatın, medeniyetin ve edebiyatın uzun soluklu bir yürüyüşü vardır, ancak bilene yakışır!

Bu uzun soluklu medeniyet yürüyüşünü bakınız Necip Fazıl ne de güzel anlatır:

“Bu cemiyetin hassasiyet kalitesi Fuzûlî’de,

Ustalık ve estetiği Bakî’de,

Kuru mantık ve aklı Nabî’de,

Belâgât ve tezyîfi Nefî’de,

Şîve ve zerâfeti Nedim’de,

İrfan ve inceliği, Şeyh Galip’de...

Ve bu şartların hepsi başka başka mikyas ve kıratlarda hepsindedir.”

Gerek klasik musikimiz gerekse klasik edebiyatımız bizim kadim hisarlarımızdır. Yahya Kemal’in “Çoğu insan anlayamaz eski musikimizden ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden” derken bizlere işaret ettiği şey de bu kadim kültür unsurlarıdır.

Bütün bu irfan erlerini bilmeden, onları okumadan, onların ruh iklimlerinden feyz almadan münevver olamazsınız, aydın olamazsınız hiçbir şey olamazsınız! Olsa olsa yapmacık olursunuz…

“Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir geleceğe bağlayan köprü olmak isterdim’ diyen Cemil Meriç’ten mazi ve ati ilişkisini öğrenemeyen;

“Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın doğu -batı telakkisini algılamayan;

“İnsan gönülden ibarettir” diyen Fethi Gemuhluoğlu’nun gönül tarifini iliklerine kadar hissedemeyen bir aydın, olsa olsa entel dantel olur…

Cemiyet hayatına sirayet eden bu yavanlık böyle giderse şayet, bizleri Bedevileştirmekle kalmayacak, maddi ve manevi bütün ruh iklimimizi temelinden sarsacaktır.

Edebiyat, tarih, felsefe, medeniyet gibi irfani eserlerimiz yorumlanırken devrin şartları, kök felsefesi ve sanatkârların bağlı bulunduğu estetik anlayışlar mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak bundan bihaber enteller bu kabilden zirve değerlerimize dahi yeri gelir dil uzatırlar!

Bu entelleri artık bir kenara alıp…

Lütfen ama lütfen arif ve zarif kültür insanlarımıza yol açalım!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/860/rif-ve-zarif-insanlar-neredeler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ahmet Çelen
18.02.2017 00:53
Meryem Hanım, çok güzel bir yazı olmuş. Ama... Seyyid Ahmed Arvasî merhumun unutulmasına dayanamam. Pek bilen yoktur ama Arvasî hocanın millet ve ülke tarihimizde açtığı iz, birçok meşhur yazardan fazla ve derindir.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar